<!-- /* Font Definitions */ @font-face {font-family:Tahoma; panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:553679495 -2147483648 8 0 66047 0;} @font-face {font-family:Verdana; panose-1:2 11 6 4 3 5 4 4 2 4; mso-font-charset:162; mso-generic-font-family:swiss; mso-font-pitch:variable; mso-font-signature:536871559 0 0 0 415 0;} /* Style Definitions */ p.MsoNormal, li.MsoNormal, div.MsoNormal {mso-style-parent:""; margin:0cm; margin-bottom:.0001pt; mso-pagination:widow-orphan; font-size:12.0pt; font-family:"Times New Roman"; mso-fareast-font-family:"Times New Roman";} @page Section1 {size:595.3pt 841.9pt; margin:70.85pt 70.85pt 70.85pt 70.85pt; mso-header-margin:35.4pt; mso-footer-margin:35.4pt; mso-paper-source:0;} div.Section1 {page:Section1;} -->
Başbakan’ın gözyaşları, şehit analarını kanlı gözyaşları
Başbakan iktidarı elinden kaçırmamak ve Cumhurbaşkanlığı yolunda sağlam adımlar atmak için, her şeyi yapmayı ve göze almayı; vazgeçilmez yol olarak belirlemiş durumda…
30 yıl önce idam edilmiş bir gencin (teröristin), annesine (ailesine) yazmış olduğu son mektubunu okurken, kürsüde gözü yaşlı gözükmesi, pek çok kişiye göre hiç mi hiç inandırıcı gelmedi…
Mektup metnini Başbakan’ın önüne koyan daha doğrusu promtere (camda ki yazılara) aktaran, danışmanları; merak ediyoruz, şöyle bir not düşmüşler mi acaba; “ Sn. Başbakan bu bölüm okunurken, duygusallık görüntüsü zirveye tırmandırılacak, gözler yaşlanacak ve ses mümkün olduğunca titrek olarak izleyenlere yansıtılacak…”
Kamuoyu, Başbakanın kürsüde gözlerinin yaşlarla dolmasını ve sesinin titremesinin, gerçek mi yoksa Devlet Bahçeli’nin dediği gibi, riyaya mı dayandığı yönünde günlerdir tartışma ve değerlendirme içinde…
Tartışılması gereken öncelik şu:
30 sene önce idam edilmiş bir gencin (teröristin) mektubunun, Başbakan tarafından çıkıp kürsülere okunmasının gereği ve mantığı var mıydı? İlk önce ona bakılması gerekir, yoksa Tayip Erdoğan’ın gözyaşları sahte miydi, gerçek miydi diye değerlendirme yapmaya girmenin hiç mi hiç anlamı yok… DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk’un dediği gibi; “Başbakan olayı belki (gencin idamını) yeni öğrenmiştir(!)”
Ne günlere kaldık!
Kadın yazarlardan Vatan gazetesi köşe yazarı Ruhat Mengi’nin yazılarını, pek çok erkek yazardan daha erkeksi buluruz. Çünkü yazılması gerekenleri kıvırmadan ve ne yazılması gerekiyorsa hakkıyla ve sapına kadar yazıyor…
Ne diyor Sn. Mengi?
“Gözyaşı tartışması...
Medya’da 12 Eylül’le ilgili konuşma sırasındaki gözyaşları samimi, değil mi tartışması yapılmakta. Aslına bakarsanız, son yıllarda siyasetçilerden o kadar çok ağlama seansı izledi ki, ben samimi değil mi tartışmasına girmeyeceğim.
Siyasetin içinde doğmuş biri olarak siyasi gözyaşlarının hiçbirine inanmıyorum. Ama asıl önemli olan samimi olması, olmaması değil ayıp olmasıdır. Koca koca devlet adamlarının ağlaması ayıptır o kadar…
Hani “erkekler ağlamaz”dı, hani bugünlere kadar bize bu masalı anlatıp durdular… Geldiğimiz noktada en çok erkekler ağlıyor.
Yetti artık, buna son versinler!. (Vatan- 25 Temmuz 2010)
Ruhat Mengi haksız mı?
Gerçekten de nedir bu Allah aşkına?.. Belli mevkilere gelmiş insanları daha doğrusu milletin milletvekili diye seçip Meclis’e gönderdiği yaşını başını almış kişileri, neredeyse her daim gözü yaşlı görmenin, mazur görülecek bir tarafı var mı?
Başbakan çıkıyor kürsüye, bir dörtlük okuyor, haydi grupta ya da meclistekilerin önemli bölümü gözyaşlarına boğuluyor!... Acaba, ağlar gözükmek Başbakan’a bağlılığın bir kanıtı olarak televizyon ekranlarına yansıdığı için, “koltuk sağlamlığı” yaratıyor da ondan mı bu kadar gözyaşı dökmüyorlar diye düşünmeden de edemiyoruz(!)
Ayni gün yedi şehit vermişiz, Sayın Başbakan ondan söz etmiyor, gözyaşı dökmüyor, kendisi 24 yaşında iken olmuş 30 yıllık bir olay için, Meclis kürsüsünde milletin önünde gözyaşlı duygusal tablolar sergiliyor…
Kim ne derse desin, biz böyle sahneleri, yani kurgulanmış tabloları, Türk siyaseti adına ayıp sayıyoruz… Koltuk, makam ve onların getirileri meğer ne tatlı ve ne vazgeçilmezmiş ki, insanlar bu uğurda her kılığa girmekte sakınca görmüyorlar!
Sizin ağlamalı konuşmaları yaptığınız gün, Güneydoğu’dan Türk Bayrağı’na sarılı bir tabut, bağrı yanık bir annenin önüne geldi. Anne “kanlı gözyaşları” içerisinde şehit evladının tabutuna sarılarak ve haykırarak ne diyordu biliyor musunuz Sayın Başbakan!
“Ne olur yavrum kalk bana şaka yaptın de!..”
Pek çok insana göre, kurgulanmış ve sahte olduğu iddia edilen gözyaşı döktüğünüz gün, o annenin gözyaşları; “kanlı akan” gerçek gözyaşlarıydı…
Ayni gün ölen Türk evladını bir kenara bırakıp, 30 yıl önce ki yarım asrı geçmiş bir olayı, tiyatro sahnesinde gibi ortaya koydunuz! Sayısız insan böyle düşünüyor!...
Eğer bu konuda samimi olsaydınız; İktidara geldiğiniz 2002 yılının hemen sonrasında;
2003 yılında,,,
2004 yılında…
2005 yılında…
2006 yılında…
2007 yılında…
2008 yılında…
2009 yılında
12 Eylül darbesini neden hatırlamadınız da, 2010 yılında, apar topar, gece sabahlara kadar uyumayarak, iki ayda anayasa değişikliğine gitmek gibi bir telaşın içine düştünüz? Üstelik de, halk oylamasına götürmekte olduğunuz, bu değişikliği halkın en az yüzde doksanının ne olduğunu anlamadığı bir gerçek ortada iken!...
Acaba iktidar olduğunuz geçtiğimiz yıllarda, okuduğunuz o mektupla ilgili olarak geceleri sürekli ağlıyordunuz da, bizler, halk, millet bu acıklı durumdan haberdar mı olmuyorduk!.. Böyle yaparak, referandumda halktan “evet” oyu alacağınızı mı düşünüyorsunuz(!)?
Sevgili okurlar…
Bekleyin önümüzde ki günlerde, sahneye daha neler konulacak ve ne kurgularla kamuoyunun önüne çıkılacak. İçinde generallerin de olduğu son 102 subayın tutuklanmasına yönelik yargı kararı gibi
Daha çok sürprizler var!... Bekleyin!...
BURHAN ÖZBEY