Son Haberler
27.05.2012 Pazar 16:25
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

Başbakan: Bu gençler tinerci mi olsun?
Başbakan Erdoğan, dindar gençlik hedefi konusunda yapılan eleştiriler için "Bu gençliğin tinerci olmasını mı istiyorsunuz?" demesi üzerine twitter'da 'hepimiz tinerciyiz' hashtag'ı trend oldu. 06.02.2012 21:02

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dindar gençlik yetiştirilmesi projesi ile ilgili yapılan eleştirilere tepki göstererek "Bir haftadır köşelerinde yazanlara sesleniyorum. Bu gençliğin tinerci olmasını mı istiyorsunuz? Büyüklerine isyankar bir nesil mi olmasını istiyorsunuz? Milli manevi değerlerinden kopuk hiçbir istikameti olmayan, meselesi olmayan bir nesil mi olmasını istiyorsunuz. Biz sizlerle burada anlaşamayız" diye konuştu.

Başbakan Erdoğan, FATİH Projesi açılışı, tablet bilgisayar ve akıllı tahta dağıtım törenine katıldı. Milli eğitim sisteminde bir dönüm noktasında olunduğunu kaydeden Erdoğan "FATİH projesiyle eğitimin anlamı değişiyor, sınıfların, kara tahtanın, öğretmenin ve öğrencinin işlevi eğitimdeki konumları çok farklı bir şekilde değişiyor. Küresel ölçekte yeni bir dönemi başlatıyor, çığır açıyoruz. Dünyanın birçok ülkesinin gözleri üzerimizde, fatih projesini çok yakından takip ediyoruz. Dünyada örnek olarak gösteriliyor ve örnek alınıyor" diye konuştu. 

-"TİNERCİ OLMALARINI MI İSTİYORSUNUZ?"-

Erdoğan, dindar gençlik hedefi konusunda yapılan eleştirilerin bir haftadır devam ettiğini kaydederek "Bir haftadır köşelerinde yazanlara sesleniyorum. Bu gençliğin tinerci olmasını mı istiyorsunuz? Büyüklerine isyankar bir nesil mi olmasını istiyorsunuz? Milli manevi değerlerinden kopuk, hiçbir istikameti olmayan, meselesi olmayan bir nesil mi olmasını istiyorsunuz? Biz sizlerle burada anlaşamayız" diye konuştu. Dindar bir neslin çağdaş da olabileceğine vurgu yapan Erdoğan, "Beyler önce başınızı öne eğin de hem çağdaş hem dindar bir nesil nasıl yetiştirilirmiş onu bir düşünün. Dindar bir nesil özgürlüklere saygılıdır, farklı düşüncelere de saygılıdır. Farklı inanç gruplarına da saygılıdır. O terbiyeyi alarak yetişmiş bir nesiliz biz. O saygının nasıl gösterileceğini bugüne kadar gösterdik, gösteririz" dedi. 

"TEBEŞİR TOZU NOSTALJİ OLACAK"


Erdoğan, Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethederek yeni bir çağ başlattığını da belirtirken şunları söyledi:

"Biz de bugün FATİH Projesi ile sadece eğitim sisteminde değil, eğitimin etkilediği her alanda bir çağı kapatıyor, yeni bir çağı, bilgi teknolojiler çağını hep birlikte açıyoruz. Böyle tarihi bir ana, böyle unutulmaz bir ana şahitlik yapmanın heyecanını taşıyorum. Böyle bir projesi vücuda getirmenin, tanıştırmanın haklı gururunu taşıyorum. Bu yılın Eylül ayına kadar 3 bin 657 ortaöğretim kurumunda, Türkiye genelindeki liselerin yarısında Fatih Projesi'nin kurulumu tamamlanmış olacak. 4 yıl içinde de yaklaşık 42 bin okulda 570 bin sınıfta Fatih Projesi hayata geçecek. Kütüphanelerde, laboratuarlarda öğretmen odalarında da 620 bin akıllı tahtayı kazandırmış olacağız. Fatih Projesi sadece akıllı tahtadan ibaret değil, bu projeyle okullara değil, tek tek sınıflara yüksek hızlı internet bağlantısını da gerçekleştiriyoruz. Her okula bir tane çok fonksiyonlu yazıcı, doküman kamera kazandırıyoruz. Her öğrenciye bir tablet bilgisayar dağıtacağımızın sözünü vermiştik. Arkasında duruyor ve ilk tablet bilgisayarları da dağıtmaya başlıyoruz. Öğretmen lisemize 200 tablet bilgisayara bugün vereceğiz. Türkiye genelinde ilk etapta 12 bin 800 adet tableti öğrencilerimize teslim ediyoruz. Şu andan itibaren kara tahta kavramını artık tarihin tozlu raflarına kaldırıyoruz. Kara tahta tebeşir, tebeşir tozu zaten tarih olmuştu. Bugünden itibaren diğer yazı tahtası türlerini de artık ikinci plana çekiyoruz. Öğretmenlerimizin adeta çilesi olan, sağlıklarını dahi etkileyen tebeşir ve tebeşir tozu artık bir nostaljiden öteye geçemeyecek."

-"ÖĞRENCİ FORMATLAMAK BİZİM HEDEFİMİZ DEĞİL"-

Başbakan Erdoğan, partisinin İl Başkanları toplantısında söylediği "Dindar gençlik yetiştirme hedefi" konusunda kendilerine yöneltilen eleştirilere de konuşmasında yanıt verdi. Sözlerinin önüne arkasına bakmadan, tamamen art niyetle önyargıyla bir karalama kampanyasına dönüştürüldüğünü kaydeden Erdoğan, "Bu hükümet muhafazakar demokrat bir hükmettir, iktidardır. Dünyanın hangi ülkesine bakarsanız bakın her iktidarın belli hedefleri vardır. O ülkedeki gençlik, insanlar üzerinde hedefleri vardır. Anayasamızın 24. Maddesini bunu yazan çizenler açar bir okurlarsa devlete nasıl görev verdiğiniz gayet iyi görürler. Bu devlet şu anda hükümetimizin elinde bir hedefe doğru yürüyor. Bizim hedefimiz içinde açık söylüyorum. Yine söyleyeceğim. Bunların anlamadıkları anlamak istemedikleri bir ifade. Çünkü burada kin öfke var. önyargıları bizim üzerimize boca ediyorlar. Bir haftadır sürdürdükleri kampanya niyet okuma çarpıtma bu yolla toplumu korkutma ve kaygılandırma kampanyasıdır. Bunu on yıllardır yapıyorlar. Öğrenci formatlamak bizim bir hedefimiz değildir asla olamaz. Bizim parti olarak da hükümet olarak ilkelerimiz, ideallerimiz, hedeflerimiz yöntemlerimiz bellidir. Kimse niyet okuyuculuğu yapmasın. 9 yıllık iktidarımız neyi hedeflediğimizin, nasıl bir Türkiye arzu ettiğimizin en somut ispatıdır. Biz bir dayatmadan bahsetmiyoruz. Tam tersine özgürlük, demokrasi diyoruz. Engellerin kaldırılmasından, yolların açılmasından, Türkiye'nin prangalarından kurtulmasından bahsediyoruz" diye konuştu.

-"BU ÜLKE NE ÇEKTİYSE İKNA ODALARINDA ZULMEDENLERDEN ÇEKTİ"-

Erdoğan 1 milyona yakın öğrenciye bilgisayar kazandıran bir hükümeti böyle art niyetli eleştirmenin insafsızlık olacağına vurgu yaparken, "Benim partimin il başkanlığı toplantısında kullandığım ifadeyle neyi kastettiğim hiç yoruma bırakmayacak şekilde açıktır, sarihtir, nettir. Herkes biliyor ki biz bir dayatma arzusu içinde değil tam tersine özgürlüklerden demokrasiden yanayız. Bu ülke ne çektiyse öğrencileri formatlamak isteyen, öğrencileri belli kalıplarla, belli ideolojilerle şekillendirmek isteyen, ikna odalarında öğrencilere zulmeden zihniyetlerden çekmiştir" dedi. Erdoğan, şöyle devam etti:

"Sizler belki hatırlamazsınız, sizler belki görmediniz, yaşamadınız ama bu ülkede bir dönem kitaplar yasaklandı, toplandı. Şehirlerin merkezlerinde kasaba meydanlarında kitap dağları yakıldı. En masum kitaplar, elifba cüzleri, Hz. Ali cenkleri yasaklı ilan edildi. Bunlar evlerden toplandı. Bu ülkenin evlatlarının dini değerlerini, manevi, milli değerlerini öğrenmeleri engellendi. Kim yaptı bunları? İşte o malum CHP zihniyeti. Milli manevi değerleri öğrenenler, öğretenler cinayet işlemiş gibi tutuklandı, takip edildi. 24. madde, din kültürü ve ahlak dersi aynı şekilde bize yüklenen bir görev ve bunu devlet öğretir diyor, sadece öğretir demiyor, "eğitimini ve öğretimini yapar' diyor. Öğretim başka bir şeydir ama eğitim başka bir şeydir. 24. madde biz yapmadık, bunu geldiğimizde bunu bulduk. Anayasayımızda bu var. Gencecik çocuklar, sakallarına bıyıklarına bakarak üniversite kapılarından geri çevrildi. Okullar kapatıldı. Anadolu'nun Trakya'nın evlatlarının üniversite okumaları engellendi. Bırakın öğrencilerin kılık kıyafetlerini annelerinin babalarının fotoğraflarına bakarak çocukları okul kapılarından döndürdüler. Köy enstitülerinde öğretmen, eğitmen formatladılar. Sonra onların eline öğrenci verip öğrenci formatlattılar."

-"70 KİŞİLİK SINIFLARDA OKUDUK"-

Başbakan Erdoğan, konuşmasında eskiden eğitimde yaşanan sıkıntılara da dikkat çekerek şunları söyledi:
"Ayağımızda çarık yoktu, defter kitap, silgi, kalem yoktu. Bırakın bilgisayarı, lambaya koyacak gaz yoktuk. Bu ülkede nice çocuk ekmeğin içini silgi olarak kullandı. Yaşlılarımız bunu iyi bilirler. Öyle ki bir kurşun kalemi kullanır kullanır, bir parmak boğumuna kadar gelecek şekilde kullanacak durumdaydık. Okula tezek taşıdı analarımız, tezek dumanında ders dinledi çocuklarımız. Biz bu zulmü iliklerimize kadar yaşayan bir nesildik. Benim öğrenci arkadaşlarım 70-75 kişilik sınıflarda okuduk. Biz yine şanslıydık. 125 kişilik sınıflarda okuyan arkadaşlarımız vardı. Bu zulmü meslek liselerinde, üniversitelerde yaşadık. Öğrenmenin ve öğretmenin önüne engeller koydular, aşılmaz duvarlar ördüler, geçilmez engeller kurdular. Şurada Ankara'da Mamak'taki işçi Ahmet amcanın çocuğunun hukuk fakültesine gitmesinden, avukat hakim savcı olmasından rahatsız oldular. Saime Kadın'da evlere temizliğe giden Fatma teyzemin, Ayşe teyzemin çocuğu Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne girince rahatsız oldular. Altındağ'ın Akdere'nin, Hasköy'ün, Sincan'ın, Şentepe'nin çocukları öğretmen olmasın öğrenci yetiştirmesin istediler. Keçiören'deki marangozun oğlu, Demetevler'deki terzinin kızı, Çankaya'daki kapıcının kızı bürokrat teknokrat olmasın, sanatçı olmasın, gazeteci olmasın, torna tesfiyecilikle yetinsin dediler. İşte biz buna isyan ediyoruz."

Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

"Biz bugün de bu zihniyeti taşıyan kafalara sesleniyoruz. Anadolu'nun çocuklarının yürüyüşünden korkan zihniyete isyan ediyoruz. İkna odalarının mucitleri bugün kalkmış bizi eleştiriyorlar. Yahu kızlarımıza az mı çile çektirdiniz. İkna odalarına ses çıkaramayanlar, seslerini yükseltemeyenler bugün önyargılarıyla bizi karalamaya çalışıyorlar. Biz bunlara prim vermeyiz. Bu ülkenin bütün çocukları okuyacak, en iyi eğitimi alacak. Bunu engellemek isteyenler karşılarında bizi bulacak. Dünyanın değişik ülkelerine yavrularımızı gönderiyoruz, senede hedefimiz bin öğrenciyi göndermek. Bunu bizler başlattık ve bu devam edecek. Bu ülkenin çocukları ellerindeki tablet bilgisayarlarla bu ülkenin milli ve manevi değerlerini de en güzel şekilde öğrenecekler. Kim çocuklarını nasıl yetiştirmek istiyorsa öyle yetiştirecek. Kimse belli okulların, meslek liselerinin önüne set çekmeyecek, çekemeyecek. Aklı başında kimse baskıcı, otoriter, tek tipçi olarak itham edemez. Bu çelişkidir, önyargıdır, art niyettir. Biz burada bir kampanya olduğunu görebiliyoruz. İkna odalarını bekleyenler boşuna bekleyecekler. Bu ülkeye karamsarlık, kötümserlik, korku pompalayanlar, milletin zihniyetini bulandırmak isteyenler her zaman olduğu gibi bugün de mahcup olacaklar. Biz bu yolda sadece ve sadece sizinle, milletle yürüyoruz. Asla umutsuz, karamsar olmayın. Sizler çok büyük bir ülkenin evlatlarısınız. Sizler çok büyük bir medeniyetin varislerisiniz. Sizler tarihiyle kültürüyle çok büyük, köklü, zengin bir ülkenin çocuklarısınız. Biz size yol açacağız, güçlü bir ekonomi, ileri standartlarda bir demokrasi emanet edeceğiz." 

Erdoğan konuşmasının sonunda tablet bilgisayarların 75 milyonun ekmeğinden aşından keserek gençlere verdiği emanetler olduğuna vurgu yaparak "Bütün bu emanetlere gözünüz gibi bakmanızı sizlerden rica ediyorum. Bütün bu imkanlar annenizin ak sütü gibi sizlere helaldir" dedi. Erdoğan konuşmasının ardından Sabahattin Zaim Anadolu Lisesi öğrencilerine FATİH Projesi kapsamında tablet bilgisayarların dağıtımını gerçekleştirdi.

YORUMLARINIZ
akaltun23 - 08.02.2012 01:26
Sn. İyimser, "yorum yapanlar" diyerek çoğul eki kullandığın için zorunlu cevap veriyorum. Öncelikle başlığın ve isminle, söylediklerinin ağırlığı, hele Yunus'un o sözü tamamen çelişiyor
Sadece ülkemizde değil Dünya'da dahi kimse veya herhangi bir eğitim sisteminin, homo, lezbiyen vb. vb. insan yetiştirme gibi bir amacı olmadığını, az buçuk zeka sahibi herkes bildiği halde farklı görüşe toptan böyle bir algıyla "siz de öyle eğitin" yaklaşımı açıktır ki sadece söyleyeni bağlar. O verdiğiniz kişilikler ise dindar sandığınız toplumlar başta olmak üzere (çünkü aşırı baskı bu tür durumları tetikler) her yerde görülür. Tarihte Osmanlı saraylarından tut şimdiki sair yerler bu konularda da önde gidendir, baskı olduğu için öylelerei istatistiklere yansımaz sadece. Biraz araştırırsan öyle olduğunu görürsün. Onun için önce kendimiz kimseyi yaftalamayalım derim. Yaftalarsak n'olur? Yukardaki tvitlerde görüldüğü gibi ciddiye bile alınmayız. Çünkü çağ o çağlar değil, iletişim çağı, herkesi de içeri tıkacak yerimiz olmadığına göre, geldiğimiz kültür ne olursa olsun demokrasiyi öğrenmeye başlasak, zamanıdır derim. Ortadoğular bile 1000 yıllık uykularından uyanmışken, 90 yıllık bir müktesebatı olan bu toplumun hangi türden olursa olsun eski masallarla uyutulması devri bitiyor. o düzey söylediğiniz ancak yapmadığınız gibi sıfır noktasıdır.
Eleştirdiğin DRX'in yetiştirme tanımına bakarsan bile bizim milli eğitim amaçlarımızdan olduğunu görürsün. Ben de şahsen Atatürk'ün sadece ülkemiz için değil -bizim dışımızda herkesin farkına vardığı gibi- coğrafyamızda bizi örnek kılan süreci başlatan bir şans ve deha olduğunu düşünenlerdenim. Ama kedini ezbere kaptıran Atatürkçülerden hiç değilim, (Yanıltılmış olan asıl kitleyi tenzih ederim) çünkü gerçek Atatürk'ün de bunlarla hiç bir ilgisi olmadığını, zaten bilinçli olanların da Atatürkle bir ilgisi olmadığını, sadece kendi statükolaraını onun halk üzerindeki kredibilitesinin arkasına saklanarak biraz daha uzatmak isteğinde olanlar olduğunu gözlüyorum. Yani sona ermekte olan Atatürk değil, onun rızası hilafına ondan geçinmek isteyenlerin egemenliği. Tıpkı evrensel hukuk ve demokrasiye dayanmayan diğer her tür hep banacı egemenlik gibi.
Evet, sözünü ettiğiniz o and öğretildi, öğretiliyor, çünkü o çağın değeri olan yeni bir ulusla, yeni bir canlanış yaratmak gerekiyordu. Cihan İmparatorluğu'ndan, zamane Emperyalizminin Sevr Antlaşmasıyla, Anadolu'ya sıkıştırılarak yok edilmek istenen bir ulusun son sığınağı milliyetçilik idi. 10. Yıl ve diğer nutuklarda o nedenle "Türk milleti çalışkandır, Türk milleti zekidir" vbg. bir milli kimlik yüceltilerek tutunmaya çalışıldı.
Ancak dozajın bu ağır koşullarda biraz fazla kaçtığı görülüyor. Ki sırf doğumla gelen bu özellik giderek etnik bir aidiyeti tek üstünlük sanmaya, üstelik bizimle aynı mücadeleyi paylaşmış olanlara karşı da ileri sürülmeye başlandı. Onun için Faşizm sonrası Avrupa'da çok ufak azınlıklar dışında "milliyetçiyim"i bir çeşit tahkir olarak görür ve bunun yerine "yurtseverliği" koyarken bizde bu süreç yaşanmadı. Onlarda böylesine abartılar Irkçılık ve nefret suçlarına konu olup koğuşturulurken, bizde aksine davranış suçlama nedeni sayıldı.
Öyle ki normalde, hem bilimsellik niteliği gereği hem de çocuklarla ilgilendiğinden ve tüm çocuklar da dünya üzerinde eşit statüde (çocuk kardeşliği)görüldüğünden, bir öğretmenenin en evrensel olması gerekirken (sözde sol diğerlerinin hayattan koparak ezberlere yönelmesi karşısında da olsa) en fazla tuttuğu sendika bile, -son iktidar yakınlığı Memur sene kadar- yıllarca isminde sadece Türk olan sendikaydı. Oysa onlar -Soğuk savaştaki yararlılıkları hariç- ilk başlarda "devlet memurunun devlete karşı sendikası mı olur, bunlar devlet düşmanı" diyerek, sendikacılığa karşı mücadelenin de ilk liderleri olmuşlardı. Yani son söylediğin hususlara elbette katılıyorum.
Burada asıl mesele "dindar"a saygısızlık değil, gerçekten dindar olan, hangi inançta olursa olsun, zaten o saygıyı kendisi sağlar, sorun devletin bu işte eleştirilen statüko gibi bu kez de "dindar nesil yetiştirmek"ten bahsedilmesidir.
Oysa devletin her inançtan bağımsız ve tarafsız, eşit mesafede olması gerekir. En aşağıda Fin örneği var. Demokrasi işta oradaki, ya din eğitimi veriyorsan herkese kendi inancında verirsin, ya da bu iş devletin değil vatandaş kendisi aldırsın der, görevin olan buralarda kin ve düşmanlık öğretilmemesi için denetlersin. Ama bizim bir Sn. bakanımız bile eşitliği, herkese eşit hizmet götürme olarak bu şekilde anlama yerine; AİHM'in tescilli kararları olmasına rağmen, özetle:hala "ben kimseyi ayırmam, okulumda Sünni-Hanefi öğretim dışında başka inanç tanımam. Diyanete aldığım herkesi de imam hatip olarak atarım" diyebiliyorsa bunun Ortaçağda bile olmayan bir uygulama olması nedeniyle eşitlik adına oynanan bir ortaoyunu olduğunu görürsün.
Hani eski Yunan efsanelerinde bir hancı anlatılır: Hana gelenleri yatağa yatırıyor, boyu uzunları keserek, kısa olanları da çekerek ille de o yatağa uygun hale getiriyormuş. Yani o da eşitliği ayrım gözetmeden uyguluyormuş. Ama bir gün başka bir misafir gelmiş, keşki gelmeseymiş...
Sonuç: Devletler hukuka göre yönetildiğinden, hukuk ise 10000 yılların acı deneyimleri olarak laik olmak zorunda olduğundan ve biz Ortadoğu'ları değil onların bizi örnek almasını istiyor ve bu coğrafyayı da söylediğiniz o mezhep bataklığından kurtarmak istiyor isek, çoğulluğa ve evrensele özeneceğiz, tekilliğe ve gelenek adı altında sığ yerelliğe değil.
Ayrıca sizin gibi düşünen arkadaşlara önerim çok önceki yıllarda bu yola girildiğinde nereye gidileceğini teknik boyutlarıyla anlatan yorumlarımı okumasanız da, sizin bu düşüncenizi savunan bir din aliminin (Abdulkerim Suruş) çok yakınlarda İran’da damadının başına gelenleri anlattığı “Tanrıya yemin ederim ki Tanrı yok” yazısını okumanızdır. Gerçekler ortada dururken bir deneyelim gibi varsayımlarla uğraşılmaz çünkü. O yazıdan sonra değil, anladıktan sonra, eleştirin kimi istiyorsanız!
iyimser - 07.02.2012 19:02

YAFTASIZ VE SEVİYELİ YORUMLAR YAPALIM!

Dindar: İnancı güçlü,din kurallarına bağlı kimse.
Din inancı güçlü, din kurallarına bağlı (kimse), mütedeyyin.İşte sözlük anlamı bu şekilde tarif
edilmiş.Yorum yazan arkadaşların tarifine
bakıyor ve bu kadar bağnaz, at gözlüklü
hoşgörüsüz tariflere kızmadan edemiyorum.
Ya, kardeşim sizden dindar olmanızı bekleyen yok.
Kendi inanç ve inaçsızlığınıza ne kadar saygı
gösterilmesini istiyorsanız siz de o kadar
başkalarına saygı gösterin!Demogoji yapmayın!Sayın
Başbakan sizin böyle tepki vereceğinizi biliyordu.
Çünkü yıllardır biz şu an sizin gösterdiğiniz
tepkileri verebilmek için çırpınıyorduk ama
siz kös dinliyor; rejimin özel şartlarından bahsediyordunuz.Şimdi gördüğüm kadarıyla bizim
yılardır yaptığımız savunmayı karşıt kutup
olarak sitayişle sahiplendiniz.Ne oluyoruz!
Başbakan bu sözden sonra; "Tornadan çıkma gençlik"
istemiyoruz!" dedi.Nokta.Bu söz nasıl bir anlam ifade
eder?Her fikir ve düşünceden gençlik yetiştirmeyi
ifade etmez mi?Tabiki burada seçenek sen olacaksın!
Yani bireyler...İster çocuğunun inandığın üzre yetişmesini,istersen inanmadığın üzre yetişmesini seçersin.Müslüman olmayabilirsin, o zaman dinin ne ise
o dinle ilgili eğitim aldırırsın.Eğitim sistemimiz neydi öyle, hala da devam ediyor;Ülkemize yerleşmiş
Alman,İngiliz,Fransız çocuklarına; ülkemizdeki Kürt
çocuklarına tek ve totaliter parti döneminin yemini
olan "Türk'üm doğruyum, çalışkanım...Varlığım Türk
varlığına armağan olsun!" yeminini ettirmiyor muyuz?
Allah aşkına bu sergilediğimiz bir komedi, bir karikatür
değil mi?Bu mu çağdaş devlet olmanın yolu?Hiç kimse
bunu eleştirmeye bile cüret edemiyordu.Neden? Askeri ve
totaliter zihniyet sebebiyle.Şimdi uyanış dönemi ve
etnik kimliğin kutsandığı bir dönem değil.Allah aşkına!
en büyük "İnsanlık" ortak paydamız varken neden kendimizi dar bir çerçeveye hapsediyoruz.Dinimizin "Yaratılanı severim, yaratandan ötürü" düsturunu
yok mu farzedelim?Bu sözün kapsamında "Yaratılan" herşey;insanlar,hayvanlar, bitkiler v.s, herşey var.
Tabiki öncelikle ülkemizi ve "vatandaşlık" ortak
paydamızda olan etnik grupları sevmemiz gerekiyor.
Kin ve nefret kan ve gözyaşında başka bir şey
veriyor mu?İşte sözlük anlamı itibariyle "Dindar"
olabilmemiz bile bize kafi geliyor.Keşke Irak'ta
Afganistan'da rant için savaşan;Suriye'de mezhep savaşları kurgulayanlar da bizim "Yaratılanı severiz,
yaratandan ötürü" sloganımızı bilseler tepkilerini
o kapsamda verselerdi.Dünya barış içinde yaşanılan bir dünya olmaz mıydı?Dünyaya yön vermeye çalışan güya büyük
ama bizim gözümüzde küçük devletler İran'ın nükleer silaha sahip olmaması için müdahaleyi bile düşünüyorlar.
İran nükleer silaha sahip olmuş, olmamış; farkeder mi?
Zaten dünya üzerinde dünyayı yüzlerce sefer yerle bir
edecek nükleer silaha silaha insanlık olarak sahip
değil miyiz?Bütün nükleer silahlar Uluslararası Atom
Enerjisi Kurumu envanterinde kayıtlı silahlarken
İsrail yüzlerce kayıtdışı nükleer silah başlığına sahip ama Türkiye'den başka tepki veren yok.Amaç nükleer
silaha sahip olunması değil müslüman bir ülkenin
sahip olmaması.Pakistan'da bu silaha sahip ama
görüyorsunuz başına gelenleri.
Sözün özü diyorum ki; bırakalım bu tür boş ve
anlamsız tartışmaları da uluslararası sorunlara
savaş açalım ki, insanlığa bir nebze de olsa faydamız
olsun!
Ömer SİNSOYSAL - 07.02.2012 17:55
İlk uçan insanı (Hazerfan Çelebi) sürgünlerde öldüren medrese ve tekke zihniyetini almayalım be anam. "Yeni bir şeyler söylemek lazım cancağazım". "Asım nesil", "Altın nesil", "Dindar nesil" gibi söylemler "okyanus ötesi"ne göndermelerdir. Bilimsel bilgi kaynağından beslenmeyen sular gelecekte sadece sel gibi afatlara sebep olur. Bırakın İlahi bilgi pınarı kendi mecraında aksın. Bu dünyaya "Yeni bir şeyler söylemek lazım cancağazım" da nerede o bilimsel bilgi pınarından beslenmiş beyin çağlayanları!..
İyimser - 07.02.2012 17:40
Bu kadar infial içinde olmanıza gerek yok.
Hiç kimde sizin çocuğunuzu alıp dindar
olarak yetiştirmek istemiyor.O kendi
camiasına söylenen bir laftı.Siz serbestsiniz;
çocuklarınızı, homoseksüel, lezbiyen, ateist
olarak yetiştirebilirsiniz."Dindar" denilince kafanızdaki olanca bağnaz,tutucu, itici
karakter varsa daha doğrusu beyninize enjekte edilen
olumsuz karakterler varsa "Dindar" kelimesinin
üzerine yıkmışsınız.Ayıptır, günahtır.Siz yıllarca
tornadan çıkmış Darwinci nesil yetiştirdiniz millet
size birşey dedi mi?Size dindar gençlik dayatması
da yok, çocuklarınızı dindar yapmak isteyen de...
İster uyuşturucu müptelası olup genç yaşta
altın vuruştan(!) gider, isterse "Dinsiz" olup
dindarlara küfreder.Kimsenin size bir dayatmada
bulunduğu yok.Bu kadar abartmayın lutfen!
Ama biz çocuklarımızın höşgörülü ve saygılı
olmasını istiyorsak buna da karşı çıkmaya kalkmayın.
Dindar denilince (DRX) kafasında öyle bir şablon
yer almış ki gerçekten de tornacılar onu çok
güzel (!)tornadan geçirmiş.Nasılda tarif ediyor
ham softa, kaba yobaz kılıklı karakteri.Kardeşim
senin o tarifin yeşilçam filmlerinde kaldı.
Kafandaki itici karakter bizim arzuladığımız
karakter değildir.Git "Feto" diye yaftaladığın
Dindar ve din adamının okullarına bir bak
dindar değil belki ama şahsiyetli karakterli insanlar nasıl yetişiyor?Kalbur üstü bürokratlar nasıl yarışıyor
çocuklarını o okullara verebilmek için.
DR.X - 07.02.2012 11:02
Dindarlık,devamlı bilmediğin anlamadığın duaları ezberşlemek, söylemek değildir.Dindarlık tespih elinde,metroda,otobüste,otururken,yürürken allaha dua etmek de değildir.Paran varken,zenginken,"Alşlahım benim varlığıma varlık kat da,beni çok çok zengin et"diyerek dua etmek de,asla dindarlık değildir.
Bunları yaparak yaşmak,vaktini boşa heba etmektir.
Sayın Erdoğan,"dindar yetiştirmiyelim de,tinerci mi yetiştirelim"gibi biz söz etmiş.
Tinercileri bir araştıruın ya,,ailelrini bir araştırın bakalım,o çocuklar hangi aile çocukları.
Çoğu 5 vakit namzını kılan,vaktini ayetleri okumakla geçiren,ama doğru dürüst geliri olmayan,sıkı disiplinli,karı koca dırdırı fazla,çocukların sırtında dayağı eksik etmeyen dindar ailelerin çocukları.
Demek ki,Türkiyeye dindar,ezberleyen devamlı allahtan dileyenler değil,doğruyu bilen,algılayan,düşüne bilen,keşfeden,iş yapmasını bilen kendikendine yeten,şidete emeyilli olmayan,iyi aile reisi olabilecek,insan psikolojisinden anlayabilen bireyler yetiştirmek gerek.
Siz dindar nesil değil,partiye müftelâ olacak,beyni yıkanmış,"dehhh"..desen yürüyen,"çüşş" dediğin zaman duran nesil,yetiştirmek istiyorsunu.
Ama bu çeşit bir millet,bazan koptuğu zamanlar oluyor,o zaman da siz kaddafinin durumuna düşersiniz.
Bize alimler yetiştiren,bilginler yetiştiren,iyiyi-kötüyü doğru olarak ayırd edebilen,öldüklerinde cennete gideceklerine inandıkları için değil,yaşarken yaşamın muteşem olduğunu idrak edip,yaşam sevincine sahip nesilleri yetiştirecek öğrenim gerek."Sabahtan akşama kadar "bu yol nereye giideeer-bu yol nereyeee giider,diye ilahi dinleyen beyin,gelişemz.İLâhıleri bırakıp,hesap makinesi ne?Computer ne?Nasıl yapılıyor,nasıl çalışıyor.Tekniği ne,hangi formül üstünde inşa edilmiştir"leri düşünenler gerek.
"Adamın biri metroda üç kişilik bir sandalyaya yıyılmış, başında take, bir elinde tespih,birşeyler herkesin duyabilceği bir sesle mırıldanıyor,herkeste ona bakıyor.Masus gittim,"müsade varmı"diyerek toparlanmasını isteyip yer açarak oturdum.Biraz sesini kesti,velâhavleyi çekti,tekrar devem etmeye başladı mırıldanmaya.Ben"şşiiiişşşt"dedim.ibadetin sesizi,yanlızbaşına yapılanı,makbuldur.Sesinle hareketlerinle başkalarını rahatsız edemezsin,sonra burası ibadethane değil,ya camiye-yada evinde bir odaya izdivaya çekil,hayatın boyuınca mırıldan ne mırıldanırsan.
Tinerciler,asla parası olan,akıllı ailelerin çocukları değil.ezber kabilyetli,disiplinin dozunu ayarlayamayanların,geliri kıt olanların çocukları.
Eğer,iyi insanların yetişmesini isteyen bir iktidar varsa,o zaman sosiyal sistem makinizmasını iyi çalıştırılmalı,asgari ücret yaşanacak hale getirilmeli,siyasi alanın desteği ile oluşan hortum ve rüşvetleri bitirilmeli.
Öğrenim ve eğitimide,çocukların beyinlerini sulandıran,zekâlarını,matıklarını kitleyen cinsten değil,düşüne bilen,iyiyi-kötüyü ayırd eden,bilgiyi ezberleyerek değil,köküne inen,bilginin oluşumunu inceleyen,Allahın,tabiatta gizli olarak verdiği (beyinlerin gelişmesiyle görülebilen) teknikleri ortaya çıkarabilen, icatları yapabilcek kabilyete ulaşabilecek nesil yetiştirin.
Dindar, mindar deyip,zaten,yanlışlıklarla gerken sevyeye gelemeyen Türk Milletin sevyesini daha çok düşürecek hatalar yapmayın.
Atatürk İlke Ve İnkilâpları en doğru yoldur.Akıllı olanlar onları incelesin,asıl dindarlık o yol olduğunu göreceksiniz.
Sizin dindarlık dediğiniz yol,Arapların,kzı çocuklarını kız doğdu diye,diri diri kuma gömüldüğü yerden,Müslümanlık merkezine taşımış,ama Kerbelayla başlayrak bu merkez devemlı geriye sayılıp, dönerek ilerledikleri karanlık yoldur.
O asıl müslümanlıktan,dindarlıkdan sapmak,insanı açıkgözler tarafından kulanılır hale getirme yoludur ki; bu da çok yanlıştır.
Osmanlı Devleti,Fetvalarla idare edilmeye başladığı çağdan itibaren,gerileme devrine girmiştir.
Tarihi de,tarihçilere sorup,iyi öğrenerek gerçekleri bilin.

metin durmaz - 07.02.2012 09:05
arkadaslar cakma ip ve twitter hesaplarıyla interneti dolduruyorsunuz, sonra muhalefette bu yalanlarınıza lnanıyor gaza geliyor ama secimlerde sandıkdan yine akp cıkıyor. İstesenizde istemesenizde adamın fikir ve idealleri bu halka uygun dogru geliyor ve halk tayyibe inanıyor:) gecmis olsun
akaltun23 - 07.02.2012 02:01
Kavramlar, bilimsel anlamları dışında herkesin kendi yorumuna göre kullanılırsa, maalesef varılacak yer ancak havanda su dövme oluyor. Acilen ortak bir sözlüğe ihtiyaç olduğu da görülüyor.
Milli Eğitim Temel kanununa bakılırsa nesillerin nasıl yetiştirileceği orada gösterilmiş, orayı demokratik evrensel kurallara uygun hale getirirsek, yetişen nesiller de önce insan olmanın bilincine varır. Sonra da hangi dine veya inanca aitse ona göre kendini eğitir. Devletin bu kadar ideoloji zorlamasına da gerek kalmaz. O zaman tinerci de olmaz, başkası da...Zaten dünya üzerinde bunu öğütleyen, kimse de yok,
hiçbir eğitim sistemi de.
Ayrıca Anayasamız 24. madde "kimse inancı veya inançsızlığından dolayı kınanamaz, suçlanamaz" da der. AİHM'de bunun için önce Yunanistan'a sonra aynı zihniyetteki bize "kimliğinde bile devlet olarak bunu soramazsın" der, kaldı ki "belli bir inancın dindarını yetiştirsin" devlet.
Örneğin bugünkü bir haber Finlandiya neden eğitimde dünya lideriymiş:
"ANA DİL EĞİTİMİ ve ZORUNLU DİN EĞİTİMİ
Finlandiya’da zorunlu eğitim 7 – 16 yaş arasını kapsıyor. Ancak ülkede 7 yaş alt limitini daha da aşağıya çekmek yönünde süren tartışmalar var. Fin okullarında din eğitimi zorunlu. Ama tek din eğitimi uygulanmıyor. Herkes kendi dinini öğrenebiliyor, Müslüman da Hıristiyan da kendi dinini eşit şekilde öğrenebiliyor. Ana dil konusu da Finlandiya’da oldukça önemli. Farklı ülkelerden insanların bir arada yaşadığı, çok sayıda göçmenin olduğu Helsinki’deki okullarda 44 farklı dilin öğretilebildiğini söyleyen Eğitim Bakanlığı yetkililerinden Jari Rajanen, “Ülkede çok az sayıda bulunan Çingeneler için bile Roman dilini okullarda öğretiyoruz, bu sayede herkesin kendi ana dilini öğrenmesini ve korumasını sağlıyoruz” diyor.
Oysa dün Sn. Bozdağ, "Alevi dedesini de atayacakmısınız? sorusuna, tabii, biz ayrım yapmayız, imamhatip olarak atayacağız, camiye"
Yani Sn. Bozdağ, bu ülkede yaşıyor olsa, hiç kimseyi ayırmayıp herkese eşit davranarak, tek bir ders olarak Hıristiyanlık dersini verecek, aldığı görevliyi de hangi inançtan olursa olsun kiliseye zangoç olarak atayacak!
Y.B. - 06.02.2012 23:13
Çok talihsiz bir açıklama dini vecibelerini yerine getirmeyen gençlerin hepsi tinercimi oluyo hayret.Dindar olan çağdaş olamıyomu demiş,zamanında hem laik, hem dindar olunmaz demişti bu ne çelişki. hem dindar olunur, hemde laik olunabilir. HEM DİNDAR HEMDE ÇAĞDAŞ OLUNMAZ.
can ramim - 06.02.2012 22:11
Sen nerde yetiştin başbakan?
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.
1