BU ÜLKEDE KALMA(MA)K ZOR DOSTUM!
Evet bu ülkede isyan etmeden yaşamak ve kalmak zor dostum!
İçinizde volkanlar patlamadan; adaletsizlikler, haksızlıklar, yolsuzluklar karşısında canınızdan bezmeden; dinin imanın namazın maskesine bürünerek, ortalıkta serbestçe cirit atan sahtekârlara kahrolmadan; bu ülkede yaşamak, nefes almak zor dostum zor!...
İşadamı kılığında ki haydutların, hırsızların; medyada, çalışma yaşamında, siyasette köşeleri tuttuğu; emeği ile geçimini sağlayan milyonları köle gibi çalıştırarak sömürdüğü; dürüst ve namuslu olmanın, mert olmanın bir anlam ifade etmediği bir ülkede; “ben bu ülkeden çekip giderim…” isyanına yenik düşmeden yaşamak zor dostum zor!...
Bayramlar - bayram dışı günler- “ölmemek için sürünerek hayata tutunanlar” adına bir şey ifade etmiyor…
Aşağıda bayramda, “gerçek bayram” yapanlardan, bir gazete genel yayın yönetmeninin, bayramın birinci günü çok satışlı gazetesinde yayınlanan köşe yazısından bir bölüm okuyacaksınız…
Kendi ifadesine göre “hayal sayfiyesine” giden ve “tatlı hayat” yaşayan Hürriyet gazetesi genel yayın yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün yazısı şöyle:
“Tansu, "Bayramda beni al, uzaklara, çok uzaklara götür" dedi.
Çok uzaklarda bir yerlerde, güneşin bol olduğu bir coğrafyada çok güzel bir dünyada yer ayırttım.
Hayatım boyunca turizm afişlerinde gördüğüm bir yer.
Hindistancevizi ağaçları altında uzanan kumsallar, masmavi deniz, meyve kokteylleri....
Hani o müthiş soygun filmlerindeki gibi.
Kimsenin aklına gelmeyecek yöntemlerle bankaları, müzeleri soyduktan sonra, parayı yemek için gidilen o hayal sayfiyelerinden biri.
Noel tatili olduğu için zar zor yer buldum.
Çok güç de olsa uçakları ayarladım.
Bir haftalık gezinin parasını yatırdım.
Her şey hazırdı.
Gideceğimiz yerin internetteki bütün fotoğraflarını saatlerce inceledim.
Her şey hazırdı...
* * *
Sonra önceki pazar günü tatsız bir olay oldu ve Tansu, "Ben maalesef gelemeyeceğim" dedi.
Öyle kapris falan değil, gerçekten gelmesine engel bir gerekçesi vardı.
Yani durum şöyleydi.
Aslında ben onu tatile götürmek istiyordum ama o elinde olmayan bir nedenle gelemiyordu.
Turizm şirketini arayıp, rezervasyonu ileri bir tarihe aktarmak istedim.
Oradan, "Gitmezseniz paranız yanar" cevabı geldi.
Noel zamanı olduğu için böyle davrandıklarını söylediler.
Oysa anlamaları gereken bir gerekçemiz vardı.
* * *
Tansu, "Çok yorgunsun, sen git dinlen" dedi.
Doğru, birkaç gün tatile ihtiyacım vardı.
Ama benim asıl amacım onu tatile götürmekti.
İşte o andan itibaren içimde müthiş bir savaş başladı.
Para umurumda değildi.
Bugüne kadar "ne gemiler yaktım" da, bir kaparoyu mu yakamayacaktım.”
X
İşte böyle Fazıl Say dostum!
Uğruna severek canımızı vermeye hazır olduğumuz bu vatan toprakları üzerinde kalmakta, kalmamakta, gerçekten zor!
Gazetesindeki köşesinde, ara sırda da olsa; fakir fukara, gariban yazıları yazan;
Emin Çölaşan’ı karşısına alıp;
“Sen ne yapıyorsun? Bak ne güzel paralar kazanıyor, şurada ne tatlı hayat yaşıyoruz, pahalı şaraplar içiyoruz. Neden etliye sütlüye karışıyorsun, niçin patronun istemediği, Başbakan’ı Maliye Bakanı’nı eleştiren yazılar yazıyorsun? Yazacak konu mu yok? Muhalefeti CHP’yi yaz, kuş gribini yaz…” (*) diyen Ertuğrul Özkök, bu bayramda binlerce kilometre ötede bir “hayal sayfiyesinde” yaşamın tadını çıkarırken, milyonlarca aile bayrama sersefil beş parasız girmiş durumda!..
İşte o nedenle; içinde biraz olsun vicdan kırıntısı, insan sevgisi, hakkaniyet duygusu olanlar için bu ülkede isyan etmeden yaşamakta, kalıp kalmamakta, zor dostum Fazıl say Zor!
Her şeye karşın, yine de içinizden Ertuğrul Özkök gibi bayram yapma duygu ve coşkusu varsa ve kalmışsa; o halde bayramınız kutlu olsun değerli okurlar…
BURHAN ÖZBEY
(*) Bu açıklamalar Bilgi Yayınevi’nden çıkan Emin Çölaşan’ın son kitabı “Kovulduk ey halkım unutma bizi” adlı kitabında yer almaktadır.