Bir yokmuş bir yokmuş…..
En sevdiğim kitabımın ıslanmış sayfaları birbirinden ayrılamayacak hale gelmiş...Onun kurumasını beklesem de asla eskisi kadar düzgün olamayacağını biliyorum. İçinden birkaç kelimeyi kurtarabilsem şunlar olurdu:
“Seni seviyorum….”
Cebimin uç kısmına sıkışan kuruyemiş kabuğu gibi iç-dış olmaktan korkan bir içe doğru gidiyorum…
Yerden kalkmayan bir çuval, başkasının yardımıyla sırtımda yerini bulursa ben ne kadar dik durabilirim ki! Aşkın böylesine utanç verici bir şey olduğunu bilmiyordum. İnsana kendisi dışında her kılığa girme özelliği katan bu duygu örüntüsünün kaçan dişi olmak istemiyordum artık. Çorabımın baş parmağıma kastı gibi kendime olan ihanetimin şifrelerini bulmak zorundayım. Bu böyle olmuyor çünkü….
İsteklerimin vazgeçtiklerimle trampasından şunu anlıyorum ki hiçbir şey heykelin kopan kafası gibi yerinde kalmak zorunda değil. Değişen yüzümüz ve yaşımız için kabullenişimiz neyse duygularımızın dinamizminin de yanında o kadar yer almalıyız.
Küçük bir kız olarak evimizin önüne oyun amaçlı serdiğim kilimin altından avucumun tam ortasına yürüyen bir akrep’e bile minnet borçluyum mesela. Çünkü hala bir gecelik müşahede de anneannemin, refakatçiye yasak olan bölümün odasında beni yalnız bırakmamak için gösterdiği cehtin güveni altında hissediyorum kendimi. Sana kötülükle yaklaşan bir insandan da bir şey bulduğuna inanmalısın diyor felsefem.
Babamın menüsküs ameliyatına da çok şey borçluyum mesela. Çünkü kendisiyle hiç hasbıhal içinde bulunmadığım babam, baş ucunda benim resmimi görmek istemiş ve annemle bunun için özel olarak stüdyoya gitmiştik. O resimdeki bakışlarım hala babamla konuşur ve sorar gibi, “gerçekten beni seviyor musun?”
Ve bir Aslan hikayem vardı hani. Aslan, ormanları terk-i diyar eylemişti benim için. O Aslan’a demiştim ki, “Kendine çok fazla güvenme, seni Aslan yapan gönlüm fareye de dönüştürür.” Şimdi anladım ki Aslan’ın yeri orman. Ben pikniklik anları geçeli çok oldu….
Duygularına abd’lık yapmıyorsan, kula kulluk hiç yapmayacaksın diyor aklım bana. "Kul, kendi yaptıklarının halıkıdır" derken de duyguların zincirinden kurtulduğumu hissediyorum. En önemlisi Aşk-ı İlâhî, aşk-ı hakikî, aşk-ı mânevî arasındaki farkı görmeyenleri bir daha bakkala göndermeyeceğim. Çünkü eli boş dönüyor….:)
hulyaokur06@gmail.com