BİR-İKİ-ÜÇ
Her sevda, kavanozdaki bal gibi düşer düşmez yayılmıyor gönüle. Sonsuz bir bekleyişin içinde, beyaz sakallı dilenciye, uzayan saçlarıyla mutlu mu diye soruyordum, bendeki özleminle!
Karanlığın soğuttuğu hava, gece yarısı gibi kal ve yaşamımı böl istiyordum.
O ilk karşılaşmamız var ya, gözlerinin içinde ordan oraya kaçan aşk, bir tek benim arkama bırakmamıştı mendilini.
Anlattıklarımı uzun zamandır su bekleyen toprak gibi çekiyordun içine.
Senin anlattıkların ise, kahvemin telvesinde tuttuğum dileğimin yapışması gibiydi belleğime.
Sanki sen ihtiyar dedemin, gerdirilmiş, gençleşmiş yüzüydün, sevgimin tanışıklığında.
Sanki sen güneşin en kızdığı varlıktın dünyada. Bana ışık olmanla…
Sanki sen, yüzümü bana karşı saklayan kartalın kanadıydın. Utandığımda….
Sanki sen, o günden sonra düğünüme gelen isimsiz çelenk’in ziyareti, duvağımın altında kalan kadının morgtaki gözlerini kendine doğru çektiğin sürgüsüydün.
Bu ilk’in ardından kaza sonrası hastanede olup bitenleri düşünür gibiydim. Sordum sana da, beni tanımadan önce nasıldım diye?
Öyle bir şey hissetmişiz ki, ay dilimlenip önümüze konulsa, Dağ, kum olup ayaklarımızın altına dağılsa, batık bir gemiyi denizin yüzüne kaldıran balıklar bunu, senin ve benim için yapsa göremeyecektik. Çünkü aşk mı bilmem ama onun kadar sarsıcı bir şeyin kuşatması altındaydık.
İkincisi için o kadar fazla acelen var dı ki… Bense annemin ardımdan bir kardeş getirmesi kadar ürküyordum kendime olan sevgimin yerime geçmenden. Bir de seni, iki gömlek yakasını birleştiren papyon gibi altında kalan düğmenin iliklenmemesi bolluğunda sevmek istiyordum. Yani sana görünen tarafım sıkı, altında kalansa serbest olmalıydı. Yüzün kızarmıştı, yine coşar mıydı yassı ve yaslı yüreğim acaba?
Senin bu korkun, yani bende aynı heyecanı yaratma kaygın, masadaki bardakları, tabakları birbirine vurur gibi titretiyordu ama benim içimi?
Evet senin yanında olmayı istemiştim. Ama gitme zamanı, hapisten yeni çıkan duygularla sana tekrar dönmeyi çoktan istemişti benden.
O gün bir güvercinin önünde duran yemleri gibi basıp geçmiştim ellerine dokunmayı. O gün yaylı bir bahçe kapısının açılırken çıkarttığı sesi, bu arzularla sana geldiğimi duyurmamak için, daha zor olanı seçip, çitlerine tırmanmıştım. O gün, ensendeki küçük tüylerin bir yana devrilmesi gibi, sende, seninle zayıf düşebilirdim.
Ve üçüncüsü… Sen oraya geldin mi bilmiyorum ama ben baloda, kollarımı boşluğa dolayarak dans ediyordum. Ve boşaltılan sahnede, müziğin durduğu an yere yığılıp kalmıştım…Bakalım dördüncüsü için şansımız var mı?
hulyaokur06@gmail.com