BUGÜN DOĞMUŞUM BEN. ZAFERİN, ASKERİN ORTASINA.
Annem doğum hanenin dışından gelen asker yürüyüşü ve bandosuyla, diğer kardeşlerimden daha emin hangi tarihte doğduğuma!
Sormuş, benim zaferim kızım mı diye! Kim bilir belki 9 ayını tamamlamadan gelişiminde de bir zafer heyecanı yatıyordur.
Kucaktan önce kuvez yüzü görmüşüm o nedenle. Yumuk yumuk gözlerim, yüzümü saran siyah siyah kıllar ve yanaklarımda gömülen gamzeler. Bunlara ilk şahit olan annemle, babaanneme kadar bir güzellik algısı arasında kaybolmuşum. Çünkü babaannem, erken doğum itibariyle evrelerini tamamlamış halimi maymuna benzetmiş.
Bebekliğimin, annemden beslendiğim zamanlarını hatırlamayı çok isterdim. Doyabilmek, uyuyabilmek, kendimi güvende hissetmek dışında bir gayemin olmadığı aylarımı…Teyzem sesimi kasete almış ağlarken, hacıbabamın yassı, üstten kapaklı teyibini çalıştırmaya başladığım andan itibaren elimden düşmeyen kasette çok şey var bana dair. Sadece ağlıyorum. Bilasebep oluşu ne güzel,intakla kirlenmemiş o sesin geldiği yer benim ses tellerim. Ne balgam yapışmış üstüne, ne modül, ne de çatlamış başka bir ses. Oradan duyduğum ses, şimdiki ses kayıt cihazlarından çıkan sesle hiç benzeşmiyor. Mikrofonu eline almış, konuşmaya başlarken boğazını temizleyen, bir iki öksürükten sonra üstüne onur, kişilik ve başkaları ne der’i badar alan bu ses kime ait Allah aşkına?
Bir resmim var yakasındaki maşallahı, aynı yere taktığımda aynı şekilde parlamayan, oturduğu sandalyeye aynı şekilde oturan ama sığmayan, en mühimi objektife aynı şekilde bakmaya çalışan ama gözlerinin ikisini de farklı yerlerde yakalayan. Ne ürkütücü!
Annem ve babamın,“Hülya” demesi yerine “yavrum”’unu tercih eden o diskura, nazar boncuğu gibi muhtaç olan.
Geceleri uyanışımı açlık ve altımın ıslaklığı gibi bugüne getirmeyen büyüklüğümü, aşkın ve girdabın buhranına kapılarak küçülmemle mi anlatsam?
Bir bebek olmak istiyorum ama annemle babamın önceden yaşam öyküsünü izlediği ve sonra bu bizim çocuğumuz olmalı diye hudüs ettiği, doğumdan ölümüme kadar olan zamanı eşeğiyle birlikte kapının önüne bağladığı…Sonra bu varoluşun, kendileri için bir ma’dum yani yok olmak anlamına geldiğinde filmi izlemekle kalmaları…Bebeğin kulağına da 28 yaşındaki hıçkırıklarımı dayayıp, ömrünü, tanımadığı insanın kucağına gitmediği gibi itmesini bildirirdim.
Ya bir bebek olmadan ben olmayı, yada ben iken de bebek olmayı isterdim.
Ben doğdum, yaşıyorum ve yaşlanan gözlerimle yaşlanıyorum.
Gözlerimin kayığından denize değen ellerim gibi yürütüyorum, içimin mürettabatıyla kendimi. Bilmiyorum daha kaçıncı zaferler benden kendisine eşlik etmemi isteyecek?