Cahil, cühela içinde; dili destursuzları görünce irkilirim...
Yadırgamam cahilleri hiç, eksildikçe artan kendi cehaletimi hatırlarım hep çünkü, bu böyle bilinsin isterim...
Beni küstüren; destursuzlar!.. Bazen dilsiz olmalarını yeğlerim...
Bilmezler arasında; aymaz kükremeleri duyunca ürperirim...
Kastım; bilmezler değil, bilmediğine aymayanlar, böyle anlaşılsın isterim...
Bana kulaklarımı tıkatanlar, zalim dili kara, fütursuz demagoglar!.. Ara sıra kendi böğürtüleriyle kulakları patlasın isterim...
Korkarım; koca ağızlarıyla gerçekleri(!) anlatan bilgelerden(!).. Düşman değilim zinhar!..
Ama bilmez misiniz; o bilgeler hem benden yanadır, hem herkesten... Çok yüzlüdür gerçekleri(!)..
Ağzını yaya yaya, çevirip dolaya iki kelimeyi, göğsüne fazilet yaftalayanlardan inan Allah öyle korkarım ki!.. Hem gülerim, hem üzülürüm içimden... Ne ilginçtir; kaçacak delik bulsam, o lahza sığışırım hem...
Bu yüzden bazen koca ağızlarıyla kendilerini yutsunlar isterim...
Sıtkım sıyrılır; sık sık tokmak vurup hepimizin ortak masasına, anlar arası değişik değişik hükümler biçenlerin yüzsüzlüğünden...
Bazen tokmakları başlarına çalsalar da bir gayret, doğada olmayan yeni bir ses bulunsa isterim...
Enstrümanın adı da; ‘cehalet tokmaklı aymaz insan kafası’, olsun madem...
Midem bulanır, tiksinirim; gözlerini pörtletip, dinlemeden carlayanlardan...
Bazen, keşke gözleri yuvalarından çıksa da yenileriyle değiştirseler diye, el açıp dua ederim Yüce Allah’a!..
Ben karartırım, susarım; bilenler, anlayanlar, düşünenler kaçarak gider evine onları görünce; ve ardından koca meydanda delice bir kakofoni duyulur...
Adı; ya cahil cühela ve bilgi, bilge düşmanı kara zihinli, ya hayat mizanpajcısı(!) hain, ya insan katili zalim...