Bıçakla, çorba içen insanların ülkesi...
‘Yalnız ve güzel ülkemde, olmayası şey yoktur’ diye mırıldandım bir süre kendi kendime, okuduklarıma gayri ihtiyari tepkimem olarak...
Bunca yıl gövdemin üzerinde taşıdığım, beslediğim, büyüttüğüm başımın bana kaktıkları çalakalem resmedilmişti sanki bir fecr vakti elime aldığım gazetede, Paşaların Paşasının kürsüden hitabını okurken...
‘Olmayası şey yoktur Paşam, yalnız ve güzel ülkemde...’ diye devinip durdum, elimde, kuvvetli bir fırt çektiğim yarım fincan çayın dibine yaklaşarak...
Ve başladım ‘bıçakla, çorba içmeye çalışıyoruz’ diyen, omuzunda nereden baksanız emir komuta zinciri altında geçmiş elli yılın yıldızlarını taşıyan Paşamla, esas duruşumu bozup, koltuğa yayılarak lakin saygıda parmak ucu kadar kusur etmeyerek monolog bir konuşmaya...
Sevgili Paşam, ‘bitmeyen terör’ yüzünden söylediğiniz yanında olduğum bu sözlere, siz söyleyince hiç bir sorun yaratmadığını düşünerek, bendenizden de sivil katkılar olsa, devleti ahali önünde vaka oluşturmaktan sıyrılır mıyım acaba?!.
‘İhtilal zamanları olsa olurdu ya şimdi uzağız onlardan (!), rahat ol... Ama yine de dikkatli ol, yok canım için ferah olsun bir şey olmaz, fakat haddini de aşma, söyle söyle düşündüklerini...’ dediğinizi duyar gibiyim muhterem Paşam...
O halde buyrun; yüreğimin gayya kuyusundan ağzımın kenarlarına konuşlanmış, dilimin üzerinde öbek öbek yer tutmuş, ruhumun Arafını yansıtan, her biri soru kisveli düşüncelerime...
Üfürerek toplum değirmenini çevirme meraklısı siyasetçilerin yahut onlarla gizli savaş güden bürokratların veya yer altı sivillerinin; zaman zaman birlikte çektirdikleri resimlerin arkasını okurken, bıçakla çorba içmek sözünüzü aklımıza getirirsek, üfürenlere mesaj vermenin kelepçeleri ellerimize çöker mi?!.
En romantik, en huzurlu dakikaların enstrümanı kemanı; baltalı ellerle milletin gönlü yerine göbeğinde titretenlerin; zavallı bestekarlıklarını, üstüne kendini beğenmiş nobranlıklarını, keman virtüözlerini misal vererek dillendirirsek, bıçakla çorba içmek sözünüze gönderme yapmamıza rağmen, baltayla keman çalanlara sövüyoruz diye prangalar seslenir mi ayaklarımızda?!.
‘İçine tüküreyim bu işin’ deyip, yere tükürerek barajları doldurmaya çalışan başkanlara uzaktan hitabetimizde, bunca yıl aklını neden kullanmadığını, boşa giden yatırımların miktarını, onlarla ne okullar, ne eğitim ve ekonomik seferberlikle yapılabileceğini, harcanan paraların hangi hısım akrabanın villasına havuz olduğunu sakin bir edayla sorarken; ‘ooo hakaretin bini bir para’ diye, bıçakla çorba içmek sözünüze atıfta bulunmamıza rağmen tazminatlar ödemek zorunda kalır mıyız, üç kuruş maaşımızla...
Diyorum ki Paşam; yasayla insan eğiten, silahla düzen kuran, hamasetle devlet yöneten, yumurtlayarak haber yapan, yumrukla otorite amaçlayan, yakınlıkla uzman olmadığı işleri kapan, sömürüyle yandaş toplayanlara da, sizin bıçakla çorba içmek sözünüze ithafen bir şeyler desek acaba başımıza türlü işler alır mıyız?!.
Cevabınızı duymaz gibiyim muhterem Paşam, tıpkı sizden öncekiler gibi...
Ancak şimdilik boşverelim yine, evvelki zamanlardan bir pelesenkle ‘sonra bakarız’...
Ve dönelim sizin güzel sözünüze; ‘bıçakla, çorba içmeye çalışıyoruz...’
Malumunuz bizim ülkemizde; imkansız diye bir şey yoktur Paşam, mucizeler ise biraz daha zaman alır...
Onu da beceririz evvelallah!..
Fatih Hoca öyle da diyordu zaten Euro 2008 kupasındaki maçlarımız sırasında, rahmetli Hasan Doğan da eşlik ediyordu kendisine...
Allah rahmet eylesin, adam gibi adam tanıdıklarımızın sayısı gittikçe azalıyor...
Üzüntüm, merhum Hasan Doğan göremeyecek nasıl bıçakla çorba içtiğimizi...
Ama ona sorsanız, mutlaka kaşığı tavsiye ederdi...
Bendeniz de şüphesiz...
Lakin farkındayım, kaşık için daha çok çalkantılı günler var önümüzde...