Kabul Aydınlar bombayı kucağında buldu.
Kabul çok kötü bir dönemde oturdu o koltuğa.
Kabul bu süreci “yönetmek” büyük maharet isterdi.
Kabul o koltukta kim oturursa otursun bir cephe tarafından illa ki hain ilan edilecekti.
Kabul birçok kulüp başkanı güvenilmez. Rüzgârın yönüne göre anında yön değiştiriverir bu ülkede. Hele Kulüpler Birliği berbat bir yapı. Başındaki isimse tam bir facia.
Ama şu da bir gerçek ki, M.Ali Aydınlar bu süreci yönetemedi. Sadece idaaare etti. Hatta idaaare bile edemedi. Geldiği günden bu yana sürekli hata yaptı. Hatalar birbirini kovaladı. Son hatasıysa böyle bir dönemde futbolu yüz üstü bırakıp çekip gitmek oldu. Geldiği günden bu yana F.Bahçe karşıtı cephe F.Bahçeliliğini kullanarak köşeye sıkıştırmaya çalıştı Aydınlar’ı, F.Bahçe cephesiyse “sen nasıl Fenerlisin?” edebiyatı yaparak… Öyle veya böyle bir karar alıp sorunu çözse belki şimdi çok farklı bir konumda olacaktı hem O hem de Türk Futbolu… Ama O sorunu çözmek yerine sürekli öteledi. Böyle olunca da hedef oldu. Her iki taraf da tepkisini O’na yöneltti. O da sonunda dayanamayıp ne haliniz varsa görün diyerek bırakıp gitti. Şimdi ortada bir enkaz, bir cenaze var. Peki, aklı başında kaç insan keskin virajlarla dolu bu engebeli yolda direksiyona geçer ki? Düşünsenize gelecek başkan kötü adam olmayı daha baştan kabul edecek. Bu işi layıkıyla götürebilecek, kulüplerin etkisi altında kalmayacak, cesaretli, kimsenin gözünün yaşına bakmadan karar verebilecek, adı herhangi bir şaibeye bulaşmamış bir isim olmalı yeni Federasyon başkanı. Böyle bir ismi bulmak kolay değil şu ortamda. Şenes Erzik falan gelmez. Göz göre göre böyle bir ateşe atmaz kendini. Başka bir isim gerek onun için. Üstelik bu ismi bulmak için çok uzun bir vakit de yok hani.
DÖRT MADDEDE AYDINLAR DÖNEMİ
1- Tüm bu belirsizlik ortamı, liglerin geç başlaması yetmezmiş gibi adına Play-off denen bir garabeti Türk Futbolu’nun başına bela etti. Ne yararı olur bilmiyorum. Ama bayağı zararı olduğu kesin. Sıkıştırılmış maç takviminde bunalan takımlar, kimi zaman Kocaman’ın, kimi zamansa Carvalhal’in isyanı, sıkça yaşanan sakatlıklar, Avrupa mesaisi olan takımların 3 günde bir maç oynama hali… Tüm bunlar Play-off sistemi bir yana zamanlamasının nasıl bir hata olduğunu gözler önüne seriyor.
2- Şikenin neredeyse ödüllendirilmeye çalışıldığı, ahlaki yönünün bir kenara itilip maddi yönünün ön plana çıkarıldığı, bu işin sıradan bir iş gibi gösterilmeye çalışıldığı bir ortamda Fair play şampiyonluğuna astronomik bir para ödülü konması nasıl bir çelişkidir?
3- Belli sayıda kadın ve çocuk statlara ücretsiz alınmaya başlandı. Seyircisiz maçlar tarih oldu. Bu kez statlar tamamen kadın ve çocuklarla doldu. Belki birbirine paralel bu iki uygulama kimi çevrelerce göklere çıkarıldı. Yerlerde sürünen imajı onarmaya yönelik reklamvari bir hareket olduğundan mıdır nedir bana pek sempatik gelmedi bu iş.
4- Sahada 6 yabancı uygulamasına devam edilip geri kalanlar için yabancı sınırının kaldırılması mukavelelerini koz olarak kullanan yabancı futbolculara karşı kulüplerin elini güçlendirdi. Sıkça eleştirilse de bana göre Aydınlar Dönemi’nin en pozitif adımlarından birisiydi bu karar.
enginkonca@gmail.com