Bir soruyla başlamak istiyorum. Siz anı yaşayanlardan mısınız yoksa uzun vadeli planlar yapanlardan mı?
Steve Jobs anı yaşayanlardanmış. Öyle diyorlar... Her gününü son günü gibi yaşarmış. Eşiyle ilk buluşacağı gün bir iş yemeğine gitmesi gerekiyormuş. İkisi arasında seçimi yaparken şu cümleleri kullanmış. “Eğer bugün son günümse, iş yemeğine değil bu güzel kadınla akşam yemeğine gitmeyi tercih ederim.” Ve dediğini de yapmış. Aşkları bu yemek sonrasında devam etmiş
Bu küçük hikayeyi romantik bulanlar olacaktır. Ama ben bu hikayenin büyük bir dram olduğu kanısındayım.
Steve Jobs kanser hastasıydı. Ve ölümü de yine bildiğiniz gibi bu hastalığın elinden oldu. Doktorlardan sürekli olarak ne kadar ömrü kaldığı konusunda tahmin alan bir adamı düşünün. Hayatla bağlarının bugün yarın kopacağı belli ve o bu gerçekle hayata bağlanma, moral bulma savaşında. Bu gerçekle yüzleşecek kadar cesur bir beyine sahipsiniz, bu dramı mutlu sona çevirmek için çaba gösteren bir yüreğe sahipsiniz ama kanseri yenemiyorsunuz. İşte bu durumu hayretle karşılıyorum. Düşünsenize, öleceğiniz size defalarca söyleniyor ve siz hayata tutunmak için, bir gününüzü dahi değerli kılmak için savaş veriyorsunuz. Ne zaman geleceğini bilmediğiniz Azrail, en yakın takipçiniz. Ofisinizde, evinizde, ailenizle beraberken…
Bir kanser hastasının hayata bakışı ile sağlıklı bir insanın hayata bakışı arasında ki uçurumu fark ediyor musunuz? Tutan elimizden, tutan ayağımızdan, sağlıklı vücudumuzdan ne kadar da emin yaşıyoruz. Yarını değil, on sene sonrasını planlayarak ömür tüketiyoruz. Ve bunu her daim bir şeyi unutarak yapıyoruz. Ölümü. Bir kere etrafa bakmıyor gözlerimiz. Sokaklarımız, apartmanlarımız, toplu taşıma araçlarımız engelli vatandaşlarımız için tasarlanmamış. Lösemi hastalarına gerekli alakayı göstermiyor, gerektiği kadar yardımda bulunmuyoruz. Hayatta barınmaları, var olmaları için gereken altyapıyı sağlayamıyor, güçlü yaşamaları için gereken cesareti vermiyoruz. Hep benci, hep benciliz ama fark etmiyoruz! Kapılmışız ömrün rüzgarına, paranın koşturmacasına… İnanın, insan olduğumuzu neredeyse her gün birilerinin hatırlatmasına ihtiyaç duyuyoruz.
Hayatımızı tekrar gözden geçirmek, muhasebesini yapmak adına soruyorum;
Siz, ufacık tartışmaları alevlendiriyor musunuz? Siz, çok ufak meseleleri kafanıza takıyor, alamadığınız ayakkabı/araba/elektronik için üzülüyor musunuz? Siz, akşam yemeğini beğenmediğiniz için tartışma çıkarıyor, çocuğunuz bir kusur işlediğinde ona dünyayı dar ediyor; siz, biraz fazla mesai yapınca köpürüyor, trafik yoğun olduğu için yedi düvele sayıp sövüyor musunuz? Cevaplar evetse, fark edin lütfen. Biz, sağlığımızın da, huzurumuzun da, mutluluğumuzun da kıymetini bilmiyoruz.
Aslında bütün öğütler yaşamımızın içinde, bütün dersler doğanın gizeminde, bütün ilaçlar kalbimizin derinliklerinde. Ama bulmak için savaşmıyoruz. Savaşların en güzeli insan olabilmek, ‘ben’den geçebilmekken, biz nefse bu savaşı açmamakta direniyoruz.
Ve diyor ki Mevlana; "İsyanlardayım dedi. Hayır, imtihanlardaydı. Fark etseydi, kurtulacaktı."
Yusuf Önaç
yusuf@ikiajans.com
http://www.twitter.com/geceuykusu
http://www.facebook.com/yusufonac
http://www.yusufonac.com