Tatlıses diyor ya: Ben insan değil miyim? Ben kulun değil miyim?
Ben insan değilmişim. Ben kulda olamamışım. Allah’ın yeryüzüne üflediği düzende sararmayı bile başaramamış bir otum.
Bir adam düşünün!
Eşiyle, eviyle mutlu.Eşini öpmeden evden çıkmıyor, her akşam yemeğinde birlikteler, uyurken hep nefesini yakın tutuyor kulağına. İçeride böyleler. Kim bilir, dışarıda nasıl?
Fakat bu adam, bir bataklıkta ayaklarını kaybetmiş, koptuğu yerden alamadığı bacakları gibi kaderinin bir bölümünü yitiren, vagonların devrilişiyle çıkan gürültü ve ortalığı kaplayan toz gibi bir yıkıma alkış tutarak, acıdan keyif çıkartan bir adam.
Öyle eğleniyor ki, birkaç adım atıp yere düşen çocukla, 10 yaşına gelmeden traş olan oğlanla, çenesi düşen bir kaynanayla alay eder gibi…
Bir kadın cilve yapıyor çünkü ona. Bacaklarını; bir, birinin, bir diğerinin üstüne atıyor, eteğini yukarıya çekiyor, dudaklarını ıslatıp, bakışlarını ağır çekime bağlıyor. Adam neye uğradığını şaşırıyor tabi. Eşiyle, çocuğuyla çok sağlam duran kayanın, ısındığını, eridiğini, tuzla buz olacağını hissediyor. Böyle bir kepazeliği, “Erkektir, yapar” mantığı gütmeyen ailesine anlatamayacağı için cazibeli kadından kurtulmanın bir yolunu arıyor. Kadına aniden”Ama ben evliyim!” diyor. Kadın az önce yaptığın kurların dozunu arttırarak devam ediyor. Adam anlıyor ki, bu kadın onun medeni halinin yada mikrobik hastalığının peşinde değil. Adamı kandırmaya, şeytanın emriyle günaha soyunmaya vazifelidir.
Adam:”Tamam”der. Bir kerelik, bir tekerlek oyunundan bir şey olmaz. Tekerleği yola bırakır, taşıtların altında kalırsa da, önemi yoktur çünkü kendisi ona bağlı değildir. Onun yuvarlanması, hiçbir güç ve emek harcamadan yol alması adamı mest edecektir. Kadına bir otel odasının ismini verir.
Kadın, otel odasında onu bambaşka bir halde beklemektedir. Gözlerindeki sürme dışında hiçbir boyası olmayan, geniş ve bol pardesüsünün altında gizlediği vücudunun ellerine ait olan parçasıyla çocuğunu tutan bir kadındır karşısında duran.
Adam bir kez daha alabora olmuştur.
Kadın o çocuğun önünde, kendi ailesinin arkasında ve Allah’ın huzurunda yapacakları her şeye razı olduğunu söyler.
Peki kadının çatlamış bardağa, kristal özelliği vermeye çalışmasının nedeni ne idir?
Kadın neden önce adamı tahrik etmiş, baştan çıkartmış, sonra tesettürün ve iffetin balyozunu kafasına indirmiştir?
Çünkü adam, kadının biricik sevdiğine, beyine, vefat eden kocasına çok benzemektedir. Onunla baş başa kalabilmek için birkaç saatliğine alımlı bir kadın olup, iş, bedenlerin bu planı ele geçirmesine kadar kılığını bozmamalıdır.
Tabi adam, çimenlerin cennet ve canlılık rengi, yeşilini değil, kesilebilir uçlarını görüyor ve manzarasından vazgeçip, nefsini körelten makasla bu maceraya son vermek istiyor.
Kadın onunla geçirdiği beş dakika için nelere katlandığını, nasıl başa döneceğini düşünmeye başlıyor.
Adama bir randevu veriyor ve gitmiyor. Tıpkı, bekleme salonunda valizini önüne çekmiş bir yolcunun, yolculuğundan çalınan vakit gibi sızıyor geceden kalma sarhoşun yanına.
Biliyor ki, direksiyonu kırmıştır evinin yoluna artık.
Deveyi yere çöktüren bir yığılmışlık içindedir kadın.Ve yazıyor:
O evliydi, babaannesinin zilli ve guguklu saati gibi zamanın çok öncesinden bugünü gösteren bir gerçek gibi kabul etmeliydi.
O evliydi, evinin duvarında asılı gelinliği daha giyilmemiş gibi görmesi yanlıştı.
O evliydi, evinden çıkarken ayakkabılarını tutup, önüne koymasından, içeri girerken paspasa silmesinden, çoraplarının parmak uçlarını kirleten yorgunluğun, koltuğun baş kısmına kafasını koymasına kadar uzanmasından ve belki de o çorapları çıkartan ellerin eşine ait olmasına kadar evliydi.
O evliydi, son sefer otobüsünün, ilk duraktan son durağa, akşam serinliğini ve sersemliğini içine doldurarak, son sürat, hiç beklemeden geçtiği duraklara sadece yolcu bırakan ama ‘almayan’…
En kötüsü kadına insan olmadığı söylenmişti, ve yinede verdiği ama veremediği cevap belliydi, Ben evsizdim, sen EVLİ.
hulyaokur06@gmail.com