Beni birine aşık sanıyorlar. Ben şiire, gazele aşığım. Anneannemin kaçırmadığı namaz vakitleri gibi, çocukluğumdan kalma zıbınımın sabun kokusu gibi, ay çiçeğinin boyunu bükmesi gibi, çiftçinin kaybolan pantolon çizgisi gibi, ibriğin ağzından akan incecik su gibi, külahın en sivri ucu ve çizebildiğim tek resmin adının ev olması gibi benden ama benden dışarı duygum aşk.
Sonu yok, kuyulara, kazılan mezar oyuklarına, kanallara bakmanın. Yapı malzemeleri de yetişmiyor. Çimento, kum, seramik yer ve duvar karoları, akrilik banyo malzemeleri, armatürler, çivi, çakıl, alçı….yetmiyor bu inşaatın müştemilatını tamamlamaya. Üzerimdeki tulumu birkaç parçaya bölmenin zamanı geldi artık…
Ağaçların dallarına ayak parmaklarını dolayarak, beğendiği erkeğin yanına gelmesini bekleyen kuşlar gibi, sürünün içinde kokusundan tanıdığı koyundan ayrılmayan keçi gibi, çıkarttığı sesle diğerlerinden ayırdığı eşine buz üstünde dans teklifi edemeyen penguenler gibi, burnundaki hortumuyla kur yaptığı bayanın başını okşayan fil gibi, flörtünü onun tüylerinde dilini gezdirerek yapan kediler gibi, kuyruklarını birbirlerine dolayan köpekler gibi, kulaklarını dikip, burunlarını oynatan tavşanlar gibi, tüm yırtıcılığına rağmen, kur yaptığı ekürisine gözlerini kısıp bakan sırtlanlar gibi, birbirlerine yapıştıklarında tek şerit halini alan tırtıllar gibi, nihayet insanlardan daha samimi sarılan maymunlar gibi, ellerini ayakları gibi kullanmasına rağmen gözüne kestirdiği çiftinin elini, elinin üstünden ayırmayan kertenkeleler gibi, yan yana gelerek boyunlarıyla kalp şekli oluşturan leylekler gibi, yanaklarını birbirine sürterek aşkını ilan eden atlar gibi bir şey mi bizim yaşadığımız? HAYIR.
Denedim. Onu ölümümde kefenimin yerine giyeceğim yeni bir elbise gibi korumuşum. Ölmüşüm ve yakışmış mı göremedim. Kalbimi, klozet taşının soğuğunda ısıtamam. Çünkü anladım ki; şehrin ortasında, kapısında bozuk para bekleyen bekçilerin oturduğu yerler gibi bir daha arkana dönüp bakmak istemeyeceğin pislikte ve yinede kendisine seni mecbur bırakacak bir iştahla yoluna çıkan aşk…
Bir kar topunun taşı ve kumu da içine alarak yuvarlanması gibi bir tabiilikle kabullenemem her şeyi. Ben eğer o yokken, parmaklarımın ucunu hissetmiyorsam, ben eğer o yokken kulaklarımından yuttuğum soğuk havayla yüz felçine uğruyorsam, ben eğer o yokken atkımın onun yerine boynuma dolanmasına izin vermiyorsam, o da aşkını; Berf-nak’a çevirecek. Yok yapamıyorsaaaaa o zaman bir dahaki hayatına hayvan olarak gelmek için dua edecek…
hulyaokur06@gmail.com