Baz istasyonu, mobil küresel iletişimin (GSM) kapsama alanını genişletmek için, iki yönlü bir mobil ağ sisteminde radyofrekans (RF) ile değişik yönlere, değişik açılarda ve değişik güçlerde yayın yapma kabiliyetine sahip bir şebekedir. Mikrodalga olarak da bilinen bu elektromanyetik radyasyon (ışıma) dalga boyu 0.1-100 cm, frekansı 0.3-300 Gigahertzdir (Ghz). Fizikte ve tıpta iyonlaştırıcı olmayan (non-iyonize) radyasyon olarak bilinir.
Bu istasyonlar bina çatılarına kurulan genellikle beyaz renkli ve kutu şeklinde 4 m boyunda iki çubuk anten ile bir çanak antenden oluşan mikrodalga yayan cihazlardır. Çubuk antenler mikrodalgaları toplayıp çanak antenlere verirler. Yayınlanan bu dalgalar aracılığıyla mobil telefonlar üzerinden görüşmeler yapılır.
Radyo sistemindeki bir antenden farklı olarak, baz istasyonu hem sinyal alır, hem de sinyal göderir.Baz istasyonları olmadan mobil cep telefonları iletişim sağlayamazlar
Radyodalgalar belli bir açıyla yayıldığı için çatısında bulunduğu binayı etkilemezler. Kapsama alanını daha çok geniş tutmak için meskun mahallerde yüksek direklerden veya yüksek bina çatılarından elektromanyetik dalga yayılır. Bu gibi durumlarda fiziki metrik ölçümlerle belirlenen elektromanyetik kirlilik limitleri ulusal tespit edilmiştir. Ulaştırma Bakanlığının konuya ilişkin çıkarmış olduğu yönetmelik, non-iyonize radyasyondan korunma uluslar arası komitesi (ICNRIP) tarafından belirlenen sınırlara endekslenmiştir.
Tek bir baz istasyonu kapsama alanından sınırlı sayıda mobil şebeke kullanıcısı konuşabilir. Çok sayıda kullanıcı için yoğun yerleşim bölgelerinde çok sayıda baz istasyon kurulmasına gerek vardır. Kent içinde çok sayıda baz istasyon kurarak görüntü kirliliğine yol açılmasının sebebi budur. Bu tür bölgelere meskun bir mahalden yüksek direklerle radyofrekans yaymak için elektromanyetik gücü artırmak gerekeceğinden, sağlık sakıncası yaratacak kirlilik yolu açılmış olur.
Bu raporda baz istasyonlarından yayılan elektromanyetik kirliliğin insan sağlığı üzerine etkileri, ulusal ve uluslar arası limitlerin aşılmadığı varsayımı üzerine geçerlidir. Konuya ilişkin bilimsel çalışmalar daha çok mobil şebeke (cep telefonları) kullanıcıları üzerinde yapılmıştır. Bu çalışmalar aynı frekansları içerdiği için baz istasyonundan kaynaklanan elektromanyetik kirlilik için de geçerli kabul edilebilir.
Radyofrekans (RF) elektromanyetik dalgaların foton enerjileri atom ve molekülleri iyonlaştıramaz. Bu sebeple mikro dalgalarda görünen ışık, kızılötesi radyasyon gibi non-iyonize radyasyon olarak tanımlanmaktadır.
Bu tür elektromanyetik dalgalar canlılar üzerinde iki tür etkide bulunur: a) Termal(ısıl) etki, b) termal olmayan etki. Termal etkide vücut ısısı artar. Bu ısı artışı organizmada kan dolaşımı hızlandırılarak dengelenir. Cep telefonu ve baz istasyonlarından kaynaklanan ısı artışı çok düşük düzeyde olur. Cep telefonu ile beyinde oluşacak ısı artışı 0.1 oC civarında olduğu bildirilmektedir.
Isıl olmayan etkiler ise, beynin elektriksel aktiviteleri, algılama fonksiyonları (dikkat, hatırlama, tepki verme gibi) üzerine kısa süreli olabilir. Elektromanyetik alan şiddeti ve güç yoğunluğuna bağlı olarak, radyofrekans hücrelerin kimyasını bozabilir. Büyük moleküllerde deformasyon, hücre zarının yapışması, sinir zarlarının bozulması, uykusuzluk, sinirlilik, baş ağrısı, baş dönmesi gibi yakınmalar ortaya çıkabilir. Bu sebeple baz istasyonlarında şebekenin elektrik ve manyetik alan şiddeti ile ve güç yoğunlu için belirlenmiş limit değerleri aşmamalıdır.
Konuya ilişkin yapılan bilimsel araştırmalardan elde edilen sonuçlar şu şekilde özetlenebilir:
1-Avrupa Komisyonu tarafından hazırlanan 2006 yılına ait rapora göre, çok sayıda yapılmış epidemiyolojik araştırma sonuçları değerlendirildiğinde, elektromanyetik radyasyonun, çocuklar, adolesanlar ve yetişkinler üzerinde kanser yapıcı veya termal olmayan hastalık yapıcı etkileri konusunda henüz kanıt elde edilememiştir.
2-Hayvan deneylerinde daha yüksek dozda radyofrekans dalgaları kullanıldığı halde, kanser riskinin artışına ilişkin delil elde edilememiştir. Bu konuya ilaveten, hayvanlar üzerindeki araştırmalardan radyofrekansların kanseri uyardığına, kanser yapıcı maddelerin etkisini arttırdığına ilişkin kanıt sağlayamadığı gibi metastaz (yayılma) gelişimini hızlandırdığına ilişkin bir kanıt da elde edilememiştir.
3-Elektromanyetik radyasyona maruziyet konusunda son yıllarda yapılan çalışmalar arasından birisinde cep telefonu kullanıcılarında yoğun olarak telefonun kullanıldığı tarafta işitme ve denge siniri hücrelerinden köken alan beynin iyi huylu bir tümörü olan “akustik nöroma” gelişimi üzerinde etkide bulunduğu bildirilmektedir.
4-Elektromanyetik radyasyonun kanser dışındaki hastalıklar üzerinde etkilerine ilişkin yapılan çalışma sayısı sınırlıdır. Yapılan çalışmalar, baz istasyonlarından yayıldığı şekilde düşük dozda uzun süreli maruziyet durumunu içerecek araştırmalar da değildir. Avrupa Komisyonu raporu ve TUBİTAK değerlendirmelerine göre konuya ilişkin belirlenmiş limitler altındaki radyofrekans radyasyon maruziyetinde sağlık üzerinde olumsuz etki gösterilememekle birlikte maruziyet süresinin henüz yeteri kadar uzun olmaması beyin tümörlerinin yaygın bir şekilde görülmesini engelliyor olabilir. Çünkü mobil iletişimin yaygın olarak kullanımı 20 yılı bulmadı.
Modern yaşam içerisinde insan, ev içi ve çalışma ortamında bulunan çok sayıda elektronik cihazların yaydığı elektromanyetik radyasyonun kapsama alnında bulunmaktadır. Diğer bir çok çevresel ve yaşa ait değişkenler yüzünden kanserler giderek daha çok görülmektedir.
Sonuç olarak; bu veriler ışığında, mobil şebekeleri (cep telefonu) yoğun olarak kullanan kişilerde telefonunun yaydığı radyasyona maruziyetin sağlık üzerinde olumsuz bir etkide bulunabileceği söylenebilir. Buna karşılık limit değerler altında elektromanyetik radyasyon yayan baz istasyonlarının ise insan sağlığı üzerinde olumsuz etkide bulunduğu söylemek için elimizdeki kanıtlar henüz yeterli değil.
Sevgi ve saygı ile...