BU ADAM HADDİNİ BİLMEDEN NE DİYOR?
“Osmanlı’nın son günlerine geri döndük.
O zaman İstanbul’daki Avrupa Büyükelçileri sadrazamları aşağılayarak, Türklere söverek Osmanlı’yı “Adam etmeye” çalışıyorlardı.
Şimdi o işi AB bürokratları yapıyor.
Üslup aynı, değişen bir şey yok.
Adamlar kendilerini Afrikalı ilkel kabilelere medeniyet öğretmeye gelmiş misyonerler zannediyorlar.
Bir yanda Olie Rehn, bir yanda Lagendjik, bir yanda Barroso...
Türkiye’nin sistemine, yargısına, Anayasasına demediklerini bırakmıyorlar…”
X
Sevgili okurlar;
Yukarda tırnak içine sunduğumuz anlatım, tanınan bir gazeteci ve köşe yazarının 10 Nisan Perşembe günkü yazısından bir bölümdür. Bizce yazarın ismi değil, bu konuda ki yazdıkları önemli.
Hemen söyleyelim; geçmişteki kişiliği ve misyonu ile kendisiyle birçok bakımdan frekans çatışmamız olmasına karşın, yazarın konuyla ilgili yukarıda okuduğuz görüşlerinin altına imzamızı rahatlıkla atarız.
Şimdi gelelim bizim düşüncelerimize…
X
AB komisyon başkanı Barossa efendi ne demiş?
“laiklik halka dayatılamaz.”!
Başka ne demiş? Hem de bizim parlamentomuzda yaptığı konuşmada;
Anayasa mahkemesi kapatma davasında AB standartlarını dikkate alacak biçimde karar vermelidir… Buna benzer bize bir sürü martaval okumuş.
Türkiye sanki sömürge ülkesi.
Ya da işgal altında bir ülke.
Sen kimsin Barossa Efendi?
Böylesi sözleri söyleme hakkını Mustafa kemal’in ülkesinde sana kimler verdi söyler misiniz?
Şu tabloya bakın.
Düne kadar yüzde 47 oy almış partiyim, istediğimi yaparım dayatması ve düşüncesinde bulunan ve “yapmayın etmeyin…” tarzında ki hiçbir demokratik kuruluş ve siyasi partinin samimi uyarısına ve önerisine kulak vermeyen ve adeta “ben istediğimi yaparım” tarzında ülkede faşizm havası estiren AKP; kapatma davasından sonra birdenbire ve yeniden AB sevdalısı oldu ve yumuşadı. Uzun süredir, rafa kaldırdığı AB reform kural ve yasalarını hatırlar oldu. AB’li dostlarına(!) hasretle kucağını bir kez daha açtı!
Bu değişim peki neden oldu?
Neden olacak? Kapatma davası nedeniyle köşeye sıkışıldı da ondan!
AKP’nin başlangıçtan bu yana, AB’ye yönelik yaklaşımı da gerçek anlamda zaten bu değil miydi?
Köşeye sıkışırsam gelin beni kurtarın mesajı ile AB macerası için yola çıkılmadı mı?
AKP’nin, AB’ye sırtını dayayarak “ılımlı İslâm” devletinin (daha sonra da şeriatın) süreç içerisinde aşama aşama temellerini bu ülkede atmada “gizli emeli” bilinmiyor mu? AB amaç değil bal gibi araçtı(!)
Ortada hiçbir şey yokken, birdenbire “türban velev ki siyasi simge olsa ne olacak” diye ortaya çıkmanın ve bu yönde dayatmanın (dayılanmanın) bir anlamı var mıydı?
Haaa. bir anlamda vardı tabi. Neydi bu anlam?
Ey millet ekonomi artık çöküyor, bu konuda AKP olarak havlu atmak durumundayız, o nedenle türbana sarılmaya mecburuz, başka kurtuluşumuz yok mesajıydı…
Türban dayatması neredeeee… AB’ye girme sevdası neredeeee?
İki kavram hiç samimi olarak birbiriyle örtüşüyor mu?
Biri çağdaşlığın öteki tutuculuğun simgesi…
AB, bunu bilmiyor mu?
Bal biliyor ve görüyor ama Türkiye’yi “kirli çıkarlı ve emelleri” uğruna ele geçirmek için böyle bir iktidara seve seve yeşil ışık yakıyor!
Ülkede son üç beş yıl içersinde, AKP sayesinde “türbana” bürünmeyen genç kız ve kadın kalmadı!
AKP’den nemalanmak isteyenlerin neredeyse tamamı, “türban” şemsiyesi altına girmek zorunda kalıyor…
Söyler misiniz, eşi türbanlı olmayan kaç babayiğit kamuda terfi etme ya da iyi mevkilere gelebilme şansına sahip? Ya da ihale alma avantajı var!
Barossa Efendi’nin derdi, Türkiye’de ki demokratikleşme filan değil, Onun kafasında ki plân çok farklı…
Bu ülkenin ulusalcı, vatansever, cumhuriyete ve Atatürk’e gönül vermiş laik demokrat kesimi Barossa’nın kafasında ki plânı çok iyi biliyor…
Ama ne yazık ki asıl bilmesi gerekenler, kendi siyasal çıkarları uğruna bu gerçeği görmekten ısrarla kaçıyorlar…
Tabi olan devlete ve millete oluyor…
BURHAN ÖZBEY