BİR SEVGİLİ DAHA YİTTİ!
Ben yürürken, bir taşıtın içinde çizdi havayı yalnızlık. Kuruyan gözlerimin içine değdi tuzlu parmakların. Galiba gitti bindallısıyla köyden şehre aşkım. Ne zaman inandıysam aşka, üzerine bıraktığım kokuyu teriyle attı zaman.
Bir sevgili daha yitti! Denizin üzerinde tek eş kalmış ayakkabının içini dolduran su gibi, saniyede değişen erkek akımıyla birlikte….
Mezarda üst üste gelmiş bedenlerimiz gibi, kalkıp gelemiyoruz bir türlü bugüne. İhtiyar bir teyzenin saçlarının arasındaki döküntü gibi toplayamıyorum senden kalan birkaç teli. Yine o teyzenin hala boyattığı saçları gibi, ışığı tutuyorsun arkamdan.
Sen aşktın. Güllerin yapraklarının içine kapattığı, üzerine morarmış sevdamın rengi dökülen, solucanların toprakta yaşama alanı açtıkları ve kaplumbağaların ayaklarının üzerinde biten başı gibi, gövdemde olup bitenleri unuttuğum aşkımdın üstelik.
İstemedin güneşe bakabilen gözleri, buzu kıran dişleri ve yağmuru içen ağzı. “Çünkü sen her şey olduğu yerde kalsın. Güneş üzerine doğsa da, sen güneşe bir çocuk vermezsin” dedin durdun..
Uykumdan, ölümüme kadarki tek göz yummamdı ayrılığımız ve daha gözümü açamadım.
Bir filin boğulan, kıvrılan, katlanan derisinin, düzleşecek her karesine sevdamdan yamalar koydum. Ama gülümsemenin çizgilerini dolduramadım. Seni ağlatamadım ardımdan. Benim kadar teslim olmadın aşka.
Kırlardan çiçek toplamayı hiç düşünmedin mesela. Çünkü kırlar için çiçekler, çiçekler için kırlar birer fazlalıktı. Sen beni zevcende, zencefilin de yapmayı da istemedin. Çünkü dünyaya göre az, sana göre fazlaydım.
Biliyor musun?
Nakıştan önce kasnağa gerilen kumaş gibi her bir tarafımdan çekiştirilmeye razıydım. Çünkü o kasnaktan beni çıkarttığında, kucağıma hiç solmayan gülleri bırakacaktın.
Sonu yok tende vedaların
Bitmez analığı aşkların
Yüreğimin konağından inersen
Kalacak yer bulamazsın
Benden görünüyor cennet de, cehennem de
Bizden biliniyor sevdası da, karası da
Şimdi cama bıraktığım buharda
Bir parmağın eksik çizeceğin kalpte.