BAYKAL VE SİLİVRİ
İstifa, toplum katmanlarında çeşitli düşünce ve yorumlara neden oluyor…
Bir “kasıtlı kaset” Türkiye’yi salladı…
Kim tahmin edebilirdi ki, Yılların Deniz Baykal’ının bir “kasıtlı kasetle” dünyası alt üst olacak?..
Aylardan beri halk olarak, AKP’nin yörüngesine takıldık; önce Ergenekon, sonra suikast masalları, daha sonra Anayasa değişikliği dayatmalarıyla savrulup duruyoruz…
***
Şaşıyoruz, ülke böyle bir atmosferde tükeniyor ama nasıl hâlâ varlığını sürdürebiliyor…
Yönetim otomatiğe bağlanmış gibi rutin ve sıradan işlerle yoluna devam ediyor… Dev gibi sorunlar, sanki bu ülke halkının sorunları değil…
Halk gittikçe yoksulluğun ve perişanlığın derinliklerine doğru sürükleniyor, ülkeyi yönetenlerde önlem ve umut olacak tek bir icraat yok…
Onlar için varsa yoksa Anayasa değişikliği(!)
Ülke dışa karşı büyük bir savaş içindeymiş ve Meclis’in acil kararlar alması gerekiyormuş gibi, vekiller sabahlara kadar süren oturumlarda, perişan ve uykusuz vaziyette kutsal görevlerini (!) icra ediyorlar…
***
Nedendir bu telaş ve dayatma?
Yoksa komşumuz ABD (Irak’ta ki ABD komşumuzdur) çok sevdiği Türkiye adına çok mu sabırsız davranıyor… Yeniden mi Türk askerinin başına çuval geçirme sevdalanmasına kapıldı…
Baykal’a yönelik komplonun arkasında 1 Mart Tezkeresi’nin rolü ve önemi “kasıtlı kaset” olayından sonra daha aşikar duruma gelmedi mi?
ABD diyorki:
Sen misinin benim en büyük idealim olan “Türkiye’yi ele geçirme” planıma set çeken!
Sen misin, Cumuhuriyet’e laikliğe ve Atatürk’e sahip çıkan?
Sen misin, TSK’ya Türk yargısına arka çıkan ve onları korumaya çalışan?
Sen misin bizim ABD olarak özlemle beklediğimiz anayasa değişikliğine
engel olmak ve Anayasa mahkemesine götürmeye kalkmak…
Al öyleyse sana bir kaset gör gününü uygulama ve intikamı değil mi bu?
***
Yoksa bunun sonu Silivri’ye kadar mı uzanacak?
Olmaz demeyin! Bu ülke ne olmazlar gördü!..
Elin dış basında ki gazetesi boşuna yazmamış:
“Türkiye’de kansız bir açık iç savaş yaşanıyor” diye..
Sen nasıl “ben Ergenekon’un avukatıyım” dersin, gel öyleyse ver hesabını diyebilmek böyle bir atmosferde ve her şeyin toz duman olduğu süreçte çok mu zor?...
Hadi hayırlısı, bu ahir ömrümüzde bakalım daha neler göreceğiz…
***
BİR YILANIN SIRITAN DİŞLERİ GİBİ
Aşağıda okuyacağınız şiir, Kuzey Afrikalı bir şaire ait.
Cumhuriyet Kitap dergisinin 985 sayısında Cevat Çapan’ın “Şiir Atlası” başlıklı haftalık köşesinde yayınlandı.
Şiiri ara ara birkaç kez okuduk.
Her defasında duygulandık… Düşündük ve hüzünlendik…
Sizlerle de paylaşmak istedik. İbret alınması gereken bir şiir...
Günümüz yitip giden pek çok insanını, başarıyla analiz etmiş.
“BİR ZAMANLAR”
Bir zamanlar, oğlum,
yürekten gülerdi insanlar,
gözleriyle gülerlerdi:
oysa şimdi sadece dişleriyle gülüyorlar,
üstelik buz kalıpları kadar soğuk bakışları
geziniyor arkasında gölgemin.
Bir dönem vardı gerçekten
insanlar el sıkışırdı yürekten:
hepsi tarihe karıştı, oğul,
sevgisiz el sıkışıyor şimdi:
sol elleri yokluyorken bir yandan
benim boş ceplerimi.
‘Çekinme!’ diyorlar, ‘Yine bekleriz!’
Gidersem yeniden,
Bir iki kez çekinmeden
Gerçekleşmeyecek üçüncüsü-
Çünkü biliyorum yüzüme kapanır o zaman kapılar.
Böyle öğrendim nice şeyi, oğul,
Elbiseler gibi giymeyi öğrendim
donuk bir portre gülüşü benzeri
uyumlu bakışlarıyla bir yığın maskeyi,
ev maskesini, iş maskesini, sokak maskesini,
ev sahibi maskesini, kokteyl maskesini.
Öğrendim hem de
dişlerimle gülmeyi sadece,
el sıkmayı içtenlik göstermeden.
öğrendim ‘iyi günler’ demeyi de,
‘iyi baştan savmalar’ anlamına gelen;
‘tanıştığımıza memnun oldum’ demeyi de öğrendim,
memnun olmaksızın; ve’ sizinle sohbet çok hoştu’, demeyi sıkıldıktan sonra.
Fakat, inan bana oğlum,
senin yaşındaki gibi olmak
istiyorum. Vazgeçmek
istiyorum bütün dilsiz davranışlardan.
En çok da yeniden öğrenmek istiyorum
nasıl gülüneceğini, çünkü aynalardaki gülüşüm benim gösteriyor sadece dişlerimi, bir yılanın sırıtan dişleri gibi!
İşte bu yüzden oğlum,
göster gülmeyi bana; göster”
Gabriel okara (Afrikalı şair)
***
Fazla söze gerek var mı?
“2010 Türkiyesinde” herkes birbirinin gözünü oyar duruma geldi…
İnsanlar “çöken ekonominin” getirdiği umutsuzluklar ve bunalımlar sonucu, tam anlamıyla düzenin bireyi oldular…
“Hümanist” duygular eridi bitti.
Varsa yoksa “materyalizm!....”
Her türlü sahteliği yap; ama bir şekilde köşeyi dön…
İşte buyuz, bugünün insanı olarak ne yazık ki!...
Sadece “para” ve “çıkar” için birbirinin yüzüne bakan, gülen ve elini sıkan!..
İster gerçek dindar ya da sahte dinci ol, ya da laik, sosyal demokrat…
Hiçbir şey değişmiyor
“Biz buyuz işte!”
Buyuz işte! Şairin dediği gibi:
“Birbirimize yılan gibi dişleri ile sırıtan insanlar olarak!...”
BURHAN ÖZBEY