İSMET BERKAN
RADİKAL
Bir Anti-Ergenekon yazısı
Ergenekon iddianamesi ve ekleri açıklanıp içerikleri belli olduğunda gazetedeki arkadaşlarıma şunu söyledim:
“Şu an itibarıyla bizim için habercilik refleksiyle hareket edip haberleri yeterince doğrulatmadan yayımlama lüksümüz sona ermiş bulunuyor. Artık iddianame ve ekleri elimizde, yapmamız gereken bu iddianameyi ve eklerini adam gibi okumak/taramak, içinde haber değeri taşıdığına inandığımız konuları haberleştirmektir. Ancak haberlerimizde ne kendimizi savcı yerine koyup birilerini suçlamalı ne de avukat yerine koyup sanıkları temize çıkarmakla ilgili yayınlar yapabiliriz. Bundan sonra iş mahkemenin, bize düşen davanın mahkeme safahatını da olabildiğince ayrıntılı, sanık savunmalarını verebildiğimiz kadar uzun yayımlamak.”
Bu ilkeleri Ergenekon kapsamında olduğu düşünülen bütün davalarda, iddianameler belli olduktan sonra uygulamaya çalıştık. Arada kaçırdığımız bazı şeyler oldu, bu ilkeleri çiğnedik birkaç kez ama onlar kazaydı, Radikal’in genel yayınına bakılacak olursa bu ilkelerin hayata geçtiği görülür.
***
Bu yazıyı yazmak için çok uzun zamandan beri düşünüyorum. İki sebeple: Birincisi taa en başta koyduğum bir ilkeyi kendi kendime bozmuş olacağım; ikincisi birinciyle bağlantılı, yazıyı yazarak kendimi sanık avukatı yerine koyacağım, savcının iddianamesini çürütmeye çalışmış olacağım.
Bu dediğim ikinci sebepten uzak durmaya çalışacağım. Çünkü mahkemeyi etkileme suçu ciddiye aldığım, ahlaki ve gerekli bulduğum bir suç, bu suçu işlemek istemiyorum.
O yüzden belirli bir davanın belirli bir sanığı hakkında değil, genel olarak ‘Ergenekon’ kategorisinde gözüken bütün dava iddianameleri hakkında yazacağım.
Belirli örnekler vermem gereken durumlar olacak, diyelim bir iddianamenin bir yerinden alıntı yapmam veya bir sanığın durumuyla ilgili yazmam gerekecek, ama bunlardan kaçınacağım.
Kaçınma sebebim de, az önce yazdığım mahkemeye etkileme suçunu işlememek olacak.
Yoksa konuyu daha iyi anlatmama yardımcı olacak binlerce örnek var dosyalarda.
***
Konuya balıklama dalmazdan önce adalet ve yargı algımızla işe başlamak istiyorum.
Pek çoğumuz için, daha doğrusu hukuk fakültesinde okumamış milyonlar için adalet ve yargılama algısını oluşturan başlıca şey, kabul edelim ki Amerikan mahkeme filmleri ve dizileri.
Bu dizilerde zaman zaman adaletin nasıl yanlış, kasıtlı olarak kötü işlediği vs. anlatılsa da, kabul edelim ki esasen ortada tıkır tıkır işleyen bir sistem görüyoruz çoğu zaman. Mahkeme salonunda delillerle konuşuluyor, avukatla savcı eşit şartlara sahip, savcının elinde olup da avukatın ulaşamadığı tek bir sayfa delil bile yok vs.
Hadi bu filmlerde, dizilerde gördüğümüz ‘kurmaca.’ Ya gerçek hayat? Gerçek hayatta da, zaman zaman gazetelere yansıyan dava haberlerinden görüyoruz, herhangi bir suçun soruşturmasının sona ermesi ve operasyon yapılıp şüphelilerin tutuklanmasıyla iddianame yazılması aynı anda gerçekleşiyor. Yani, diyelim Amerika’da bir kişi tutuklandığı anda zaten hakkında her türlü delil toplanmış, soruşturması tamamlanmış, hatta iddianamesi yazılmış oluyor, tutuklanan kişi o anda neyle suçlandığını ve hakkındaki bütün ama bütün delilleri görebiliyor.
Bizde ise durum tam tersi. Şu an Ergenekon soruşturmasının bitip bitmediğini, bu örgüte üyelik iddiasıyla birilerinin daha soruşturma altında olup olmadığını dahi bilmiyoruz. Halen mahkemede çok sayıda Ergenekon davası var, bunlar iki ayrı mahkemede yargılanıyor. Ve dediğim gibi soruşturma da bir yandan sürüyor olabilir;
çünkü bitip bitmediğini bilmiyoruz.
Bizde sanıklar (şüpheliler) gözaltına alınıp sorgulandı ama onlara ne neyle suçlandıkları açıkça söylendi ne de aleyhlerindeki deliller. Bazı delilleri dolaylı yoldan öğrendiler, çünkü polis veya savcı onlara sorular sordu ama çoğu delil onlardan gizlendi, hâlâ gizleniyor olma ihtimali var. (Savcılar soruşturmanın sürüyor olmasını gerekçe gösterip bazı delilleri hâlâ saklıyorlar.)
Sanıkların büyük bölümü neyle suçlandıklarını bile bilmeden aylarca tutuklu kaldılar. Bazı
sanık bile olmayan kimselerle ilgili soruşturma evrakı imha edileceğine aleniyet kazandı, onların telefon defterlerini bile öğrendik, en mahrem telefon konuşmalarını satır satır okuduk.
***
Daha devam edeceğim ama sayfanın sınırlarını çok zorluyorum. Yarına...