BU KİTABI MUTLAKA OKUYUN (2)
Dünkü yazımızda sözünü ettiğimiz, 2003 yılı Nobel Barşı Ödülünü almış olan İranlı yazar Şirin EBADİ’nin “İRAN UYANIYOR” (Berçem yayıncılık) kitabındaki, bizim ülkemiz adına ibret alınacak bölümlerini sizlerle paylaşmayı sürdürüyoruz.
“Şah’ın kafadarlarını iktidar koltuklarından ve Kuzey Tahran’ın ahşap villalarından kovan ve sonra onların yerine geçen devrimcileri (mollaları) (insanlar artık) çok iyi tanıyorlardı.
Şah’ın servetini kazandığı geniş petrol rezevrleri yeni sistemde onların (mollaların) kendilerini zenginleştirmelerine yaramıştı.
20 yılda, 1979 ‘ın halkçı radikalerinin arasından yeni bir zengin ve devrimci elit doğmuştu.
O dönemde İslamın İran’ın tüm ekonomik sorunlarını çözeceğini iddia edenlerin, bedava araba ve yiyecek konusunda ki şatafatlı vaadleri tabi ki gerçekleşmedi. (bu son satırlar, acaba hala bizim ülkemizde din istismarı altında, kömür çuvalları ve gıda paketleri ile uyutulan halkın ne zaman görüş sahası içerisine girecek, doğrusu merak ediyoruz B.Ö.)
Devrimden sonra kişi başına düşen gerçek gelir düştü ve İranlıların çoğu geçinebilmek için iki ya da daha fazla işte çalışmak zorunda kaldılar.
Bu arada iktidardaki mollalar aileleriyle Kuzey Tahran’ın tepelerinde ki temiz havalı lüks evlerine yerleşmişti. (Ne dersiniz bu yönden bizim ülkemizle bir benzerlikleri olmuş mu? B.Ö.)
Şehrin sokaklarını dolduran, giderek çürüyen ve hırıltılı sesler çıkaran İranlı Paykanlarınh ortasında “güçlü devrimci siyasetçi” diye bağıran pahalı yabancı arabaları kullanıyor ya da şöferlerine kullandırıyorlardı.
Her yeri saran yozlaşma, İranlıların büyük çoğunluğunu (İslam devrimcilerinden) uzaklaştırdı.
En basit muameleler sile rüşvet veya kişisel bağlantılar olmadan yürütülemiyordu.
Mollalar ve yandaşları, Şah’ın bakanlarının yaptığı gibi öğle yemeği için Avrupa’ya uçmuyorlardı. Ancak devletin paralarının nasıl çarçur edildiğinin (halk) farkındaydı.
Örneğin sürgünden dönene dek Ayetullah Humey’nin arabasını kullanan Tahran Çarşısı’nda ki dükkandaki yardımcısı, İran’ın en zengin adamlarından biri oluvermişti.
Meşhur politikacıların düzendeki bağlantılarını kârlı ithalat veihracat tekellerini güvence altına almak için kullanmaktan adları çıkmıştı.
Ancak, rejim bu çürüme sarmalı karşısında devrimci ideolojisine sıkı sıkıya bağlı kaldı ve meşruluğunun yavaş yavaş yittiğini izledi.
(….)
Bu görüntülerin dogmatizmi, İran’da kamusal alana yayıldı ve mollaların cumaları mimbere çıkıp devrimci İslamı, mücadeleyi ve vaazı verirken gün geçtikçe zenginleştiğini hisseden sıradan İranlıların öfkesini besledi…” (sayfa 175-176)
X
Sevgili okurlar:
Hangi ülkede olursa olsun, dini sömürerek iktidara gelenlerin, (sömürmeden gelen sağ iktidar da zaten yok ya…) devleti yönetenlerin pek çoğunun ortak yanları; öbür siyasetçilerden farklı olmayarak; aşırı derece paraya, pula, villaya ve servete düşkün olmaları...
Bizim ülkemiz başta olmak üzere tüm islam ülkelerinde din, her zaman için temiz düşünceli, içinde gerçek Allah korkusu taşıyan kitlelerin sömürülmesinde en büyük etken olmuştur.
Ne yazık ki halen de olmaya devam etmektedir.
Bilmiyoruz halkımız bu gafletten ne zaman uyanacak?
İran örneği, acı bir deneyim olarak ortada.
Kitabın tamamını okuduğunuzda, bir gün gelecek ülkemizde mi İran gibi olacak diye büyük endişeye kapılıyorsunuz…
Kitabı yazanın, (Şirin EBADİ’nin) yüreği ülkesinin sevgisiyle dolu bir İran’lı yazar olması ve ülkesi adına onun acı gerçekleri dile getirmiş olması, son derece dikkat çekici ve düşündürücü değil mi?
(DEVAM EDECEK)
BURHAN ÖZBEY