Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.
Yalnızım.
Ağaçtan inmeye çalışırken takılan tişörtümü yerinden kurtaracak biri yoksa yırtılmasını da göze almalıyım elbette. Arabamın camlarına sürtünerek geçen dalların, anlatmak istediğinden çok daha fazlasını söylüyor yağmur.
İki kısa bacak üzerinde duruyorsa gözlerin, saçların ve ellerin o zaman aşk, pedallarına ulaşmadığın noktada kalmıştır.
Bir sevda kavgası. Yüksek bir binanın on beşinci katından yükselecek yer bulamayan sesler. Ben senin başkasıyla geçirdiğin geceden o kadar çok torun kahvaltısı çıkarttım ki! Yani gel diye beklerken, kuruttum masamıza konan bardağı bile. Gelmedin. Biliyorum saçlarındaki ateşine dokunmak istedin onun. Yanmadan yıkandığın günaha bir pencerelik yer açtın göklerden. Ve onun bedeninde hazinenin haritasında aradığın tümseklere rastladın. Ayaklarına kadar akan suyun süzgece takılmasının nedeni değildi kirlenmişliğin. Yüzüme bakmak için gözlerini yerden almam gerekiyorsa ben eğilirim dedim ama sen yine de beni yatağının demirlerine tutunmak için bile kullanmadın. Bağırdık ikimizde. Tıpkı, gazetelerle örtülü cesedin, sen, ben yada o olduğunu bilmeden. Kapıyı kasasından sökercesine çarpıp giderken, benim çoktan camdan sarkıttığım çarşafla önüne geçtiğimi görmeden. Uzun bir takipten sonra yine aynı sarı boyalı, kırmızı kapılı evden içeri girdiğini, oradaki kapıyı usulca kapamanı ve dışarıya çıkmak için sabahı beklemeni, sonra kafasını omzuna koymuş biriyle o kapıdan çıkmanı, onun arabaya bineceği tarafın kapısını açmanı, yol boyu ellerini dizlerinde tuttuğu ve vitese her elini attığında onunda oraya uzanmasını, arka camdan gördüklerimin, tekerleklerime sıkılan kurşun gibi yolumu kesmeyişini, duracağın yere mezarımı kazdırmak için işaret koyuşumu, bir küçük kır gezisinin ardından, ağaçların sırtına sırtımı vererek saklanışlarımın sonuna gelmiştik.
Burada bir kişinin daha aranıza katılacağı anlaşılıyordu. Yollardan çevrilmeyen başlar, birinin onlara yaklaşmakta olduğunu gösteriyordu. Ve füme renkli bir jeep’den başında fötr şapka olan bir bayan indi. Oldukça yaşlı görünüyordu. Serveti onun şapkasının altında kalan yüzüne, altın teller bırakmıştı. Bir çiçeğin üzerine basarak geçtiği karşı yolda, kavun çiçeği sarı saçlarını sevmesi gibi bir çelişkiye, ve senin kızdan yana eğilmiş yatık dallarında eklenince, elimdeki balyozla üzerine yürüyordum. Kim bu kadın? Babama zarar verme diyen, müziğimin sesini kesen ezan, yüzüklerimizin kurdelesini kesen hoca, yolumu kesen bir tramvay, uykularımı kesen şüpheler ne diyordu bana şimdi?
O benden bir kızı olduğunu gizlemişti. Onun gecelerinin kırmızı kurdelesi kızıymış…..Ben onun güvercinini kafesinde tutar mıydım bilseydim?
Ama işte aşk, evladını bohçaya sarıp sırtlandığın vadide tepene çıkacak kadar kıskançmış!!!
hulyaokur06@gmail.com