Bu nasıl medya?
Önce 5 Temmuz 2007 tarihinde internette yayınlanan “Baskı altındayım” başlıklı yazımızın bir bölümünü, izninizle ve tekrar karşınıza getirdiğimiz için “affınıza sığınarak”, sizlerle paylaşmak istiyoruz.
“Baskı altındayım! Nasıl yani? Özgürce yazamıyorum işte. Yazmış olsam da, yazılarımı yayınlatacak gazete bulamıyorum… Ya bizim istediğimiz gibi köşe yazarı olacaksın, ya da ‘yazar’ değil ‘okur’ olarak kalacaksın, diyorlar…
O nedenle ağız tadıyla, özgür irademle yazamıyorum.
‘Peki internet sitelerinde de mi özgürce yazamıyorsun?’
‘Hayır gördüğünüz gibi internette istediğim biçimde yazabiliyorum.’
‘Site yönetiminin en küçük baskı ya da engeli yok.’
Ancak, yazımı internete (bu siteye) gönderene dek, baskı altında tutuluyorum. İnternete de yazı göndermem kimilerini bir hayli rahatsız ediyor…
Gerçeklerleri, doğruları yazan köşe yazarı değil de “düzenin” ve “dümenin” adamı olmam isteniyor.
Türkiye’de yüzde seksen – doksan oranında ki gazeteci ve televizyoncu gibi, iktidarın güdümünde ve dümen suyunda medya mensubu olmam isteniyor…
Ya bu yönde adam olur yola gelirsin diyorlar ya da yazdıklarını, söylediklerini hiçbir yerde yayınlatamaz; kendin yazar kendin okursun, kendin söyler kendin dinlersin demeye getiriyorlar…
‘Başka ne demeye getiriyorlar?’
‘Sen ne ahmak adamsın, çevreni görmüyor musun?
Herkes bir dümen tutturmuş gidiyor, vatanı sen mi kurtaracaksın?
Neyle kiminle kurtarmaya kalkıyorsun?
Gerçekleri, doğruları sadece sen mi görüyorsun?
Basın kulvarında keyfi gıcır giden bir sürü insan, olanı biteni görmüyor mu?..’
Görüyor… Görüyor tabi…
Ancak, onlar etliye sütlüye karışmadan, ‘Aman efendim’ , ‘peki efendim’ ,’haklısınız efendim’ diyerek; ‘çok sevilen(!)’ ve ‘çok değer verilen yazar(!)’ olmanın muhteşem başarısını(!) gösteriyorlar…
Yollarını ve yaşam tarzlarını öyle seçmişler, yani her devrin adamı olmanın plân ve programı içerisinde, zengin ama rezil bir yaşam!..
‘Peki kim/kimler sana baskı basıyor?’
‘Kim/kimler yazılarını internete bile göndermemen için her türlü baskıyı yapıyor ve engel çıkarıyor?’
‘Söyler misin kim bunlar?’
‘Söylesem rezil gidişatı önleyebilecek misiniz?’
‘Baskı altında olan; sayısız gazeteci, köşe yazarı ve televizyon program yapımcısının özgürlüğünü sağlayabilecek misiniz?’
‘Onurlu dürüst ve namuslu gazetecilik yaptıkları için, işlerinden atılıp kapı önüne bırakılan yüzlerce, binlerce gazeteciye iş ve aş mı bulacaksınız?’
Bırakın çark bildiği gibi dönsün!
Gün gelir bir gün belki bu ülke de de özgürlük güneşi doğar.
Gün gelir hep birlikte gerçek bir demokrasi baharı yaşarız.
Satın alınan değil de “satılmayan”,
“Dümenci” değil de “doğrucu”,
“Namussuz” değil de “şerefli” gazeteciler “ahmak” olarak değil “ahlaklı” olarak nitelendirilir…
Sevgili okurlar;
Ne büyük onurdur; yazdığın, yazabildiğin köşende ‘kaya gibi durarak’ gerçekleri haykırmak!...
Ne büyük onurdur; gazeteci/televizyoncu olarak işsiz kaldığın halde, bir yerlere güdümlü medya patronlarının önünde gidip eğilip bükülememek!...
Ne büyük onurdur; satın alınmışlığın utancı içersinde başını dik tutamayan sözde meslektaşlarının önünde “Anıtkabir” şerefini taşırcasına coşup gürlemek!
Ne büyük onur!... Ne büyük onur!. “
X
Gelelim bugün ki konumuza.
Sevgili okurlar,
Ülkemizde bugün ciddi bir medya terörü yaşanmaktadır… Gazete ve televizyon sahipleri genellikle medya patronluğu yanında, büyük işadamı oldukları için, büyük büyük şirketlere sahip olduklarından, önce kendi çıkarlarını gözetmenin peşindeler…
Çıkarlar nasıl gözetilir? İktidarlarla, hükümetlerle can ciğer kuzu sarması olunarak. Çalıştırılan yazarlara, çizerlere, televizyon yapımcı ve sunucularına, “tü kaka” şeyler yazmamaları ve ekranlara “tü kaka” konuları getirmemeleri için yoğun baskılar yapılarak, söz dinlemeyenleri, Donkişotluğa soyunanları derhal kapı önünde bırakarak…
Bugün ülkemizde durum nasıl? Aynen böyle!... Ayak diretenlerin, ben doğru bildiklerimi yazar ve söylerim diyen basın çalışanlarının anında boynu koparılıyor… Büyük medya dediğimiz önde gelen gazete ve televizyonların çoğu, ne hükümeti, ne Sayın Başbakanı ve ne de Sayın Maliye Bakanı’nı üzecek(!) iddia ve konuları sayfalarına ve ekranlarına taşımamanın büyük sadakati ve dikkati içindeler.
Büyük medya ile bağını koparmış bulunan kimi ünlü yazarlar, artık ülkeyi yönetenlere yönelik olumsuz anlamda ki iddiaları internet sitelerinden halka duyurmanın yolunu seçiyorlar… Çünkü yaygın medya büyük ölçüde kılınç ve kalkan konumuna gelmiş durumda… İnsanın iyi ki internet siteleri varmış diyeceği geliyor…
Son günlerin sıcak gündemi ve halkın büyük ölçüde yöneldiği konu, PKK terörü ve bu uğurda can verip şehit olan evlatlarımız… Peki, yaşamın içinde önemli başka olan biten yok mu? Var tabi! Var da bu arada dikkatler tümüyle “Büyük bela” teröre çevrildiğinden, başkaca önemli sayılan konular gözden kaçmaya devam ediyor?
Bu ülkede ünlü bir yazar (Fatih Altaylı), iki gün kadar önce internetteki bir medya sitesinde ülkenin Maliye Bakanının çocuklarına ait firma hakkında önemli bir iddiayı belgelerini de ortaya koyarak kamuoyuna duyurdu.
Okuyanların pek çoğunun ‘vay canına böyle şeylerde oluyormuş’ diye düşündüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Neden hâlâ yaygın basında iddia ile ilgili tek bir haber yok!
Terör konusunu allayıp pullayarak sayfalarına taşımakta birbirinden geri kalmayan ve bu konularda bülbül kesilen anlı şanlı gazetelerimiz ya da televizyonlarımız konuyu niçin sayfalarına ve ekranlarına taşımıyorlar? Niçin televizyonlarda iddiaya yönelik tek bir haber ekrana gelmiyor, gelemiyor? Konu Maliye Bakanının çocuklarıyla ilgili olduğu için mi?
Daha ne söyleyelim Allah aşkına şu bizim sessiz ve suskun medyamız için!
Bu nasıl medya?
BURHAN ÖZBEY
Burhanaozbey@yahoo.com