Beddua...
Bir haktır beddua eğer hakkın varsa kargışlandığının üzerinde...
Ama büyük bir küfürdür; adalet terazisi şaşmış ağzınla edersen eğer... Ve mutlaka döner seni bulur en kısa zamanda ...
Nitekim uğursuzluktur aslında, etrafına doladığın, şeffaf...
Dudakların üstüne çekilmiş tatsız bir ruj gibi öptüğünü tiksindiren bir insan boyasıdır...
Acı sürdüğün ellerinle, başkalarının gözlerini kaşımaktır...
Mis kokan nefesine, pis bulaştırmaktır...
Sümkürmektir şiddetle, nereye sıçrayacağını bilmeden içindekileri...
Hayırsız, şirazesiz, nefissiz, kontrolsüz bir ruh halidir...
Sabrın gözyaşlarıdır...
Bir çocuğu üzmekle, bir kadını kırmak arasıdır aralığı... Mesafe, o kadar yakın ve o kadar uzak ki...
Zıddıdır, insanın varoluş gayesinin halbuki...
Ama Yaradan’ın sana hediyesidir, nasıl kullanacağını merak ettiği...
Zimmetlenmiştir, sorumluluğu ve hesabı...
Kabul olacak dualardandır, bu yüzden dikkat etmeli...
Güvenmediğinden mi Allah’a yoksa yenikliğinden mi intikam duygusuna; gözünün önünde, bu hayatta, bu zamanda, cezasını çekişini seyretme ricasıdır, siyah cellat maskesi altında, belki bir beyaz melek vücuduyla, ezilmiş, incinmiş ismi sebebiyle...
Beyaz meleklerde, siyah maskeler takar, öyle ya!..
Haktır beddua, hakkın olduğuna inanıyorsan...
Ve eminim...
Etmeyecek kadar insan olmak zor geliyor, hem sana hem bana...
Lakin kırmıyorum ümidimi...
Bütün beddualar, dua gibi olacak bir gün elbet...