“Bıktım artık…” Biz de bıktık!
Cumhurbaşkanı’nın eşi Hayrinüsa Gül’ün, eşiyle gittiği Londra’da:
“Türban ilkokula giremez, ilkokul çocuğu bunu zorla dayatamaz…
Bu konuda yaşanan bir cehalet varsa, biz bunu da ortadan kaldıracağız.
İlkokul öğrencisinin kendi isteği ile başörtüsü takması gibi bir şey söz konusu olamaz. Bu konuda karar verecek yaşa geldiğinde kararını verir.”
Şeklinde yaptığı açıklama, hiç tartışmasız, son derece dikkat çekici ve üzerinde önemle durulması gereken bir mesaj…
Bu zamana kadar, hemen hemen hiçbir konuda fikrini söylemeyen,; kamuoyuna yönelik tek bir açıklama yapmayan; daha doğrusu böyle bir alışkanlığı ve uygulaması olmayan Hayrünisa Gül; durup dururken, kendisinden açıklama yapma beklentisi yokken; niçin şahsına vazife çıkarıp böyle çok hassas konuda açıklamada bulundu dersiniz…
***
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, kimilerine göre; aslında kendi düşüncesini eşine söyletti…
Çünkü kendisinin Cumhurbaşkanlığı süresinin 7 değil, 5 yıl olarak belirlenmesi yönünde Başbakan Erdoğan’ının eğiliminin olduğunu bilmesi, Gül’ü bu yöne itti denebilir…
Olayı bu şekilde değerlendirenlere, haksızsınız, yanlış düşünüyorsunuz, böyle bir durum söz konusu olamaz diyebilir misiniz?
Nitekim Başbakan Tayip Erdoğan’ın Hayrünisa Gül’ün açıklamasına soğuk baktığı ve destek vermediği, konuyu kendisine soran gazetecileri yanıtlarken açıkça belli oldu…
Abdullah Gül, türban konusundaki sorular üzerine “bıktım artık” demiş…
Siz sadece bıktınız… Ya bizler, ya bizler? Millet artık yaka silker hale geldi…
Sabah akşam ülkede türbandan başka bir şey konuşulmaz oldu. Nedir Allah aşkına? Ülkenin başka sorunu kalmadı, sadece kadın saçı mı icranın tek meselesi oldu…
Başbakan kendi geleceği için; planları, ideolojisi adına durmadan ülkeyi sallıyor. Ülke de üretim yok, istihdam yok, aş iş yok, umut yok, güven yok, “sessiz devrim(!)” yaptığını iddia eden AKP ve onun genel başkanı Tayip Erdoğan, fakir fukarayı din istismarıyla oy deposu haline getirmekten başka şey düşünmüyor…
Tutturdular “türban” da “türban!..”
***
Bu durumda nasıl bir tablo ortaya çıktı?
2011 seçimini Cumhurbaşkanlığına giden yolda, çok önemli bulan; mutlaka seçimi yeniden tek parti iktidarıyla kazanmayı kendisine hedef seçmiş olan; seçimi kazanmada da büyük kozunun da her zaman olduğu gibi “türban” (istismarı) olduğunun bilincinde olan Başbakan Erdoğan’la, eşinin açıklamasını destekleyen Cumhurbaşkanı Gül, türbanın genellemesi konusunda ayrı düşünüyor…
Durumu böyle değerlendirmek, gerçek dışı olarak mütalaa edilemez…
Abdullah Gül, Erdoğan’ın türbanı (istismarını) seçim kozu olarak kullanmasına fırsat tanımamak ve Erdoğan’ın seçim şansını olumsuz yönde etkilemek için, böyle bir planın içerisinde yer alma olasılığının, gerçeğe çok yakın olduğunu düşünmek yanlış olmaz!
Zira Erdoğan’ın 2011’de ki seçim başarısızlığı, Abdullah Gül açısından “Cumhurbaşkanlığı süresi” adına avantaj olacaktır… Seçim kazanamamış, gücü zayıflamış, hatta hükümet olamamış bir Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı koşusunda ve Cumhurbaşkanlığı süresinin 5 yıla çekilmesinde, şahsına karşı güçlü rakip olmayacağı ortadadır…
***
Prof Dr. Şaban Şimşek’in Yeni Akit gazetesinde yazdığı gibi (Allah bu ülkeyi cemaatçilikten korusunu – Amiiin – 23 Ekim 2010 – 30 Ekim 2010 – 7 Kasım 2010) Ülkede artık cemaatler arasında, devletin zenginliğini kapma adına bir savaşın başladığını ve bu sebeple de cemaat- tarikat bölünmelerinin, hatta AKP içinde de bu yönde ayrışmaların, daha açıkçası bölünmelerin beklenebileceğini söylemek abartma olmaz…
Tayyip Erdoğan, kardeşim dediği Abdullah Gül’le ayni partiden ve ayni davanın adamı durumundalar ama Cumhurbaşkanlığı yolunda artık birbirlerinin “gizli rakibidirler!” Bunu kimse yadsıyamaz. Görmezden gelenler de sadece kendilerini aldatmış olurlar…
Ancak… Büyük para gücü ile Tayyip Erdoğan, lehine olabilecek her şeyi yapmaya ve yaptırmaya muktedirdir… Bunu da unutmamak gerek…
70 bin kişiye iftar yemeği verirken, 70 bin yemek paketine “evet” yazdırıp halkın önüne sürdüren siyasi zihniyetin gücü nereden gelmektedir(!)? Böyle bir gücün “dini kullanarak” hedefine ulaşmaması, bu konjonktürde sanırız ancak mucize ile gerçekleşebilir…
Sonuç:
Sayın Gül…
Siz türban konusunun konuşulmasından bıktınız….
Biz ise yaka silker duruma geldik… Hem de ne yaka silkme!
Bilmiyoruz yaşanmakta olan kâbus ne zaman bitecek?
Sevgili halkımız gerçeği görüp, “din istismarıyla” kullanıldığını ne zaman anlayacak? Merak ediyoruz…
Ancak bir gün bu uyanma mutlaka olacak. Ümitsiz değiliz! Er ya da geç bu olacak… Kesin!..
Not:
Kendisini takma isimlerle gizleyen, gerçek imzalarıyla ortaya çıkmaktan korkan “yüreksizlerle” işimiz olmaz. Onlara “almadıkları aile terbiyelerini” biz buradan ne kadar yazsak veremeyiz. Onlar karanlıkların adamıdırlar. Işıktan, aydınlanmaktan her zaman korkarlar!..
Son söz: Meydanı ne yazık ki bunlara bırakan; sağduyulu, gerçek vatanseverler aydınlığın mücadelesinde hâlâ susmaya devam etseler bile… Biz yolumuza artan azmimizle devam ediyoruz…
BURHAN ÖZBEY