İsmail Türüt...
İsli bir geçmişi sırtlamanın, eline yüzüne savaş boyları gibi çalmanın, kara islerden beyaz bulutlar doğacağını iddianın; bir bereketi olsa gerek toplum içinde hiç eksilmeyen...
Bu berekete sebep tomurcukları alıp uçuran, yaydıkça yayan mahlukatlar bir de...
Kasım kasım salınmaya bir neden, kabadayı efelenmeye omuzdan düşük bir cekettir sanırım; geçmişteki isler, o isleri sahiplenmeler...
‘-ma’ ninnileri vardır ezelden beri, bilmem bilir misiniz?..
İsli ocağı yakıp, korlayanların ta atalarından kalma; ‘korkma, gözünü sakınma, elini tetikten kaçırma, durma, çekinme’ diye başlar...
Kimlerin kulağında yok ki bu zalim ninnilerin çınlaması; onda neden olmasın!..
‘İllettir bunlar vatana... Atılmalı, sökülmeli... Pis yaradırlar, kızgın maşayla dağlanmalı... Yaz bu duyguları sözlere, şarkılara, nağmelere dola o sözleri ve anlat herkese civar civar dolaşırken’; diye öğütlenmiş kimler yok ki, o niçin olmasın...
Ne acı ki hepsi; türden, türcülükten, türümcülükten geliyor...
Her yerinde aynı dünyanın... Dertlenmeyin o yüzden...
Bizimki yalnızca biri; zamanlı zamansız üten dünyadaki bir sürü İsmail Türüt’ten...