Beyaz gelinlik, kefendir niceleri için...
Arındım onca yaşadıklarımdan; şimdi niyetim en saf halimle senin olmak...
Öyle arzuluyum ki sana yarenliğe; bu hayatta, benim için zaman, mekan sensin artık...
Cesartse ömrü hak etmenin ilk şartı; başka teste lüzüm yok, işte giydim beyazları...
Ruhum macerayı sever benim; en büyük maceram olmanı yeğlerim...
İnancım seni işaret ediyor bana; ister gözlerin millenmiş senin de, ister aşkımı sorgula; ama sana inancım gül yağmurları olur başından aşağı...
Korkusuzluk zerk oldu damarlarıma, parlak gözlerine bakınca; yine yeniden korkmam bilirim sen yanımdayken artık...
Ömrümün sonrasında değiştiriyorum zamanın adını...
Sevincimi köpürttün yaşama dair; isteğim, nice şelaleler boyu; umutlarım, yükseklerden ses veriyor; islerim siliniyor tek tek; lekelerim nefesinle gidiyor bir bir...
Demektir, beyaz gelinlik; en azından hep o ani, hesapsız, kilitlenmiş, refleks başlangıçlarda...
Ama aynı anda...
Meleklere yakınlık vardır süzülüşlerinde, tüm beyaz gelinliklerin...
Hüzündür biraz sağa dönüşü, biraz acıdır sallanışı duağın ve çokça meçhuldür heyecanlı, sakin adımlamaları...
Ve empati yapılamaz yalnızlıktır...
Ve vedadır, vedadır ve, ve vedadır işte...
Ancak hep dönmeye yakın, sonlu, kimbilirli...
Yetişilebilinir mi tahmin ederek o psikolojiye emin değilim...
Heyhat!.. Daha kötüsü var...
Epeydir ebedi vedaların adı oldu beyaz gelinlikler; canım memleketimin, doğusunda, batısında, kuzeyinde, güneyinde türlü nedenlerle...
Ne acı ki, kefendir niceleri için şimdilerde gittikçe artan bir şiddetle; bazen göz kırpmadan al kana bocalanan, bazen çamur üstüne çamur atılarak kirletilen ve bazen yerin dibine batasıcalar eliyle çalılar arasında ırzına geçip boğazlanan...
İçindekinin uyruğunun ne önemi var Allah aşkına!..
Mesele beyaz gelinlik düşmanlığı...
Bir kahır ise bilememesi garibim İtalyan gelinin!..