“ADINI SEN KOY” DEMİŞLER BEN DE KOYUYORUM:”FİYASKO” Adını fiyasko koyduğum film, güya masalsı güzeliğe sahip Aybike, evlilik hazırlığı yaptığı ayran gönüllü Can ve Can’ın en iyi arkadaşı Ilgaz ama en muhteşem oyunculuğu ortaya koyan psikiyatri kliniğinin yatılı hastası Ağabeyi(Ilgaz’ın) Harun arasında geçiyor…
Sinema filmi hakkında gönül hırsızlığı, bir arkadaş ihaneti içinde gibi bir önbilgiye sahiptim. Film, bayan Issız Adam’ın(Melis Birkan) mirkelam kokulu klibi gibi uzun bir koşu maratonuyla başlıyor. Sonra kendisine aşkını ilan etmenin en değişik yolunu bulan sevgilisi Can’ın, görmek isteyene sunduğu çeşitli dillerde bir afiş ziyafeti var, arkasından da aynı kişinin iğreti, zoraki, endirek ifadeleri sevmeyen, abuk sorulardan hoşlanmayan ve bunu da sevgilisinin yüzüne vuran bir trip sinsilesi takip ediyor. Sonra da anne ve babasını ağabeyinin kullandığı arabada kazaya kurban veren Ilgaz’ın(can’ın en yakın arkadaşı) Almanya’dan dönüşü ile meşgul oluyorsunuz. Aybike’nin Almanya’dan düğün için gelen bu en iyi arkadaşa(Ilgaz’a) kendini beğendirme çabasını çok manidar bulurken anladım ki, dizinin iki genci buluşturmak için uydurduğu hikayede, Can’ın hayatımın kadınını buldum diye Ilgaz’a gönderdiği maildeki resimlerini gördüğünden beri platonik aşk beslemesi durumu hasıl. Ilgaz soğuk ve içe kapanık bir duruş sergilerken herkesi bu çocuğu anlama telaşı sarıyor, Aybike ona satranç tahtası alarak bile kendisini sevdiremeyeceğini anlayınca devreye psikopat ağabey giriyor ve itirafları peşpeşe sıralıyor, “-Aybike, Can ile evlenme, Ilgaz sana aşık, bilgisayarında senin resmin var, onun mutlu olmasını istiyorum, birbirinize şans verin” Kız yaşadığı şokun ardından ne hikmetse Can’ın düğün hazırlıklarının ortasında, iş için bir Ankara gezisi yapması gerekiyor, Aybike’yi Ilgaz’a emanet ediyor, dolayısıyla ikisini birbirine daha çok yaklaştıran sahneler için yer açılıyor.
Can’ın Ankara dönüşü Psikopat ağabey, deliliğinden aldığı cesaretle, Can’a (Aybike ile Ilgaz’In)aralarından çekilmesini istediğini, Aybike ile Ilgaz’ın birbirini sevdiğini söylüyor, tabi Can, bu açıklamaları ruhsal dengesizliğe vuruyor, kabul etmek istemiyor. Film buraya kadar bir nebze iyi ilerliyor çünkü ortada her ne kadar bir dost kazığı yatıyor olsa da, Ilgaz’ın aşkını kalbine gömme çabasıyla en iyi arkadaşının mutluluğunu bozmamak için fedakarlığın kendisine düştüğünün idrakı da var. Can, Aybike’ye olan aşkını: “Aşk, bir kadın için bütün dünya kadınlarından vazgeçebilmek, yani bir erkeğin yapabileceği en büyük fedakarlık”olarak tanımlarken, Ilgaz:”Seviyorum, içim öyle onunla dolu ki, nefes alamıyorum. Kimsede olmayan havasıyla, masal prensesi gibi,kokusu bile başka” diyor.. Ben Aybike’nin çocukluk hayali diye ona bir köy evi inşa eden Can ile mailde gördüğü güzelliğe ömür boyu tutsak yaşayacak olan Ilgaz’ın aşkı arasında kaldım. Hangisi daha büyük karar veremedim.
Film o kadar çabuk sona yaklaştı ki, birkaç seans arası olmalı diye bekledim, yani Aybike, Ilgaz’ın aşkını sahiplenmeyeceğini görünce Can ile olan evliliğini ertelemiyor. Düğünden sonra Ilgaz ağabeyini de alıp Almanya’ya gidiyor. Ben düğün sabahının o kadar çabuk geleceğini düşünmemiştim, yani düğün görüntüleri uzar yada çatıya çıkıp, ‘bu düğün olmamalı, Aybike ile Ilgaz birbirini seviyor’ diye haykıran ağabeyin feryadından bir anlam çıkartılmalı diye bekledim. Ama olmadı düğünden sonra hemen gün ışıdı ve Ilgaz gitti. Nerede bunun Aybike’nin Ilgaz’ı gitmemesi için engelleyeceği sahneleri, nerede bunun Can’ın Ilgaz’ın bilgisayarına bir yolla bakıp gerçeği öğrenme girişimleri, nerede bunun aşkına bir kez olsun sarılamadan yollara düşen zavallı aşık pozisyonları?
İyi ki bu filmi izlemişim dememe sebep iki durum var, biri Cemal Toktaş yani Ilgaz’ın o duygularını derinden çıkartması dünyanın en zor işi olan tiplemeyi dibine kadar oynamış olduğunu görmek, iki, Ağabey yani gerçek ismiyle Ahmet Mümtaz Taylan’ın, kendi kullandığı arabada kaybettiği babasını rüyasında nasıl gördüğünü:”Bu atarafa dair duyduğun hiçbir şeyi kafana takma, gelince göreceksin, olay bambaşka” diye anlatırkenki muzipliği ve akıl hastalarında her zaman zeka fazlası vardır dedirtecek o plansız yürekliliği. Bu ikisini görmeye değerdi.
Ama dediğim gibi bir son yoktu, ikinci bölümü çekilecek izlenimi verdi, eğer çekilirse; Aybike evliliğinde mutlu mu, Ilgaz’ı ne kadar düşünüyor, Can sezgilerini iyice kayıp mı etti, Ağabey yine bir pervasızlıkla nişanlıları kardeşinin mutluluğu için ayırma girişimini, evlilikleri sonrasında da yapar mı? görmek isterim.
Bir Yılmaz Erdoğan önermesi yapacak olursam da kendi adıma şunu derim,”Başkasına ait mutluluklar yani çalıntı hevesler her zaman iki ucu keskin bıçak gibidir, o yıkılan yuvalar, bozulan ilişkiler döner dolaşır senin de yüreğini, insanlığını göçertir. Eğer bir sapkınlığa düşüp, başkasının namusuna göz koyduysan, bu yanlışın dönülecek köşesi senin önündedir. Vatana yada insana farketmez her türlü ihanet senin huzur yolunu keser...Aşkın her türlüsü mübah değildir, ateşin içinden geçmekle, üzerinden atlamak arasındaki akıl noktası duyguların için ne kadar yaşadığına bağlıdır.”
Ha şunu da belirtmeden geçemeyeceğim, Issız Adam rolünün çok dışına çıkamayacağı, aynı masum kız rollerini oynayacağı anlaşılan Melis ile bir ortak noktamız var, kendimi onda bulduğum tek akis, tek şibih, "Herkese kendini beğendirme çabası"