Zor bir iki hafta geçirdim, Ahmet Ümit’ten sonra hiç bir şey istediğim gibi gitmedi, yaz mevsimine ilk defa şimdi sitem ettim, günaha girdim…Kimi arasam İstanbul dışında, kimi arasam ‘Tamam’diyor sonra teamüle dönüşen kararsızlıklar yaşanıyor…
Ankara’ya gitmek için bavulumu hazırlamışken, Ümit Özdağ’dan, Mümtazer Türköne benzer bir şey duyuyorum:”Ben akademisyenim, benimle uzmanı olduğum konularda konuşursanız olur, ama kişisel sorularınız yanıtsız kalacaktır”
Onların medyaya yansıyan, hatta çoğunun mahkeme duvarı ifadesinin arkasındaki’İnsan’ı’ortaya çıkartma uğraşım hiçe sayılıyor. Ben o yüzden ki, inanmadığım, bana aykırı gelen her türlü yolcunun”Sizde benim ve benim gibilerin bulamadığı ama sizin kendi içinizde büyüttüğünüz insanı tanıyabilir miyim, sahip çıktığınız değerleri ben neden mahallemin dışında bırakmışım? diyerek”yolunu kesiyorum. O nedenledir ki, hep bir kulpundan da benim tuttuğum bidonun yosunlanmış dibini görebilmem bazen içimdeki yükselen gökdelen inşaatını durdurmam ve etrafında yeşeren bitkileri fark etmem sağlanıyor. Yani çocukluğumdan beri ‘bir’dir dediğim şeyler bir anda o insanın içindeki insan’la ikiye çıkıyor...
Siyasetçinin, sanatçının, yazarın öncelikle kimliğini ortaya çıkartmak benim için çok önemli. Biliyorum ki onun kim olduğundan başlayan sorular, neyi neden yaptığına da ışık tutacak. Biliyorum ki, onu tanıdıkça, ta’n’ın gerçek manası olan; ‘hoş görmemek, kötülemek, birisinin ayıp ve kusurlarını beyan etmek, duhul etmek, dahil olmak’ şeklinde bir gaflete düşmem önlenecek…Bunu nereden biliyorum, çünkü bugüne değin görüştüğüm insanların içinde her ne kadar gücendirecek kadar kaba davranışlarına maruz kaldıklarım olsa da onların savundukları esaslar ile kendi düşüncelerim arasında dehliz kurmakta zorlanmadım. Her zaman dedim ki:” Hiç bir şey göründüğü gibi değilmiş”
Rabbim benim yürek sıkışıklığımı bir an da çözdü, Birkaç gün Şevket Kazan ile yaşadığımız ironi, hakkını buldu,oldu, olacak diye dünyaya gelmekte inatçı davranan bebek doğdu. Zira Sayın Kazan diyor ki, “Bizim insan haklarından çok daha geniş manalı bir mevhumumuz var:"Kul Hakkı." Çünkü İnsan Haklarında sadece insan ve hak kavramları var ama kul hakkında, insan ve hak’ın yanında bir de Allah var” Benim bunu bilen insanların eline eğilmekten başka yapacağım bir şey yok.
Elif Şafak….Hatırlamadığım süredir kendisiyle görüşmek istiyordum. Numarasını kimden aldığımı söylememek üzere çok güvendiği dostlarından bile istirham ettim. Ama ne maillerinden ne telefonundan bugüne kadar ulaşabildim. Kendisini bazıları için özel tuttuğundan bu tavrı benimsemiyor olduğundan emindim, çünkü o sokaktaki dilenciyi bile hayatta hiç olmadığı kadar önemli hissettirebilecek bir gönle sahipti bana göre. Ve AŞK bizi buluşturdu, onu gördüğümde gövdesine başka bir bebeğimden kopan başı ekleyerek yeni bir can yaratmışım gibi sevdim. Onu güneş yanığına sevdalı insanların mayo izleri gibi itici bulmayacağımdan, deniz yüzü görmeyen benim gibilerin tişört izi gibi sahici sayacağımdan emindim. Onun mürekkebine batırdığı kuş tüyü kalemlerinin yazdıklarından yola çıkarak, rengi açılmış gözlerinde dünyayı daha da aydınlatan ışığını yakalamaya çalıştım. Ve kendime dedim ki :”Gözünü bu satırlardan bir an kaldır ve kuş tüyünün düşüşünü hayal et”
Evet Elif Şafak ve Şevket Kazan bir günümü doldurdular, artık o güne neresinden bakarsam bakayım boş göremem.
İki röportaj da sizinle birbiri peşine buluşacağı anı bekliyor, sevgiler….