Benim ÇANAK SORULAR sorduğum…
Fatih Altaylı’nın işsiz kaldığı 2007 yılında, aktif gazeteci konumunda olmamasına (görünmemesine) karşın, son üç beş aydır ortaya koymuş olduğu gazetecilik fotoğrafının, geçmişe göre çok farklı, hatta şaşırtıcı olduğunu daha önce yazmıştık.
Fatih Altaylı 2007’nin ilk aylarında - bilinen nedenlerden ötürü- Sabah’tan ayrılmak zorunda kaldıktan sonra, sanıyoruz 6-7 ay kadar boşta kaldı. Gazetelerde yazı yazma ve televizyonlarda kendi adına program yapma olanağı bulamadı. Sadece SKY TÜRK’de televizyonun Genel Yayın Yönetmeni Serdar Akinan’ın, pazartesi akşamları bir buçuk saat kadar canlı yayın konuğu oldu. Ayrıca kimi internet sitelerinde köşe yazıları yazdı.
İşte bu dönemde, SKY TÜRK’deki konuşmaları, ortaya attığı yolsuzluk iddiaları, özellikle Doğan Grubu’na (Aydın Doğan’a) yönelik ithamları kamuoyunda büyük ilgi gördü. Ayni şekilde internette, televizyonda ki konuşmaları ile paralellik arz eden köşe yazıları, okurlar nezdinde dikkat ve ilgiyle izlendi…
Son yıllarda bir iki köşe yazarı dışında, Fatih Altaylı’nın son üç beş ayda göstermiş olduğu gazetecilik cesaretini, boyalı basında yani kartel medyasında gösteren köşe yazarına rastlamadık demiş olsak yanlış bir şey söylemiş olmayız…
Peki, bugünün Fatih Altaylı’sı ile çok değil biri iki sene öncesinin Altaylı’ sı arasında fark neydi? Bize göre çoktu. Eskinin Altaylı’sı her zaman çokça gördüğümüz, özellikle son biri iki yılda her gazetede “mebzul” miktarda bulunan, patronuna dolayısıyla iktidara sıkı sıkıya ve gönülden bağlı bir köşe yazarı modelinin tartışılmaz örneğiydi…
Bunu kendisi de itiraf ediyor.
Kısa Süre önce, kadrosunda yer aldığı, Haber Türk’ün internet sitesinde yazmış olduğu 8 Aralık 2007 tarihli “Düzeltme” başlıklı yazısının son bölümünde bakın ne diyor?
Birlikte okuyalım:
“Ofer-Erdoğan görüşmesi Semerci’nin yönetimindeki Vatan’da ortaya çıkarılmış, iki gün boyunca böyle bir görüşme yapmadığını tekrarlayan Başbakan Erdoğan, benim “Çanak sorular sorduğum” Teke Tek programında böyle bir görüşme yaptığını açıklamak zorunda kalmıştır.
Büyük bir keyfle düzeltir, Yavuz’dan özür dilerim.”
Altaylı’ nın yazısındaki önemli cümleyi bir kez daha dikkatlere sunalım:
“Başbakan Erdoğan, ‘BENİM ÇANAK SORULAR SORDUĞUM’….”
İşte mesele burada! Bu ülkede 2002 yılı Kasım ayından bu yana, tüm medya mensupları - çok az istisna dışında- Başbakan’a “ÇANAK SORULAR” soruyor… Bunu Fatih Altaylı, kendi açısından geç de olsa itiraf ediyor… İtiraf etmese de, Altaylı’ nın sözünü ettiği programları izlemiş olanlar, bu gerçeği zaten o tarihlerde çok açık görüyor ve anlıyorlardı.
Yazımızda özellikle bu konu üzerinde durmak istemiştik…
Hangi köşe yazarını okumuş olsak, Başbakan ya da bakanlarla yapılan hangi söyleşi programlarını izlesek; kahrolarak Altaylı’nın düştüğü konumu ve fotoğrafı görüyoruz.
Başbakanla yapılan söyleşi programları “ÇANAK SORULAR” dan geçilmiyor. Kimi önemli ya da ciddi görünen sorular soruluyor gibi yapılsa da, sadece kamuoyunun fazla tepkisini çekmemek için, adet yerini bulsun ya da dostlar alışverişte görsün tarzından öte gidilemiyor.
Yerel televizyonlar da ise, iktidar mensuplarının, iktidar partisinin belediye başkanlarının konuk olarak davet edilip yer aldığı programlarda, sözümüz ona açık oturum programlarında “ÇANAK SORU” olay ve olgusu “rezalet” denilecek boyutlara gelmiş durumda. Tabi çok az istisna dışında…
İMF Masası Şefi demiş ki;
“Yolsuzluk olayları basında geniş yer bulmalı. Bunlar duyulmazsa yolsuzlukla mücadele olmaz. Yolsuzluk haberlerinin basında geniş yer bulması yolsuzlukla mücadelenin en önemli silahıdır.”
Bu konuda Altaylı bakın ne diyor:
“Peki siz yıllardır Türkiye’de yolsuzluk haberi duydunuz mu?
Ben birkaç Unakıtan mevzuu yazdım.
Bir de Galaportçu Sami Ofer ile Başbakan’ın görüşmesini ortaya çıkardım. Hem de bizzat Başbakan’ nın kendi ağzından. Başka! Pek hatırlamıyorum hatırlayanınız varsa söylesin. Türkiye’de hiçbir yolsuzluk haberi yok.
Olmadığından mı? Zannetmem. Yazılmadığından.
Emin Çölaşan açıkladı. “Bize yolsuzluk haberi getirmeyin” dendiğini.
Yazmıyorlar, yazamıyorlar.
Bırakın yazmayı yazdırmamayı, ortaya çıkarılmasına bile izin vermiyorlar.
Muhabirler nasılsa gazeteye girmez diye araştırmıyorlar bile…” ( haberturk.com – 7 Aralık 2007)
Bundan sonra söyleyecek başka bir söz olabilir mi?
BURHAN ÖZBEY
burhanaozbey@yahoo.com