Aciz bir kul olduğumuzu anlayamadığımız sürece ne Kuran’ı ne de Peygamberi anlayabiliriz. Acizliğimizi anlayamadığımız sürece ne ailemize ne sevdiklerimize ne Müslümanlığa ne de insanlığa bir şey kazandırabiliriz. Kazandıramadığımız ve kazandıramayacağımız gibi aksine çok şey kaybettiririz ve nitekim sürekli kaybettiriyoruz.
Acizliğimizi anlayamadığımız sürece gururumuza, kibrimize hâkim olamayız. Namaz da kılsak, oruç da tutsak hacca da gitsek, zikir de çeksek gururumuzu, kibrimizi yenemeyiz. Hatta ibadetlerimizden bile gurur ve kibir kazanmaya, acizliğimizin sembolü olması gereken ibadetlerimizden bile enaniyet kazanmaya başlarız.
İşte İslam dünyasında Batı firavunlarını aratmayan firavunların kol gezmesinin sebebi budur. Alnı secdeli nemrutların aramızda cirit atmasının nedeni budur. “Hak, hukuk, adalet” diye yola çıkanların en büyük zalimlere dönüşmesinin nedeni de budur.
Makama, mevkiye ve paraya tapılmasının sebebi de budur!
Zalimlerle mücadele eden kahramanların, kelleyi koltuğuna almış adanmışların, vatan-millet ve mukaddesat için çoluk çocuğunu hedef tahtası yapmış abide ruhların; "rakip gibi görülmesinin, arkadan hançerlenmesinin, kurda kuşa yem edilmesinin, bu uğurda şer odaklarına pirim verilmesinin" sebebi de budur.
Vatan, millet ve din düşmanı zalimlere karşı fiili, kavli ve kalbi dualarla dağ gibi durarak kendilerini iktidara taşıyanların, "Bir gün bile iktidarda kalabilmeleri için" duaya devam edenlerin rakip olarak görülmesinin nedeni de budur.
Siyasetten fersah fersah uzak durmaları gereken millet sevdalılarının, bütün şer güçlerin birleşmesi karşısında "kendilerine ters düşmek, bindikleri dalı kesmek" pahasına siyasete destek vermelerine rağmen, böyle olağanüstü bir fedakârlığı göstermelerine rağmen yine de iktidara yaranamamalarının, yaranmak bir yana rakip ve düşman görülmelerinin nedeni de budur.
Şer güçlerin sağdan yaklaşarak “ Bunlar er geç size rakip olacaklar” tahrik ve dolduruşlarına kolayca kanılmasının ve bir anda dostların düşman, düşmanların dost görülmesinin nedeni de budur.
“Her ne şartta olursa olsun benim dediğim olsun, her ne yapılacaksa ben yapayım, her şartta ben kazanayım, benim kazanmama, benim kazancıma kimse gölge etmesin başka ihsan istemez” anlayışı İslam dünyasının hiç de yabancı olmadığı bir anlayıştır.
İmam-ı Azam gibi dev şahsiyetleri dev âlimleri zindanlarda çürüten, istişare ve şura kapısını kapayıp, sürgüleyip saltanat kapısını sonuna kadar aralayan zihniyet aynı zihniyettir!
“Bizim dediğimiz olacak ve olmalı!” “İyi, doğru ve güzel bir şey yapılacaksa da ben yapmalıyım, biz yapmalıyız” anlayışı, “Biz varken başka Müslümanlara da ne oluyor? Onlar otursunlar oturdukları yerde, bizim sevabımıza ortak olmasınlar!” zihniyeti; peygamber torunlarını Kerbela’da açlık ve susuzluktan ölüme mahkûm eden, peygamberin öpmeye ve sevmeye kıyamadığı fidanları "din adına" "iktidar adına" vahşice doğrayan, mübarek bedenleriyle alay eden anlayışla tıpa tıp aynıdır.
Dindarlıkları, sofilikleri, takvalıkları su götürmez olan Haricilerin; Peygemberimizin "Yetkim olsa yerime vekil bırakırım" diyecek kadar değer verdiği bir şahsiyeti, "Hz. Ali"yi kâfir ve düşman ilan etmelerinin sebebi de aynıdır. "Siz bizim gibi düşünmüyorsunuz" "Bizden değilsiniz" “Güç bende benim dediğim olmalı” "Biz iktidarı kimseyle paylaşamayız" anlayışıdır.
Güzel işlerin yapılmasına olağanüstü bir fedakârlıkla yardımcı olanlara; “Beni gölgeleyebilirler” şeytani vehmiyle düşman olunmasının sebebi de budur.
Şeytanın sağdan yaklaşarak iliklere, hücreler kadar işlemesine kapı aralayan anlayış işte bu Big Men “Güç bende, ben büyüğüm, benim dediğim olacak" anlayışıdır. Aslında imanla, Kuran'la ve peygamberle zerre kadar ilgisi olmayan bu anlayış şeytanın takke ve cübbe giymiş halidir.
HASET ve KISKANÇLIK!
Yere düşen bayrağı kim önce kaldırırsa ona “Bizi zahmetten kurtardınız” diye yürekten teşekkür etmek gerekirken hatta “Beni-bizi zahmetten kurtaran kardeşlerimiz var çok şükür” diye şükretmek gerekirken; “Elhamdülillah yalnız değiliz, bize destek olan yardım eden kardeşlerimiz var” diye dua etmek gerekirken tam aksine “Neden ben değil de o? Neden biz değil de onlar?” anlayışıyla hareket etmek mümince, insanca, hakça bir yaklaşım değildir. Bu ve benzeri anlayışlar nefsin ve şeytanın adi bir oyunudur.
Kıskançlığın, çekememezliğin her türlüsü yanlıştır ama şahsi kıskançlıkların belki nefsi bir izahı yapılabilir fakaaaat ülkeyi, milleti, dini diyaneti ilgilendiren konularda, kutsal davalarda birbirimize çelme takmaya çalışmak hainlikten ve davaya ihanetten başka bir şey değildir. Bu oyuna gelerek hayra mani olanlar belki dünyalarını kurtarabilirler ama ahiretlerini kurtarmaları mümkün değildir.
AH BİR ANLAYABİLSEK!
Bu hayatı, bu bedeni, bu ruhu biz seçmedik. Bu dünyaya biz kendi isteğimizle ve kendi irademizle gelmedik. Kalmak gibi bir seçeneğimiz de yok. Gitmemek kendi elimizde değil ve olmayacak!
Hiçbir şey bizim elimizde değil. Hayatta kalabilmek için gereken gıdaları bile sadece küçük bir gayretle boğazımızdan indiriyor ama gerisine hiç karışamıyoruz. Beslenmenin, hayatta kalabilmenin %99’u yutaktan aşağıda cereyan ediyor. Nefes alıp vermek için de bir şey yapmıyoruz. Kalbimizin beynimizin ve bütün organlarımızın çalışmasını da biz sağlamıyoruz. Bu mükemmel, olağanüstü programı sadece izliyor ve hayretler ediyoruz. Bunu bile bize ait olmayan kalp ve beyinle yapıyoruz.
Bizim olmayan bir bedenle, bir ruhla, bir hayatla, bir dünya ile ve nimetlerle kime ve ne için büyüklük taslıyoruz. “Kalbinde zere kadar kibir bulunan cennete giremez” net uyarısını, gerçeğini ne çabuk unutuyoruz. Kuran ve Peygamber sözleri, uyarı ve emirleri, kimi ilgilendiriyor? Müslümanları değil mi?