Yazımın hemen başında şunu söylemek isterim ki her devletin meclisinde az yada çok sandalyeli ancak mutlaka bir milliyetçi parti bulunmalıdır. İktidar olmaktan ziyade milliyetçi partilerin muhalifliği çok daha önemlidir. İçeriden veya dışarıdan gelebilecek her türlü bölücü harekete, emperyalist harekete, memleketi toz duman edecek fikir akımlarına karşı muhalif bir milliyetçi parti her zaman bir emniyet sibobu konumundadır. Nitekim bunun örneğine 80 darbesine giden acı yolda şahit olduk. Tabi ki o mücadele yılları böyle kötü bir son ile bitmemeliydi. Ancak oyun bu ya, eller oynar masadakiler kaybeder.
Konuyu fazla dağıtmadan MHP' nin amel defterine gelelim. 2007 seçimlerinde %14 ile meclise girdi. Her ne kadar iktidar olamasalarda tekrardan mecliste yer alacak olmanın haklı sevincini yaşadılar. Ancak o dönemde zaten çekişmenin üç siyasi parti arasında geçtiğini ve bunun sonucunda MHP' nin mecliste yer aldığını kimse söylemedi. Bu oyların güçlü bir alternatif milliyetçi parti olmamasından dolayı MHP' de yığıldığı o dönem konuşulsaydı belki işler çok daha farklı olabilirdi.
Mecliste ikinci muhalif parti olarak koltuklarına kurulan MHP grubu türban noktasında iktidara verdiği destek ile hem oy verenleri memnun etti hemde memlekete hizmet ile her vatandaşın takdirini kazandı. Ancak bu güzel başlangıç günbegün sihrini kaybetti.
Önce türban konusunda iktidarı yarı yolda bırakarak adeta''sattılar.'' Mecliste bulunduğu süre içerisinde herhangi bir konuyu (buraya dikkatinizi çekmek istiyorum. İlla bir konu değil, herhangi bir konuyu) köklü bir biçimde ele alıp, soruşturup araştırıp iktidara sunacakları bir çözüm üretmediler.
Uluslaralası alanda ''ilişkiyi kesin, ziyarete gitmeyin, selam vermeyin'' diye ahkam kesmek dışında hiçbir girişimde bulunmadılar.
Parti içinde yeni bir yapılanmaya gitmediler. Değişim rüzgarı estirmektense statükoyu korudular. Siyasi yapı olarak kendilerine daha yakın olan Ak Parti' ye karşı ''Ben yapamıyorsam sanada yaptırmam.'' anlayışı ile yaklaşarak taban tabana zıt oldukları CHP ile bir oldular.
CHP' nin köhnemiş zihniyeti ile aynı safta yer alarak geçmişine, tarihine, davasına, ülkücü şehitlere, üç hilale, milliyetçiliğe, tabanının önemli bir kesimine ve Türkeş' e ihanet ettiler.
Kendi tabanının desteklediği anayasa değişikliğine yine ''yapamıyorsam yaptırmam'' gibi bir yaklaşım ile ele alarak karşı çıktılar.
Daha bir çok örnekleri sıralanabilir ancak bu kadarı yeterlidir. Peki, bu parti meclise girdiği günden bu güne hiçbir iş yapmadı mı?
Yaptı...
İki noktada başarılı iş yaptı.
Ülkü ocaklarını, parti teşkilatını kısacası bütün tabanını Ergenekon gibi terör örgütlerinden, kışkırtmalardan, sokak kavgalarından uzak tuttu. Ortalığı karıştırmak isteyenlerin oyununa gelmedi, tabanını bu oyunlardan korudu. Bunu yaparak belki de e-muhtıra olayının daha da kötü noktalara gitmesine engel olan çok önemli bir adım attı.
Yaptığı ikinci iş ise sağ ile solu yaklaştırdı(!). CHP gibi artık küflenmiş bir yolun yolcuları ile aynı türküyü söylemeye başladı. Kendi tabanını sola daha fazla kaydırarak, milliyetçi çizgiden iyice çıkartarak, ocakları ''niteliksiz yığınlar'' haline getirerek sol ile arada ki farklılıkları kaldırmayı başardı.
Tabi bunun sonucunda muhafazakarlık ile milliyetçilik kavramları arasında bir ayrışmaya sebep oldu.
Kısaca toparlamak gerekirse meclise girdiği günden bu güne kadar kendi tabanını kavgadan korumak dışında hiç bir halt yapmayan, çamur atarak ve CHP' nin adeta kuyruğu gibi tavır takınarak bugünlere gelen bir milliyetçi parti seçim günü geldiğinde oy istemeye yüz bulamaz.
Milliyetçilikten, İslam' dan uzaklaşmış ve CHP ile el ele vermiş bir siyasi parti milliyetçi kimliği ile ''yüzsüzce'' oy istediği zaman sandığa gömülmeğe mahkum kalır. Nitekim bu millet yeri geldiğinde DYP' yi yeri geldiğinde ANAP' ı sandığa ve tarihe gömmüştür.
SORUN:
Sağını solunu şaşırıp yolunu kaybeden partiler
ÇÖZÜM:
Yüzsüz liderler grubunun tasfiyesi
anadolu_yurdu@hotmail.com