BU KİTABI MUTLAKA OKUYUN!
Türkiye İran olurmu olmaz mı?
Bu soru son zamanların ülkemizde en çok sorular sorusu. Gidişatımızı İran’a benziyor mu diye düşünenler, merak edenler, endişelenenler, ürkenler, Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği konusunda tedirginlik içerisinde olanlar, bu kitabı mutlaka okumaladırlar…
İşte size kitaptan bir bölüm:
X
“İlk kez Hazar Denizi yakınlarındaki küçük bir kasaba olan Ramsar’da güneşli
bir bahar günü öğleden sonrası gözaltına alınmıştım.
Zaman zaman; İran’ın yeni yılını kutlamak için oraya giderdik.
Kent meydanında bir polis yetkilisi yanıma yaklaştığında üzerimde zaten uzun
bir palto, uzun torba gibi bir pantolan ve bir türban vardı.
Bana yakında park etmiş beyaz bir münibüsü işaret ederek, “münibüse bin’ dedi kaba bir şekilde, itiraz ettiğimde beni kolarımdan tuttu, sokağın karşısına sürükledi ve otobüsün içine itti.
İçeride ki koltuklarda birbirlerine sokulmuş başka üç talihsiz kadın duruyordu. Emekli bir öğretmen olan biri terlik giydiği için gözaltına alınmıştı.
Daha fazla av bulmak için meydanı tarayan polis yetkilisine , “Ayaklarım şiş, ayakkabı giyemiyorum,” diye bağırıyordu.
“Kur’an’ın neresinde terlik giymenin suç olduğu yazıyor?” diye soruyordu.
O sesini yükselttikçe yetkili daha sinirlendi ve aracı doldurmaktan vazgeçip bizi hemen polis merkezine götürdü.
Bir odaya oturttular ve “rehberimiz” olacak bir kadın yetkili gelene dek orada kalmamızı söylediler.
Geleneksel bir inanışa göre, dini bütün müslümanlar toplumdakilerin davranışlarını denetleyerek insanları kötü alışkanlıklardan vazgeçirmenin ve erdemi yükseltmenin kendi görevleri olduğuna inanır.
Kapı gürültülü bir şekilde açıldı ve siyah çarşaf giymiş olan 18 yaşındaki bir kız uzun adımlarla içeri girdi. Rehberimiz gelmişti ve kısa konuşmalardan ve tonlamasından okuma yazma bilmediği anlaşılıyordu.
“Size Hazreti Fatma’dan bir şiir okuyacağım,” dedi.
Fatma Hazreti Muhammed’in kızıydı ve İslamda kadının adanmışlığı ve dindarlığının bir örneği sayılırdı.
“Ey kadınlar!” diye başladı.
“Fatma size şunları söylüyor: Kadınların en değerli süsü örtüsüdür.” Durdu ve kendinden gurur duyar halde yüzlerimizi taradı.
Öğretmen, “Affedersiniz ama Hazreti Fatma bir şair değildi,” dedi.
Rehber duymamış gibi yaptı ve kıyamet günü, cennet ve cehennem üzerine birkaç muğlak hatırlatma yaptı.
Gelişigüzel vaazının bitişini anlamadığımıza şaşırmış görünüyordu.
“Peki ne bekliyor sunuz ? Artık gidebilirsiniz,” dedi.
Resmi olarak bize yol vermişti
Bir sahil kasabasında, komite merkezinde kirli bir yerde oturup 18’indeki bir bu kızın tadını dinlerken, rehberimiz İslam Cumhuriyeti’nin iyi yansıması olduğunu fark ettim. Şah döneminin İran’ında olsaydı bu genç kadın, evinde oturup bulaşıklıkları yıkıyor ya da sebze doğruyor olacaktı. Hükümet istese de ona erişemeyecekti, zira geleneksel, taşralı aile koruma bahanesiyle onu eve kapamış olacaktı.
Bu devrim, rehberimiz gibi kadınlara erişmeyi başarmıştı.
İlk günlerinde İslami rejim, gelenekesel ailelerden gelen kadınların oylarına ihtiyaç duyuyor ve onları sandıklara çağırıyordu.
Mollalar onlara, “ Oy verirseniz, İslama hizmet etmiş olursunuz,” diyordu.
Bu, geleneksel ailelrden gelen kadınlara görülmemiş bir özgüven verdi.
Daha Önce zannettiklerinin aksine, evlerinin dışında bir değerleri olduğunu farkettiler. Oyları sayılıyor. Bir işe yarıyorlardı… (Sayfa: 126 -127) (*)
DEVAM EDECEK.
BURHAN ÖZBEY
(*) İRAN UYANIYOR – Şirin EBADİ – Nobel Barış Ödülü Sahibi – Berçem Yayıncılık – 2008