Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.
Küçükken kitaplığımızda bulunan “eşim ve ben” adlı iki ciltli bir ansiklopediyi kaç kere raftan indirdiğimi düşünüyorum da….Cinselliğe dair öğrenilen şeylerin zararından hariç gözümün gördüğü şeyler olması, bana büyümekten korkmamak adına çok şey kattı. Büyüdüm, hatta şimdi parçalarıma ayrılıyorum, hücrelerim ve kemik iliğim yıkım sürecine çoktan girdi ama Firavun’un çürümeyen bedeni gibi geride kalacağına inandığım tek yerim, ismimin arkasından gelen soyismim. “Okur”olmama, “Okur”olarak yaşamama ve “Okur”olarak kalmama yardımcı olan herkese teşekkürler.
Eşim ve ben’e döneceğim ama yaşamımda hani o eğilip bükülen demirler ile hırsızlardan korunmak için yapılan cam süsleri var ya onun gibi içinde hapis olmama rağmen dışından güzel görünen bir evin yaz kış kurulu sobasından söz edeceğim. Bu sobayı yazın ortasında yakan biri oldu. Gittiğim bilek güreşi müsabakasında hakemlerin faul uyarısını dikkate almadan, yenilgisizliği ilan etmeye çalışan Bulgar yarışmacının hırsı. Maç hakkını yitirse de ben onun finalini bekledim. Çünkü eğilip, bükülerek, ayaklarını birkaç kere yere vurarak kendi gözünden görünenleri kaçıranlar için tekerrür edip duran bir delikanlı vardı karşımda. Sonunda onun maçını 4’üncü de bitmiş saydılar. O benim hırslarımdan farklı olarak oturup ağlamadı. Arkasından gelen takım arkadaşlarının motivasyonuna biraz daha inanarak destek verdi. Bulgaristan ekibinden çok şey bekliyordum ve oldu. Benim favori yarışmacımın maçından sonra hakemlerin masanın altındaki vidaları kontrol etmeleri ve kendi bilekleriyle masayı denetlemeleri onun galibiyetiydi bence. Söylemek istediğine herkesi inandırmış, en azından kafalarda soru işareti bırakmıştı. Hakem gözetiminde rakibin elinin dış yüzeyini bilek güreşi masasının üst yanlarının da bulunan pete değdirip veya pet seviyesine indirerek rakibi yıkmasıyla gerçekleşecek bir zafer ona yakışmazdı. Final maçlarına kalamadığıma üzülüyordum ki(geç saatlere kadar süreceğe benziyordu) gidiş yolundan geri döndüm. Stand’ın kurulu olduğu meydana geri dönerken, okul yıllarımda tören kıyafetlerimin yırtılması yada üzerine bir şey dökülmesi gibi bir panik içindeydim sanki. Çünkü benim hırslı sporcumla konuşabilmem için Bulgarca’ya ihtiyaç duymam diye bir şey de söz konusuydu. Meydanda bulunan, final maçlarını bekleyen birkaç birinciyle fotoğraf çekildim ama o Bulgar yoktu. Yani benim birincim. Pistten uzaklaştığım bir noktada ne göreyim, asi çocuk kendi gurubundan bir arkadaşıyla konuşmakta. Hemen yaklaşıp, İngilizce olarak, maçlarındaki performansının çok etkileyici olduğunu, hırsından gelen yenilmezlik madalyasını boynuna geçirmek istediğimi belirttim. Allah’tan İngilizcesi süperdi. Ayaküstü yaptığımız sohbet bizi bir sonraki turnuvada randevulaşmaya kadar götürdü.
Diyeceksiniz ki, “eşim ve ben”’in, bilek güreşiyle ilgisi ne? Çok ilgisi var, bileğine güvenmeyen yarışa çıkmaz, eşini bulmuş biri başkasına eş olmaz, bilek güreşinin unsurlarından biri yani, hakem tutuşunda birbirlerine üstünlük sağlayamayan rakiplerin elleri kaçtığında bu defa hakem tarafından bağlama kayışla ile bağlanan elleri maç sonuna kadar ayrılmaz. Eşiniz rakibiniz, kayışınız ise aşkınız olsun!
hulyaokur06@gmail.com