Sanki daha fazla onunla olacağım. Yaşamımda tanıdığım en iyi arkadaşımdı.
Buradan kendime büyük bir paye çıkarmak isterdim, ama o herkesin en iyi arkadaşı. Buralarda yalnız kalmak gibi bir egoistliğim olabilirdi.
Eserin pırlanta eşi ,ona yaşamı cennet eden kadın Samra geldi dün. Eser’ini kaybetmişti.
Aslı, Esra, Mert’in öksüzlüğünü yaşamyı, Samra’nın dramını paylaşmayı da başaramadım. Çok zordu.
Herkes kendi dramımı bitirip onlara yaklaşmam gerektiğini söyledi.
Peki benim dramım da çekilir birşey miydi? Eser’in evi içleri kan ağlayan yüzlerce arkadaşı ile doluydu. Eser’in evine son kez gelişini kapıda bekledim. Ne üşüdüm ne ısındım. Bir kez ona yakın olmak istedim.
Pek başaramadım.Sonra Samran’ın ellerinde teselli aradım. Onun asaletinde huzur buldum. Yeni bir Eser’im olmayacaktı, ama onun ailesinin bütün fertlerini bir araya getirip, onun içimdeki ölümsüz tahtını kurabilirim.
Bütün arkadaşları için öksüz demenin ötesinde bir kavram bu.. Eser’siz kaldık.
Samra’ya her yıl gönderdiği yüzlerce kırmızı gül evi sarmıştı. Bunu Samra istemişti. Mühendislik örneği olarak yaptığı evini, bir kral asaleti, gücü, bonkörlüğü içinde yaşattı. Bizler de bu duygusal ve gerçek sarayın misafirleri değil de sahipleri gibiydik.
Evini hepimizin evi haline getirmişti. Yine yiyip içiyorduk.
Eser de bunu isterdi diyorduk. Ne çok dost biriktirmiş, ne çok insan sevmiş, ne çok insan.... Kendini sevdirmiş ve Mehmet’in dediği gibi "en"ler arasındaki birinci sırayı almış.
Artık Samra’nın asil sükünetine sığınacağım. Her zaman olduğu gibi, çocuklarını çok severek kalacağım.