BAŞBAKANI ELEŞTİRMEK YASAKMIŞ!…
Devlet Tiyatroları’nda ki oyunlar sırasında Başbakanı sahnede eleştirmek yasakmış…
Nereden öğrendik bunu?
Usta oyuncu Müjdat gezenin açıklamasından.
Gezen, tiyatrosu için yapılan 30 milyarlık devlet yardımını kabul etmemiş.
Yardımı reddetme gerekçesini, yayınladığı basın bülteninde bakın nasıl açıklıyor.
"Trabzon Devlet Tiyatrosu sanatçılarının Rize’de oynadıkları bir oyunda, Başbakan’ın bir vatandaşa kızarak sarf ettiği ’Ananı da al git’ sözünü kullandıklarını ve bu nedenle dört sanatçıya ihtar cezası geldiğini okudum. Kendi oyunumda aynı sözleri, fazlasıyla söylüyorum. İhtar alan arkadaşları aradım. Bana, ihtarın gerekçesi olarak kendilerine söyleneni anlattı ve ’Ankara’dan, özel tiyatro olsanız söyleyin ama, siz maaşınızı devletten alıyorsunuz, onlar aleyhinde bir söz söyleme hakkınız yok dediler’ dedi. Ben de bunun üzerine, devlet yardımını kabul etmeyeceğimi bildirdim. Ayrıca resmi mektup da yazarak bilgilerine sundum." (Basından)
Öyleyse hemen sorumuzu soralım…
Eğer Devlet Tiyatroları’ndaki oyunlarda Başbakan üstü kapalı övülürse, prosedüre uygun mu oluyor acaba?
O zaman ortada her hangi rahatsızlık ve suç oluşmuyor!
Vay vay!... Ne günlere kalmışız da haberimiz yokmuş.!
Yıllar önce devlet memuru iken (teftiş Krl. Başkanı iken)) basında makaleler yazdığımız ve kimi yazılarımızda devrin başbakanına ve cumhurbaşkanına “hortumcu” anlamına gelecek sözde imalarda bulunduğumuz suçlamasıyla, (onca yazı yazdıktan sonra) Bugünün Başbakan’ının YÖK Başkanı’na olan ünlü söylemiyle; “ipimiz çekilmişti”
Eğer ayni kişiler, daha doğrusu devletin tepelerinde ki muhteremler için övgülü yazılar yazmış olsaydık, devlet memuru olarak basında yazılar yazmamız, 657 Sayılı Devlet Memurları Yasası’nın 15. Maddesi’ne göre “büyük olay ve suç” olmayacaktı ve “vatan hainliği ile (!)” suçlanmayacaktık!
Yazılarımızda suç oluşturacak ifadeler yoktu.
Bir yazımızın başlığı şöyleydi;
“500 milyarlık Çiller 25 milyonluk kahveci”
Tansu Çiller DYP Genel Başkanlığı’nı henüz devralmış yeni başbakan olmuştu.
Mal varlığını açıkladı; 500 milyar liraydı.
Adnan Kahveci’de o sıralarda trafik kazasında yaşamını yitireli sanırız birkaç ay olmuştu.
Geriye bıraktığı mal varlığı(mirası) o zaman ki parayla 25 milyon liraydı. Basında bu yönde haber ve değerlendirmeler çıkmıştı.
O da rahmetlinin kazadaki arabasının hurda fiyatıydı.
Sözü edilen yazımızda demiştik ki;
“Karı koca birinci derece devlet memuruyuz ve ikimizin gelirinin toplamı Özbey ailesi olarak Çiller ailesinin mal varlığının binde biri bile değil.
Diğer taraftan, ayni parlamentoda iki milletvekili, birinin mal varlığı 25 milyon lira öbürünün 500 milyar lira…” Bunları dile getirmek ve yazmak “büyük suç” olmuş…
Her devrin “köpekleri” olduğu gibi o devrin de çeşitli yerlerde iki ayaklı “köpekleri” vardı.
Yazımızı zaman yitirmeksizin Ankara’nın yüksek tepelerine ulaştırmışlar.
Bakanlıktan gönderilen “güdümlü bir müfettiş” tarafından ifademize bakılmadan “büyük suçlu” ilan edildik ve “ipimiz çekildi(!)”
“O müfettiş faciasını” görüp yaşadıktan sonra 25 yıla yakın yaptığımız müfettişlik mesleğinin kimlerin elinde olduğuna tanık olup içimiz çok yanmıştı.
Bir müfettişin bu denli taraflı ve bağlı olduğu makamın kuklası olarak nasıl vicdandan uzaklaşacağını ibretle görmüştük. (O dönemde, ulusal basında önemli kalemler, uğradığımız söz konusu haksızlığı yazılarında dile getirmişler ve yönetenleri suçlamışlardı.) Böylesi çirkin vicdanlı, şahsiyetsiz kişileri, bazı makamların nasıl ve neden bu mesleğin içerisinde tuttuklarını daha iyi anlamış olduk!
Trabzon Devlet Tiyatrosu’nun çok değerli olduğuna inandığımız saygıdeğer sanatçıları da anlıyoruz ki; bir ölçüde bize benzer bir gazaba uğramışlar!
Damdan düşen damdan düşenin halini daha iyi anlar.
Bu her zaman böyledir.
Tepeleri överseniz, onların “yalakası” ve “şakşakçısı” olursanız, onurlarınız yerlerde sürünür ama tepelerin prensi/prensesi olursunuz(!)
Sayın Müjdat gezeni içtenlikle kutluyoruz!
Davranışının ülkede “mebzul” miktarda bulunan, şahsiyeti uçmuş, çıkar için her şeyi yapacak denli gözü dönmüş “çirkin insanların” utanmaları ve ibret almaları adına yürekten alkışlanacak bir onur tablosu olduğunun da önemle altını çizmek istiyoruz…
Oysa… Bugün özellikle yerel basında, sözümüz ona adlarına gazete ya da televizyon denilen sözde yayın organlarından o paraya (30 milyara) takla atacak yüzlercesi var!
Örneğin adam bir yerel televizyon satın alıyor, ilk günden amacının; kentin büyük belediyesinden milyarca para koparmak olduğunu açıkça çevresine söyleyebiliyor! Bunun için de her türlü çirkinlik içerisine girebiliyor! Hatta gireceğini de çekinmeden sağa sola ilân edebiliyor!
Öbür yandan ensesi kalınca bir muhterem yerel bir gazete çıkarıyor, aklı yine “yerel yönetimden” nasıl büyük paralar koparırım arayışında! Hedef ne şekilde olursa olsun devletten ciddi paralar koparmak ve öyle yaşamak!
Sevgili okurlar:
Bunlar afaki söylenen sözler değil.
Aklı selim sahibi herkesin rahatça görüp tanık olacağı durumlardır!
Bu tür medya ile mi ülkede gerçekler olduğu gibi ortaya konacak ve doğrular yazılacak? Bu olanaklı mı hiç?
“Yalaka basın” , “şakşakçı basın” , “satılmış basın”la mı ülkede barış, huzur, kardeşlik ve birlik beraberlik sağlanacak?
Demek, Devlet Tiyatroları’nda Başbakan’ı eleştirmek yasakmış!
Başka ne denir ki?
Neden ülkenin bu durumlara geldiği şimdi daha iyi anlaşılmıyor mu?
BURHAN ÖZBEY