Verimsiz bu topraklar; ya havasından suyundan, ya murdar ellerin çirkin oyunlarından ezelden ebede...
Lakin bir şey var elhak, var bir şey mutlak; çünkü çok çorak bu diyarlar, söylerken koparmak istese de dilim kendini...
Yüzyıllar boyu her gece türlü şehvetlerle dökülen onca tohuma rağmen hakıki insan kokulu insan mahsülü alınamıyor bir türlü... Ve işte bak, ‘zinhardan’ dönüyor yine kalbim, diyemeyeceğim ‘hiç’, ‘hiç mi hiç’ diye yine, tüm kızgınlıklarıma ve üzüntülerime rağmen...
Okuduklarımla, gördüklerimle, anlatılanlarla geçmişten bugüne çizdiğim izli yollar, buna yakın inancı iyice dövmeledi lakin artık zihnime, gönlüme...
Kumdan insanlar ülkesi burası; dualarımla düştükçe, her bir ücraya dahi insan kokusu dağıtacak yağmurları dilediğim topraklardan el çabukluğu marifet yetişen...
Göz açıp kapayıncaya kadar büyüyen ve ilk püf de yok olup giden, ömürsüz, ehemmiyetsiz kumdan insanlar...
Üzerine basılan, mayınlarla patlatılan, gemilerden düşürülen, sokak ortasında bıçaklanan, arabalarla ezilen, filikalar içinde kum torbaları yerine istiflenen kumdan insanlar ülkesi...
Sebep belki; toprağın bizzat kendisi yahut katışıklı harcı ya da uğursuz ellerin çirkin büyüleri...
Ama işte kokusuz insanların yetiştiği topraklar her ne nedenle olursa olsun; benim uçsuz bucaksız ovalarım, yaylalarım, tarlalarım... Olmasa öyle, değişilir mi bir insan canı, kumdan torbalara Tuzla filikalarında...
Kokusu değişilir mi hiç dağlardan gelenler insan olsa, üç beş kum torbasına...
Değeri olsa kum çuvalından öte, tıkılır mı onbeş insan bir ufak demir tabutun içine test amacıyla...
Ve ufak, en ufak vicdan kaygısı olsa bu diyarlarda, kum torbaları gibi mezar mezar istiflenir mi insanlar, sadece Allah rahmet eylesin terennümleriyle...
Yok ama merhamet olurdu mutlaka, eğer olmasaydı insanlar kumdan... Sorun kumdan olması insanların... Aynaya bakan da kumdan, ona bakan da...
Kumdan insanların canı olmaz, kendinden öncekiler gibi öyle ya ve unutulup giderler, bir iz bırakamadan arkalarında ve bir daha konuşulmamak üzere bir süre sonra...
İşte bu yüzden yok insanın adı; ‘kumdan insanlar’dan başka...
Tuzladaki çakılsaydı ölmezmiş insanlarımız ama bence burun üstü çakıldı filikamız...
İçinde insanlığımız...
Bundan öncekiler gibi...
Bundan sonra olacaklar gibi...
Çünkü verimsiz bu topraklar, kokusuz insanlar yetişiyor kumdan çamurdan...
Önemi, merhameti, vicdanı, aklı, kalbi olmayan...