Bıcır bıcır gıdık...
Boş konuşup para, ün, saygınlık kazananların ülkesinde, dünyayı kasıp kavuran popüler her şeyin, mantardan hızlı ve sık peydahlanan us’tan pek nasiplenmemiş sözüm jüri adıyla sözüm hukuk, adalet ustalarının; yataklarına uzanmış ehli keyifte yahut dünya derdinde insanların, gizli kalmış çirkin taraflarına uzanıp, bıcır bıcır ayak altından gıdıklamaları uzun süre geçerliliğini koruyacak gibi geliyor bana...
Sebep; bir serbest atış alanı olarak tanımlanması ‘yorum’ denilen kavramın...
Ona da razıyım ya; yine de, mecburen!..
Tespitsiz geçemem lakin...
Baktığını yorumlayamayan, yorumla küfrü karıştıran, görüneni görmeyen, bilgisizlik aczini ‘bu benim fikrim’ diye sunan, zehirli kılıcı icabında kullanmak üzere kınında, kuşağının altında gizleyen, adını neonlaştırma peşindekilerin; seyredenleriyle geçtiği dalganın boyu, henüz dünya üzerinde herhangi bir okyanusta cereyan etmemiştir kanımca...
Gıdıklanmanın işkenceye dönüşmesi zaman alıyor biraz elbet, belki ondan...
Ve acı ki ne acı; tatbik ederek öğrenmeli mutlaka, uzun süren zevkin ansızın canhıraş bağırtılara dönüşebileceğini insan...
Boğulmadan anlamıyor, ayaklarının yavaş yavaş derin boşluklara düştüğünü garibim...
Unvanı, ‘akıllanmayan’ değil boşuna...
Fakat merak ettiğim bir şey...
Acaba seyredenler, beyaz ekranda oynayanlara, kısa mesajlarla oynattıklarına ne muamelesi yapıyorlar... Ehlikeyifteyken yahut dünya derdindeyken...
Özgürlük taraftarıyım şüphesiz, özgür insanların ülkesinde...
Samimiyeti severim, samimi insanların yurdunda...
Dürüstlük yanlısıyım, gerçek dürüstler arasında...
Konuşulsun, yaşansın isterim her şey; görülsün, anlaşılsın, kötüleri tekrar edilmesin diye vesselam...
Önce, vazgeçilmezim olsun ama...
İnsanlık düşkünüyüm, insan muamelesi gören insanların toplumunda...