BAŞBAKAN ‘IN TAARUZU DOĞAN’NIN MUARIZLIĞI
Başbakan’la Aydın Doğan arasında ki söz düellosu tüm hızıyla sürüyor. Tayyip Erdoğan’ın taarruzu buna karşın Aydın doğan’ın muarızlığı, gündemin en önemli konusu olma özeliğinden henüz bir şey yitirmiş değil.
Kapışmada şu taraf haklı bu taraf haksız şeklinde bir yaklaşım göstermiyoruz. Çünkü her iki tarafın da günümüzde anketlerle tartışmasız ortaya çıkmış olan, bizim de katıldığımız kesinleşmiş bir yönü var. Nedir o yön? Her ikisine de Türk halkının büyük çoğunluğu gerçekte güvenmiyor, “medya patronu” ve “siyasetçi” olarak tabii. Ne yazık ki bu iki olgu “medya” ve “siyaset”; halkın ancak alt seviyelerde güven duyabildiği toplum gerçeği hatta “fenomeni”!...
Önce şunu söyleyelim. Başbakan Tayyip Erdoğan yaptığı son haftalarda ki çıkışlarında, kullandığı üslup, ortaya koymuş olduğu tavır nedeniyle yüzde yüz hatalı, hatta bu yönüyle “vahim bir yanlış”ın içinde…
Aydın Doğan’a ve medyasına gelince; Başbakan’ın hatalı tutumu nedeniyle, konjonktürel olarak, son günler itibarıyla düellonun haklı tarafı gibi görünebilirler. Zira Bir Başbakan medyaya karşı böylesine “açık verecek”, “aylar yıllar sürecek” bir tartışmanın faali olduğu sürece; haklı görünen taraf her zaman karşısı yani medya olur.
Ancak madalyonun öbür yüzüne gelince… AKP’yi bugünlere getiren, böylesine palazlandırıp adeta “tek parti diktatörü” yapanların en başında, geçmişteki tutumu nedeniyle Doğan grubu yer almıyor muydu?
Deniz feneri olayına kadar, Başbakan’ı ve partisini ne zaman ve hangi konuda eleştirdiler? Kötü icraatı nedeniyle hangi yazı ya da haberleriyle rahatsız ettiler. Gerçekleri korkmadan, çekinmeden yazan ve sapına kadar dürüst köşe yazarlığı yapan Emin Çölaşan’ı niçin Hürriyet’ten kovdular?
Hangi yolsuzluğu son birkaç ay öncesine kadar ne zaman gazetelerinde dile getirdiler? Varsa yoksa, Aydın Doğan işadamı olarak her yönden alsın başını yürüsün, başı göklere ersin diye pek çok şeyi, daha doğrusu gerçeği görmezden gelmediler mi? Çölaşan son kitabında bu yönde yaşanan rezaletleri bir bir ortaya koymadı mı?
Bugün ülke gizli gizli şeriatçı emeller taşıyan, gözleri paradan ve servetten başka bir şey görmeyen ve gittikçe üreyen, palazlanmış siyasetçilerden ve “zenginleşmiş ve yeşillenmiş” işadamlarından geçilmiyor. Anayasamızın amir hükmü laikliğe karşı olduğu mahkeme kararıyla tescillenmiş bir parti, haksız yere palazlanıp böylesine fütursuzca icraatlar içerisinde olabilir miydi?
Aydın Doğan ve medyası, bugün için konjonktürel olarak, tartışmada haklı olan taraf gibi görünseler de, geçmişin hatta ülke tarihinin, görevini yapmama yönünde en büyük suçlularıdır. Ne demek şu sözler Allah aşkına? “kardeşim ne güzel maaşlar alıyoruz, paralar kazanıyor tatlı hayatlar yaşıyoruz, bakalım keyfimize içelim pahalı şaraplarımızı, neden dokunuyorsun Başbakan’a, Maliye Bakanı’na… Yazacak şey mi yok. Muhalefeti yaz, CHP’yi yaz, kuş gribini yaz…” yazarına, bir gazetenin genel yayın yönetmeni böyle şeyler söyler mi?
Gazetecilik ve köşe yazarlığı kamu görevidir. Toplum, millet, halk, vatandaş adına yürütülen görevdir... Sen pahalı şaraplar içeceksin, gazeteci olarak gerçekleri görmemek için “korkunç tatlı paralar” kazanacaksın diye ülkede yaşanan vahim durumu milletin gözünden kaçırıp, ortalığı tozpembe göstereceksin? Ama millet yoksulluktan, sefaletten kan ağlayacak, yolsuzluklar alıp başını gidecek umurunda olmayacak!... Bu nasıl gazetecilik?
Ülkede şeriat tehlikesi gittikçe artacak, laiklik yok edilmenin hedefi haline getirilecek, “Cumhuriyet tarihinde görülmemiş ölçüde içten ve dıştan ülke tehdit ve saldırı altında olacak”(Yaşar Büyükanıt’ın açıklaması), ne idiğü belli olmayan kafası örümcekliler, havadan paralar kazanarak köşeler dönüp zengin olacaklar, sonra da, bir zamanlar haksız çıkar ve beklentilerin için el üstünde tuttukların, çıkar borularını kapattıkları zaman, bugün çıkıp ortaya, ağlayıp sızlayıp mazlumu oynayacaksın!..
Kim inanır böyle bir tiyatroya!...
BURHAN ÖZBEY