Yüksek mektepli, smokinli, elinde bastonu olan, ağzında purosuyla ne kadar hayal etmiş bir katibi, eşi olması için. Fakat artık bu özellikte milltevekili bile kalmadığı için zamanımızda; doktor, hiç olmazsa doktor eşi, oda olmazsa ailesinde doktor olan bir gelin olmayı tahayyül ediyordu. Hiç biri olmadı. Olamazdı ki!
Bir gün hastalığı dolayısıyla muayene olduğu doktorun, muayene sonrası odasından çıkması üzerine arkasından geldiğini fark etti. Ona kan alma odasını bulabilmesine yardımcı olmak için çıktığını söyledi, üzerine vazife gibi.
Fakat sanki rahatsızlığın ne? Diye sorduğunda ne olduğunu bir an için düşünür gibi olacaktı. Hoştu çünkü doktor. Gözünü alamamıştı ondan. Bir sonraki gün, onun arkasından gelip gelmeyeceğini görmek için o güne kadar yazdığı şiirleri toplayıp, “belki ilgilenirsiniz” diye uzatacaktı doktoruna. Çünkü o şiirlerindeki ayışığını, beyaz gömleğine düşürmüş, bir damla kanla bütün denizin rengini değiştirmiş, kalp atışını kendisi dışında duyabilen(her ne kadar steteskop yardımı ile bile olsa), bir iki tıp terimiyle aşkını ifade etmeye çalışan bir hayaldi onun için.
Ama gerçekten ilimle mi, kaçık ilmekler mi geçmişti yaşam ve ölüm çizgisinin arasına bilmiyordu. Yaptırmasını istediği tahlilin sonucunu, doktoruna götürdü. Doktor, koridorda bir bayla kulak kulağa konuşmaktaydı. Kız yaklaştı ve “sonucuma bakmak ister misiniz?” dedi. O elini sallayarak “sonra” işareti yaptı. Kız, kendisiyle ilgilendiğini sanarak yanıldığını anlamıştı. Dünyadaki en kötü şey, hastane kapısından çıkarken kendini kötü hissetsen de geri dönememek diye düşündü kız. Çünkü biliyordu ki, o kalbin pansumanı yapılmıyordu, aşk sözlerinin tansiyonu ölçülmüyordu, bükülen umutlar alçıya alınmıyordu, hüsran tortulu dişler çekilmiyordu, felcin zaten çaresi yoktu ama sevgiye verilen anestezle uyandırılmıyordu uykusundan.
Günler geçti. Kız, tahlillerinden ne çıktığını bile öğrenmedi. Tek bilmek istediği şey, doktoru ona bir hastası gibi mi bakmıştı, yoksa hastalanmadan mı öldürmüştü içinde, kollarının birinin belinde, diğerinin elinde olması için dans mı ediyor olmaları gerekiyordu, baygınlığa müdahele mi? O onun için neydi?
Şiirlerine iliştirdiği kartvisitinde telefonu vardı kızın. Ve evet. Aradı onu doktoru. İsmini”A” olarak kaydetti telefonuna. Buluşup bir kahve içmek istedi doktor. Kızda ne diyeceğini şaşırdı. Fakat, hemen “evet” diyecek olsa idi, kalbini koyduğu buzlu çantadan bir başka hastaya nakli kolaylaşacaktı. “-Hayır”dedi. Ben müsait olduğumda ararım sizi.” Aradan birkaç gün geçti. Doktor tekrar aradı. Bu kez, kedi tırmandığı ağaçta kaldı ve yavaş yavaş yanına inmek gerektiğini düşündü. Hastanenin kantininde buluşma kararı aldılar. Kız, buluşma anına kadar yorulup, hasta görünmeye çalıştı ki, konuşacak bir şey bulamazlarsa, hazır mevcut hal ve durum değerlendirmesi yapabileceklerdi.Doktor onu, hastanenin güvenlik kapısında karşıladı. “-Demek yürümeyi tercih ettin ha?” dedi, doktor. Kızda:”evet! Bende ilk aradığınız şeyin sağlık olduğunu düşündüğüm için, yürüyen adımlarla çıktım karşınıza” dedi kız. Gülüştüler. Kantine kadar ara sıra doktorun adımları, kızınkinin önüne geçti. Bu durumda arkada kalan kız, onun kamburunu, ne kadar dik yürüyüp yürümediğini, ayaklarının çarpıklığını, pantolonunun markasını görme şansı buldu. Yakışıklıydı evet. Bir ayakkabısı vardı kuşkusuz fakat altı köselemiydi, sabah kahvaltısı yapmıştı muhakkak fakat bir simitten mi ibaretti, gazetesini okumuştu muhakkak ama onun yazdığı Şiilere göz atmış, gönlünün çapraz döşenen demir yollarının raylarında duramayacağına mı kanaat getirmişti bilmiyordu…
Sordu hemen:”Nasıl buldunuz şiirlerimi?”. Aldığı cevap:”Okumadım. Kusura bakmayın. Sıkıcı geliyor bana bu tür şeyler. Kadın dır dırı gibi görüyorum.Lütfen maruz görün!”
Aman Allahım! Yıllarca damatlığını sakladığı adama, pantolon paçaları kısa gelmiş, boynuna geçirdiği ay, onu boğmuş, verdiği süt, bir gün onu yiyecek bir arslan yavrusunaymış meğer.
Kız, kendisi yazdığı için değil, mevzu şiir olduğu için gözlerine bakıp, şöyleyeceği şu iki mısrayla masayı terk etmek istedi.
“Bir kelime, bir hastayı iyileştirirmiş de
Bir doktor, kelimeleri iyileştirmeyi öğrenememiş”
Ama durdu. Niyetini görecekti. Neydi kızdan istediği? Başından geçen bir şeyi anlattı. Belli ki doktorlar arası rekabeti konuşacak birini arıyordu. Dinledi kız.
Bir gün hastanenin psikaytri servisi doktoruyla girdiği polemiğe göre, doktor bey, zeka testi yaptırmak istemiş kendisi için. Bayan psikiyatrist, buna gerek olmadığını, eline aldığı diploma ve titr itibariyle testin sonucunu görmenin zor olmadığını söyleyip, doktoru bu fikrinden vazgeçirmek istemiş.Buda doktorun çok zoruna gitmiş.Ve cevap olarak şunu vermiş:”Sen arabanın kilometresine bakar mısın? Bakmazsın belki ama ben arabamın kilometre saatine bakarım.”
Bu anısından sonra, yumruğunu cama vurduğunu ve yere akan her damla kanın, zeka kadar duyguların da kilometresine bakılmamasının cezası olduğunu görmek kızı mutlu etmişti. Bir daha görüşür müyüz dedi; doktor. Kız tek kelimeyle, “BEN DIRDIRSIZ BİR HAYAT DÜŞÜNEMİYORUM “dedi.
hulyaokur06@gmail.com