Küçükken barbie bebeklerin bacaklarını kopartan kadın, yıllar içinde tekerlekli sandalyede sürdürmeye devam ediyor yaşamını ve bacaklarının kendisine ait olmadığını, tren raylarının üzerine yatmayı ve bacaklarından kurtulmayı düşünürken, İngiltere’nin ünlü psikologları onun bu kararından vazgeçmeyeceğini görüp, bacaklarının kesilmesine izin yönünde rapor hazırlıyorlar.
İnsan yaşamını, uzayacak ömrünü ve en kötüsü sahip olduğu üstünlükleri yitirmek istediğinde içinde bulunduğu duruma; karamsar, depresif ve çöküntü hali teşhisi konur. Fakat bu kadın, canı ve uzvu pahasına kararlıkla adeta ödüllendirilmiştir. Bu durum bana ve belki de bir çoğumuza yabancı olmayan durumdur. Zira cinsellik ekseninde yaşanan sapmaların da temelinde de bu yatmaktadır. ‘Kendine yabancılaşmak.’
Bu onun kendisinden olmayan hiçbir şeye tahammülü olmadığını değil, belki ‘kendi’olmayı başaramadığını, belki de kendisi dışındaki herkesin sahteliğini, “sizin bana vereceğiniz zarar, benim kendime vereceğimden fazla olamaz” tavrıyla suya düşürmek istediğini gösteriyor. Muhakkak ki buradaki baş kaldırı ‘kendi olmak’ile doğal hakkının tespitidir. Ama bunu bir davranış bozukluğundan nasıl ayırabiliriz dersek, yani bilimin içine birazda Anadolu’dan saflığımızı, Doğu’dan kurnazlığımızı, Osmanlı’dan hakimiyet duygumuzu ve daha çok kadınlarda ihtiva eden duygusallığı katarsak bambaşka bir ittikan’a sahip oluruz.
Buna göre, yaşamdan alınan zevke değil, yaşama katılan zevke bakmalıyız belki de! Öyle mutluysa, mutsuzluğun bir bacağının kesilmesi eksilen değildir onun için. Bu bacak ona taşınmaz bir yük olarak geliyorsa, keser atar. Ağrıyla, sızıyla, tıkanan damarlarla gözden çıkarılması kadar, size ait olmadığı, sizin bir parçanız olarak kalmak istemediği, size her geçen gün hayatı zehir ederek, bunak ve çaçaroz bir ninenin yatağındaki bağımlılığından sebep her anın şikayetini duymaktansa…
Biliyorum dinimiz böyle bir ifrağı kabul etmez. Biliyorum kadının kararını hiçbir akıl kabul etmiyor ama ben ediyorum.
Eğer bir kadını, gönül yatağına uzanmadan, aşk yatağına düşürmek isteyen varsa onunda bir operasyondan geçmesi lazım. O her ne kadar ben böyle mutluyum dese de, dünya böyle düşünmeyebilir.
Eğer bir kardeş, diğer kardeşini, evlat annesini, babasını, adamın biri sevdiğini kalbinden vuruyorsa, tetiğe değen eller için ne düşünülebilir?
Eğer bir dirhem zahire için bir simitçinin tepsinin, sebzecinin tezgahının ve karpuzcunun kamyonun üstünden dökülenin yolunu bekleyen, mahalle pazarının kaldırıldığı saatte kasalarda kalanları tartısızca alan insanlar varken, yedikleri fazla gelenlerin midelerini, maaşını hesabından çekmeden de yaşadığı bolluğa rağmen, arabasındaki çizikle, klimayla uğraşan beyinlerini ne yapmalı?
Aslında bunlar insanlardan, vazir olanların cezası gibi gözükse de, KAT için yani kesmek ve biçmek için kendiliğinden ve kendilikleri için bağışladıkları organdır da!