Ne yazayım ne yazmayım diye düşünüyorum. Yazacaklarım arasında illaki aşk, dostluk, aile, inanç konuları var, yazmayacaklarım arasında da kesinlikle Baykal ve Kılıçdaroğlu olmalı....Çünkü ikisinin de başına gelenlerin daha adisine tanık oldum ben hayatta. Karısının gözünün önünden koluna taktığı sevgilisiyle geçeni mi görmedim, bir başka kadınla kardeş ve ağabey diye geçinirken yatak döşşek olmalarına mı şaşmadım, hatta aynı adamın sevgilisinin kardeşiyle olan beraberliğinin kendisini kesmediğini mi duymadım, hangi rezillik bu kepazelikten daha büyük olabilir ki? Başbakan, ‘Eşini aldatan mağdur olamaz’ desin dursun. Ben aldatmayanına rastlamadım. Üstüne bir bilse ki, nice yüzsüz ve imansızlar yaptıkları şeyi inkar eder, bin türlü yemin ve yenilmezlikle namussuzluğu paçalarına kadar bulaştırırlar da, öyle girerler caminin kapısından, karılarının koynuna….. Ne güzel ki, sen bu yönde bir imtihana girmeyeceksin, zina dersinden muaf olacaksın…
Bak çok yakından tanıdığım bir kadının hayatına giren erkeklerin ortak paydası ne Başbakanım? Birlikte dinleyelim, birlikte dinleyelim ki aramızdaki katiller kendisinden bahsedildiğini anlayıp çekip gitsinler hayatlarımızdan, dünyamızdan….
Bir adam tanıdım mesela… Karısını sevdiğini söylüyordu ama daha ilk buluşmamızda karşı koltuktan kalkıp yanıma geçecek kadar taşmıştı ahlakı küçük kabından. İlk akşamdan doğan ay, “Madem soysuz gönlün bende yoktu niye yolumdan döndürdün beni” türküsüne dönüştü. Karısına niyetinden küçük bir sızdırma yaşadığında ise bangır bangır hak ve hürriyetlerden söz eden adam, hüngür hüngür ağladı yani yaşamak istediği şeyin vadeli satışlara kapalı olduğunu, günü geldiğinde değil bedelini peşin ödemesi gerektiğini anladı…
Bir adam tanıdım….Karısıyla bir kaç yıl olmuş evlerini ayıralı. Fakat ne bekarım diyebiliyordu, ne evli! Sınırları kendi etrafına çekmiş, hayatını özel bir statüye boğmuş, fakat beraber yaşadığı kadınlarla kapı anahtarını paylaşmadığı gibi, tüm heveslerin sonuna gelindiğinde gösterecek bir kapı bile bırakmamış ruhu tok bir sefildi kendisi. ..
Bir adam tanıdım....Sonuna kadar incelttiği sesiyle, mağdur ve müşkül bir garibanı oynuyordu başlarda. Neredeyse eşinden dayak yediğini ve patronunun kölesi olduğunu düşünüp üzülüyordunuz onun için. Fakat sonra Taliban için çalıştığını söyleyecek kadar abarttı şovunu. Bir deve bir cüce derken donunu giymeyi unutmuş bir donkişot olarak yapıştı kaldı hikayenin sonuna.
Bir adam tanıdım…İlk aşkım olarak geldi bunca yıl ardımdan, evli ve iki çocuğuna rağmen. Tek istediği ellerime dokunmakmış inan Allah’a. Fakat ölü balığın çoktan karaya vurduğunu, onu öldüren kendisi olmadığı için de kokmuşluğundan tat alamayacağını, hazır lokmalara aşkın boca edilemeyeceğini anlatamamışım bir türlü…
Bir adam tanıdım…İlk görüşte aşk dedi bana, karısına rağmen. Özellikle geceleri çok iyi diziyordu ipe şiirleri. Gündüz beline doladığı av tüfeğini ancak gece gözüyle kullanıyordu demek ki. Yine mevzu geldi bir erkeğin bir kadından ne isteyeceğine. Boşanmadan boşalmak için çok haklı nedeni olsa öpüp başıma koyacağım belki de. Ama yok, o da evliliğini koruyan bir kaplan olarak dışarıdan beslenmeyi seçmişti kendine…
Bir adam tanıdım…En yakın dostumdu benim. Eşini çekinmeden anlatır, tüm erkeksi sırlarını benimle paylaşırdı. Benden istifade etmek istemeyecek bir erkek derdim ona, kardeşim ve babam gibi. Fakat bir gün beni öpmeyi ne kadar istediğini anlattı bana, fitursuzca. Üstelik bunu söylemek için geç kalmış gibi birden çıktı ağzından. Kaybedeceği şeyin yerine sayıp koyduğu üç misket ile….yok oldu…
hulyaokur06@gmail.com