“Büyük düşünmek” “3M rüşveti” ve “büyük götürmek”
3M firmasının Türkiye’de dağıttığını beyan ettiği rüşvetlerle ilgili olarak 26 Ekim 2010 tarihinde “3M firması ve yağma sofrası” başlığıyla yazdığımız yazıdan 25 gün sonra, ikinci kez, 21 Kasım 2010 tarihinde yazmış olduğumuz “3M rüşveti”nin soruşturması ne oldu? Takipçisiyiz…” başlıklı internetteki ikinci yazımızda ne yazmışız, önce kısaca onu hatırlayalım:
***
“3M rüşveti”nin soruşturması ne oldu? Takipçiyiz…
Nasıl olsa unuturlar diye düşünüldü ve uyutucu bir açıklama ile konuyu rafa, hatta mazinin çukuruna attılar. Biliyorlar ki rafa giden, çukura atılan biz de bir daha hayat bulmaz…
Neydi gizemli konu?
Dünyanın önde gelen ABD’li küresel şirketlerinden 3M firması hazırladığı raporda; Türkiye temsilciliğinin kamu kurumlarına (belediyelere) rüşvet verip, usulsüz ihaleler aldığını açıklaması...
Basında konuyla ilgili iç soruşturma açıldığına dair çıkan haberlerden bu yana aradan bir ay geçti… Henüz yetkililerden ve siyasi erkten gelişmeler ve süreç konusunda tek çıt yok… Sessizlik sürüyor… Konuşmaya, sormaya da yürekler yetmiyor!..
Ergenekon davasına dair bir konu olsaydı, neler olup bittiğini, kimlerin savcıya ne gibi ifadeler verdiğini, yazı dizisi gibi çarşaf çarşaf yandaş gazetelerde okurduk… Oysa halen ortalıkta 3M adına tek kelam eden yok…
Tıpkı “Deniz Feneri” davasında olduğu gibi…
26 Ekim 2010 tarihli “3M rüşveti ve ‘yağma sofrası’” başlıklı yazımızda bu konuda ne demişiz? Hatırlayalım:
“3M firması ABD’den sesleniyor… “Türkiye’de bazı kamu kuruluşlarına malımı satarken okkalı rüşvetler dağıttım!” Firma, rüşveti kimlere vermiş? kamu kuruluşlarının başında bulunan değerli ve saygın zevata. Hem de iddia ettiğine göre toplam 1,2 milyon dolar gibi korkunç bir para…
Basın günlerdir yazıyor. Ülkede kimsenin kılı kıpırdamıyor ve sen ne diyorsun ve kimi suçluyorsun diye çıkıp firmaya sorabilecek bir babayiğit(!) ortaya çıkamıyor!
3M Türkiye’de rüşvet dağıttım diye tabir yerinde ise bas bas bağırıyor. Bizim taraf susuyor. Kimse çıkıp ortaya 3M yetkililerine demiyor ki:
“Rüşveti, kimlere, hangi kamu kuruluşu ve belediyelerin başında bulunanlara ve adam başı kaç lira verdin tek tek say ve açıkla” diye sormuyor, soramıyor…
Bu nasıl iştir? Bu nasıl “takvadır” (Allah’tan korkmaktır)? Bu nasıl dindarlık ve Müslümanlıktır? İddia karşısında konuşması ve harekete geçmesi gerekenlerin sessiz ve eylemsiz kalması, rüşveti verdiğini iddia edenlerle ayni kefede olabileceği ihtimalini düşünenlerin, ortadaki duruma ve suskunluğa baktığınızda yanlış düşündüğünü söyleyebilmek mümkün mü?
Seni, dürüst ve namuslu ol diye devletin önemli kurumlarının başına yönetici diye getirmişler… Mevki ve makamını kullanarak, hak etmeyenlere aldığın rüşvetler karşılığında, ihaleler verecek ya da onlardan pahalı belki de kalitesiz malları Türkiye Cumhuriyeti’nin kamu kuru adına satın alacaksın…
Sonra da aldığın milyarlık, trilyonluk rüşvetleri cebine koyarak; Camilere gidip cemaatin arasında başı secdeye değen, Ramazanda orucunu tutan insan görüntüsünde “ne iyi yaratık(!)” fotoğrafı vermeye çalışacaksın!
Evet böyle yazmışız…
O tarihten kısa bir süre sonra basında okuduk ki, Başbakan konunun araştırılması ve soruşturulması için, 10 müfettiş görevlendirmiş…
Görevlendirilen müfettiş sayısının 10 olmasına gerek var mıydı? Bu sayı acaba şu anlama gelmez mi? “İktidar olarak bakın konuya ne denli önem veriyor ve duyarlılık gösteriyoruz…” diye topluma mesaj vermek olamaz mı_?
Biz bunun tam tersi düşünce içindeyiz… Konuya girişi, başlangıcı görkemli yaparak, tepkiyi aşağıya çekmek… Sonra da nasıl olsa “balık hafızalı” toplumumuz yaşanan rezaleti her zaman ki gibi çabucak unutacak ve böylece iktidar adına badire atlatılmış olacak diye bir plan ve düşünce ortada olamaz mı?
Pek çokları için bu iyi haberdi ama bizim için değişen bir şey olmayacak… Çünkü ortaya konulan fotoğraf değil, sonuç önemli…
Sonuç ne olacak önemli olan o? Küresel 3M firması, Türkiye’de hangi belediyelerden rüşvet karşılığı iş ve ihale almış ve kendi iddiasına göre hangi belediyelere (yetkililerine) rüşvet olarak büyük paralar vermişti… Bunun ortaya çıkması önemli…
3M firması Türkiye’de bazı kamu kuruluşlarına rüşvet dağıttık diye net ve kesin açıklamada bulunmuşsa, o halde yadsınamaz bir durum var demektir ortada…
Firma rüşvet verdik diye çekinmeden kendi ortaya çıktığına göre sanırız konuyu belgeleyen kasetleri vs. ellerinde mevcuttur… Zira artık Türkiye’de “gizli kasetsiz” (belgesiz) hiçbir iş yapılmıyor, hepimiz biliyoruz…
3M’yi takip edeceğiz…”
***
Evet böyle demişiz…
Aradan iki aya yakın bir süre geçti, “10 müfettişli” soruşturmadan çıt yok.
Görevlendirilen müfettişlerin ne yaptıkları soruşturmanın hangi aşamasına geldiklerine dair, kamuoyuna sızan en küçük bir bilgi yok…
Oysa Türkiye’de ki bütün büyük belediyelere resmi bir yazı yazılacak, 3M firmasına ihale verip vermedikleri verildiyse tutarının ne olduğu sorulacak. Bu iki üç günlük bir iş…
Alınan sonuç kamuoyuyla ön bilgi olarak paylaşılacak. Sonra da firmaya gel bakalım rüşvetlerini hangi belediyelere ne tutarda, nasıl ve hangi yetkililere verdiğini açıkla denilecek.
Hangi firma rüşvet vermeden verdim der? Ergenekon iddiaları dizi film gibi anında, online olarak neredeyse bütün detayıyla dakika dakika kamuoyunda izleniyor, “3M firması soruşturması” ve “Deniz Feneri” davasından tıs yok…
Böyle bir adaletsizlik hangi ülkede olur bilemiyoruz…
İnsanlar artık kendi adaletlerini kendileri oluşturacak duruma geldi… Öyle ya hükümete güvenme, savcılara güvenme, yargıçlara güvenme, müfettişlere güvenme, devleti cemaatlerin ele geçirdiğine dair iddialar ayyuka çıkmışken işin sonu nereye varacak.
Hiçbir dönemde AKP kadar toplumu ayrıştıran ve yandaş üreten, toplumda kin ve nefret duygularını azdıran siyasi iktidarlar başa gelmemiştir…
Başbakan, adeta tek başına korku odağı haline gelmiş durumda!
Herkes, kendi partisindekiler bile Başbakan’dan ürker, korkar hale gelmiş vaziyetteler... Başbakan’ın televizyon ekranlarında ki konuşma yaparken ki görüntülerine bakın; hiddetten, şiddetten ve kızgınlıktan ağzına geleni söylüyor… “Şerefsizlik!” , “Alçaklık!...” artık sıkça kullandığı kelimeler oldu…
Bu tablo hiç hoş değil… Yakın gelecekte çok kötü şeylerin olacağından korkmanın abartı olmadığını önemle belirtmek isteriz…
***
Başka bir konuya geçelim ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’ na kulak verelim.
İşte söyledikleri:
“Büyük götürmek:
Sayın Başbakan, senin mali sicilin, mali geçmişin temiz değil. Önce bunu bil. Eğer ‘Benim mali sicilim temizdir’ diyorsan ve yüreğin varsa senin yandaş televizyon kanallarından birinde gel karşıma çık. Sayın Başbakan bize ders veriyor. Diyor ki, ‘Biz büyük düşünüyoruz, onlar da büyük düşünsün.’ Eyvallah. Büyük düşünmeye eyvallah. Biz her zaman büyük düşünüyoruz. Türkiye’nin 50, 60, 100 yıl sonrasını düşünerek, yatırımlarınızı yapın, hesabınızı yapın, uygulamalarınızı yapın, eğitim sistemini düzenleyin, Türkiye’yi çağdaş uygarlığa taşıyın. Her zaman söyledik ama biz size ’büyük düşünün’ derken ’büyük götürün’ demedik.
Sicili temiz değil
Sayın Başbakan diyebilir ki, ’Efendim biz büyük götürmedik.’ Niye söylüyorum? Senin yandaş televizyon kanallarından birisine gel, ben AKP’nin kimlere nasıl büyük götürdüğünü belge belge önüne koyacağım. Gelsin bakalım. Onun için Başbakan’ın mali sicili temiz değil. Etrafına baksın…” (Basından- Vatan- 5 Aralık 2010)
***
Bizim bir şey söylememize gerek var mı? İşte güzel ve talihsiz ülkemin sıcak gündemi!..”
Acaba Sayın Başbakan, Kılıçdaroğlu’nun televizyon davetine olumlu yanıt verecek mi? Yoksa, beklenildiği gibi; biz başka işlerle uğraşıyoruz, millete hizmet vermenin yoğun çalışması içindeyiz, kaybedecek vaktimiz yok mu diyecek(!) Bekleyip göreceğiz…
BURHAN ÖZBEY