Bekleyip göreceğiz…
Umutsuzluk tükeniştir…
Yaşanan pek çok olumsuz olay karşısında, daha işin başındayken tabloyu artık olumluya çevirmek konusunda her şey bitmiştir diye düşünürseniz, tükenirsiniz…
Tükenmekse yok olmak demektir…
Milli Kurtuluş savaşımız sırasında, Yüce Önderimiz Atatürk, eğer kurtuluş günlerinde umutsuzluğa yenik düşmüş olsaydı, bugün tükeniş ve yok oluşun sürecinde olan bir ülke konumunda olacaktık…
İnanılmaz ölçüde zor koşullarda dahi, umutsuzluğa düşülmeyip, mücadele vermiş olmanın ortaya koymuş olduğu başarıyı göz önüne getirdiğimizde, bugün zor ve aşılamaz diye nitelenen her koşulda, başarıyı yakalama şansımızın daha kolay olduğunu görebiliriz…
Bundan kimsenin kuşkusu olmamalı…
22 Temmuz seçim sonuçları, seçimi dolayısıyla iktidarı kazanan partinin dahi beklemediği ölçüde AKP lehine yüksek oy oranında tecelli etti…
AKP beklemediği bir oy oranıyla yeniden iktidar olmanın sevinç ve tabi ki gururunu yaşadı…
Partililer ve bu partiye oy vermiş olanlar ne denli sevinip gururlansalar haklarıdır…
Ortada yadsınmaz bir gerçeklilik varken, başarıyı görmemeye çalışmak samimiyetle bağdaşmaz… Doğru da değildir…
AKP bu sonuca nasıl ulaştı?
Hangi faktörler rol oynadı?
Başarıyı getiren nedenler nelerdi?
Bunun sosyolojik ve siyasal boyutu nasıl yorumlanabilir?
Bu soruların yanıtlarına ve konunun analizine girmiyoruz…
Süreç içerisinde durum daha sağlıklı ve sağduyuya dayalı ölçeklerde analiz edilebilir…
Şu bir gerçek ki, AKP’nin almış aldığı yüksek oy oranı, salt partinin çabasından ve ülkeyi iyi yönetmesinden kaynaklanmıyor…
Şunu sağduyulu düşünen ve gelişmeleri objektif bakış açısıyla değerlendiren pek çok kişi biliyor ki, bilinen dış güçlerin büyük destekleri olmasaydı, AKP böylesine yüksek oy oranına ulaşamazdı…
Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) mimarı ve uygulayıcısı ABD’nin, “Ilımlı İslâm Modeli” ni Türkiye üzerinden hayata geçirmesi için, kendisine her yönden entegre olmuş, söz ve emir dinleyen bir partinin iktidarda olması gerekiyordu.
AKP bu açıdan seçilmiş en uygun partiydi…
O halde, hedef yüzde yüz tahakkuk edene değin AKP Türkiye’de iktidarda ve iş başında olmalıydı…
AKP’nin sol kanattan süzülüp gelen yeni gözdelerinden Prof. Zafer Üskül, daha çiçeği burnunda bir parlamenter iken, kendisinden beklenen misyonun fonksiyenel ürün ve tavırlarını ortaya koydu.
Ne diyor Üskül, Kemalizm ya da Atatürkçülük gibi kavram ve uygulamaların yeri artık anayasada olmamalı…
Renksiz, sivil, şeffaf bir anayasamız olmalıymış…
Ne diyordu AB’li bir parlamenter;
Türkiye’nin AB’ye girebilmesi için Kemalizm’den vazgeçmesi ve Atatürk’ün resminin resmi dairelerde asılı olduğu yerlerden indirilmesi gerekirmiş…
Sayın Üskül ne diyor?
Ayni şeyi söylüyor… AB ağzı ile konuşuyor…
Ülkeyi ele geçirmenin en önemli koşullarından biri; Türk halkının gönlünde yaşattığı Atatürk sevgisini, kalplerden silmek ve onu süreç içerisinde unutturmaktır…
Milli ve manevi değer duygu ve yargıları dumura uğratılmış, tüketilmiş, yok edilmiş bir milletin, bölünüp, parçalanması için geriye çok da zor işler kalmamış demektir…
Bekleyip göreceğiz…
Daha neler ortaya konacak ve ne gibi uygulamalarla karşı karşıya kalacağız…
Halk 22 Temmuz seçim sonuçlarıyla acaba kimi kandırdı süreç içerisinde daha iyi anlayacağız…
Kendini mi?
Yoksa başkalarını mı?
Seçim sonuçlarıyla ilgili en doğru sözü DSP genel başkanı Zeki Sezer söyledi:
“İnsanın karnı aç iken laikliğe oy isteyemezsiniz…”
CHP’ye yönelik bundan daha güzel ve anlamlı eleştiri olabilir mi?
Neler olacak bekleyip göreceğiz…
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com
burhanozbey21@hotmail.com