Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.
Seçim coşkusunu çok değil, son iki bilemedin üç oylamada yaşıyorum. Öncekinde(2007) hatırlıyorum da sevgili kayınvalidem hayattaydı. Ben hop oturup hop kalkarken, "-Kızım bu kadar ciddiye alma, sana bir şey olacak" diyordu. Sonra kendisi benim heyecanımın şiddetinin sarsıntısına, kalp krizi geçireceği korkusu da eklenince evine gitti. Fakat durur muyum, her oy artışında yada oranlar değiştiğinde telefona sarılıyor:" Anne, öndeyiz, şu ilde de kazandık, bu bölgenin de birinci sırasındayız" diye çınlatıyordum telefon tellerini. Peki neye inanıyordum ki ben? Başkasına mı, başkalarına mı? Hayır. Ben aslında kendime inanıyordum. İçsel sezgilerim, kişisel değer yargılarım ve vatanım uğruna tek damlasını esirgemeyeceğim kanım. Hepimiz, o parti ve lideri için tam bir inanış ve kabulleniş içinde değildi sadece. Kaybedersem, kendim kaybedecektim, kendisiyle birlikte aldığı kararlardan sonra yıkık bir yuva, çökmüş bir piyasa, hacizli-ipotekli mallar, kırık kemikler, dökülmüş saç ve dişlerle aklının yapraklarını kaybetmiş bir sap gibi kalacaktım muhakkak. O yüzden var gücümle istedim verdiğim oyun halk tarafından da onay ve itibar görmesini. Kimse istemezdi çünkü gittikçe boşalan bir kabın kaşık sesine ulaşmayı, kimse istemezdi çünkü altından su alan ayakkabıyı yapıştırmakta çare aramayı, kimse istemezdi çünkü evladının yerine bez bebeklere sarılmayı, kimse istemezdi çünkü evinin bahçesindeki mezarla bakışmayı, kimse istemezdi çünkü duyularının yerine işaret sistemini koymayı.
Ve nihayet bu seçimde de oy kabininden çıkarken, günahlarımdan arınmış gibiydim...Verdiğim o bir oyun, vatoz balığı gibi okyanus dibini temizlemekle görevli olduğunu biliyordum. O bir oyu doğanın dengesini koruyan tek bir ağaç kadar önemsiyordum, o bir oyun erkek- kadın bütünlüğünde, memleketi nizam bakımından dişi bir rolü olduğunu biliyordum.
Fakat bu seçimin bir farkı vardı diğerlerinden. Birilerinin şöyle düşünmesini isterdim mesela. "Ortaya konan fizibilite çalışması, içki satılan(ki almamaya çalışırım) ama aynı zamanda tek satış yeri olduğu için en kalitelisinden aldığım bir ürünü temsil ediyordu. Aynı zamanda sahibine küs olduğum bir mağazada yine o sahibine görünmeden çok beğendiğim ve benim olmasını istediğim bir şeyi aldığım hissini veriyordu. Yine oğlumun mutluluğu için hiç hoşlanmadığım karısına katlanmamı, seviyor görünmemi salık veriyordu." Bütün bunları söyleyen taraflar da vardı, Saadet Partisi ve Muhsin Başkanın yolundan giden Büyük Birlik gibi...Onları verdikleri radikal ve akılcı karardan dolayı tebrik etmemek elde değil....
Neyse artık Evet'ten sonraki adımlara bakmak lazım. Zira oyu 'Hayır'olan için denecek şey şudur:"Onlar ermiş muradına, biz çıkalım kerevetine" Ker'evet' iyi bir şeydir zira....Üzerine şilte serilerek yatmaya veya oturmaya yarayan ahşap seki.
hulyaokur@haberx.com