Son Haberler
27.05.2012 Pazar 21:28
USD 1,7570 EUR 2,3630 EUR/USD 1,3449 IMKB100   59737/%0,00
ISTANBUL Perşembe: 15°C/21°CCuma: 15°C/22°CCumartesi: 14°C/23°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

CAPİTAL : SIRA DIŞI ŞÜPHELİ
05.07.2010 14:00

ANKARA, 04/07(BYE)--- Bulgaristan'da yayımlanan Capital gazetesinin 3 Temmuz 2010 tarihli internet sayfasında, Tsvetelina Manolova ve Ognyan Georgiev imzalarıyla ve yukarıdaki başlık altında yer alan haberin çevirisi şöyledir:

--Erdoğan, Dünyanın Türkiye Hakkında Farklı Düşünmesini Sağladı--

Filistin şehirlerindeki sokaklar Arap dünyasındaki popülariteyi ölçmek için en doğru göstergedir. Birçok bebek artık onun ismini taşıyorsa, birçok pankart onun yüzü ile resimlendirilmişse demek ki Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Arapların kalbini fethetmiş. Hatta Beyrut ve Kahire gibi şehirlerde bir politikacı için tezahürat yapılması, Orta Doğu'da ciddi bir değişiklik olduğunu gösteriyor. Bunun temel nedeni, Erdoğan'ın İsrail'in Gazze'ye giden Türk yardım filosu saldırısına gösterdiği sert tutum. Erdoğan'ın, "Türkiye'nin düşmanlığı dostluğu kadar güçlüdür. İsrail yaptıklarının cezasını çekmeli. İsrail'in yalanlarına doyduk, İsrail hükümetinin yaptıkları başkalarından çok kendine zarar veriyor" sözleri cesurca olduğu gibi biraz da şok ediciydi. Sivri üslubuyla İslamcı Başbakan, Gazze'de neler oluyor diye şaşkın şaşkın bakan dünyanın dikkatini "Türkiye nereye gidiyor?"a odakladı.

--Sözlerin Ötesinde--

Türk Başbakanın, Gazze'ye yardım götürecek bir sonraki gemiye kendisinin de bineceği yönündeki açıklaması beklenenin ötesindeydi. Bu davranışı, müttefiki ABD'yi ve yıllarca üyelik için mücadele verdiği AB'yi rahatsız etti. Bugüne kadar Washington ve Brüksel Türkiye'yi Orta Doğu'daki barışın potansiyel ara bulucusu olarak gördü. Ancak bugün Türkiye, İsrail'in en büyük "sözlü" düşmanı ve İran'ın en iyi dostu. Arap dünyasına dönüş Batı'da şüphe uyandırıyor. Bunu Erdoğan da anlamış olmalı ki ülkesinin AB hedefinden vazgeçmediği açıklamasını yapmak zorunda kaldı. Başbakanın açıklamalarını takip edenler için bu ateşli sözler hiç de şaşırtıcı değil. Capital'e konuşan Hürriyet gazetesi köşe yazarlarından Oktay Ekşi şöyle diyor: "Tarife gerek yok, onun nasıl bir insan olduğunu anlamak için konuşmalarının 15 dakikasını dinleseniz yeterlidir. Çok 'yakıcı' bir kişilik, bu çok açık. Erdoğan'ın duyguları, Davos Zirvesi'nde konferans salonunu sert bir şekilde terk edişiyle de belli olmuştu ve İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'i, 'Ülkeniz öldürmeyi çok iyi biliyor.' şeklinde suçlamıştı. Suriye ile İsrail müzakereleri için çaba sarf eden Türkiye'nin çalışmasını yakından takip edenler şunu iyi biliyorlar: Türk Başbakan anlaşmaya ramak kaldığına inanıyordu ki İsrail ordusu Gazze'deki Hamas'a savaş açtı ve böylece bütün planlar suya düştü." Oktay Ekşi, Başbakanın İsrailli yetkililerden rahatsız olmasına neden olan bir şahsi sebep olduğuna da inanıyor: 2006 yılında Erdoğan'ın konvoyu İsrail ordusu tarafından durdurulmuş ve kontrol için 1,5 saat bekletilmiş. Diplomasiye çok aykırı olan bu davranış Erdoğan'ı çok sinirlendirmiş.

Erdoğan'ın yaptıklarının ardında dış politik amaçlar "yatıyor" gibi görünüyor, aslında çok derin olan bir şey var: Türkiye'deki seçmeni memnun etmek. Bu seçmenler de genelde İslamcı ve Amerikan karşıtı orta sınıftan oluşuyor. Tokyo Hitotsubashi Üniversitesinde öğretim görevlisi ve Orta Doğu uzmanı Dimitır Beçev, Capital'e yaptığı konuşmada şöyle diyor: "Bu çok güçlü bir motif. İslamcıların iktidara geldiği günden bugüne iç ve dış politika arasındaki bağ çok daha 'direkt'. Bu tür davranışlar Türkiye'ye her zaman kâr getirmiştir, AK Partinin dışındaki sert çekirdeği bile etkiliyor. Ayrıca, bu sadece spekülasyon bile olsa, AK Partinin ordu ile savaşını dahi etkiliyor. Ordu, 90'larda Türkiye'deki İsrail lobisiydi. Türkiye'nin İsrail konusunda yaptığı eleştirilerde aslında bir değişiklik yok, daha 2002 yılında Başbakan Bülent Ecevit, 'Filistinlilere soykırım uygulanıyor' demişti."

--İslamcı Demokrat--

Fakat Erdoğan çok farklı; sadece davranışlarıyla değil kapsama alanıyla da... Son yıllarda onun yönetimiyle diplomasi yolunda çok emin adımlarla ilerleyen Türkiye, zamanında Washington'un "uydusu" rolünde iken şimdi Orta Doğu'nun "başrol oyuncusu.” Time dergisi onu boş yere en etkili 25 liderden biri olarak ilan etmedi. Dergi, Erdoğan için, "Ayakta kalabilme konusunda uzman; problemli bir bölgeyi yeniden şekillendirebilecek potansiyele sahip bir lider" diye yazdı.

Kemal Atatürk'ten sonra hiçbir Türk liderin adı Arap ülkelerinde bu kadar yüksek sesle söylenmemiştir. Siyasi yaşam kariyerinde, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, ardından en etkili İslamcı partinin lideri ve başbakan olarak sözleriyle provokasyon yaratmaktan hiç çekinmedi. Belediye Başkanı iken Erdoğan, "demokrasi, tramvay gibidir. Durağa geldiğinde inersin" demişti. Buna benzer başka açıklamalarından ve İslamcı geçmişinden dolayı Erdoğan'a güvenle bakılmamış, ona Türkiye'nin aydın rejimini yıkmak için gizli planlar kurduğu şüphesiyle yaklaşılmıştır. İstanbul'un fakir mahallesinde büyüyen Kasımpaşalı Türk Başbakan, "her zaman bununla suçlandım" diye itiraf etti. Türkiye'yi dine sevk etmiş, üst düzey askeri görevlilerin darbe girişim suçlarını su üstüne çıkararak tutuklanmalarını sağlamış olsa da Erdoğan, "demokrasi tramvayı"ndan inecekmiş gibi görünmüyor. Bir itirafında, politikaya olan ilgisinin Adnan Menderes'in ölümüyle ortaya çıktığını söylüyor. Adnan Menderes, demokratik yolla seçilen ilk başbakan. Aydın, fakat aynı zamanda kendinden öncekilere göre dine karşı oldukça hoşgörülü olan Menderes, 1960 yılındaki askeri darbe sonrası iki bakanla birlikte asılmıştı. Başbakan olmadan önce New York Times'a konuşan Erdoğan, "bazı kişiler bu tür olaylara çok üzülür ve amaçlarından vazgeçerler. Bende ise üzüntü, politikayı daha da cazipleştirdi" dedi.

Akıl hocası ve İslamcıların ilk lideri Necmettin Erbakan'a göre, Erdoğan daha ılımlı ve bu da Batı'nın desteğini sağlıyor. Washington ve Brüksel'deki politikacılar Erdoğan'ı bölgedekilere, din ve devlet işlerinin uyum içinde yürüyebileceğine dair iyi bir örnek olarak görüyor. Dışişleri Bakanının "komşularla sıfır problem" doktrini Ankara'ya iyi puanlar kazandırdı. Ve bunlardan olsa gerek, Türkiye'nin uzun zamandır beklediği AB üyeliği müzakereleri şansı Erdoğan hükümetine verildi.

--Köprüleri Yakmak--

Fakat Türk liderin, eski partnerlerden İsrail'e karşı tutumundaki ani değişiklik herkesin kafasını karıştırdı. Erdoğan sadece birkaç ay önce Filistin, Suriye, Katar ve Suudi yetkililerle görüştü ve hepsi de Erdoğan'ı övdü. Hatta Suudi Kralı, Erdoğan'a İslam'a hizmet ettiği için ödül dahi verdi. TRT'nin Arapça yayın yapan "El Türkiye" televizyon kanalının açılışında Erdoğan; Kahire, Umman, Kudüs ve Gazze'nin birbirlerine bağımlı şehirler olduğunu, sınırların ve duvarların hiçbir anlamı olmadığını, kardeşleri hiç kimsenin asla ayıramayacağını vurguladı. Bu anlamda İsrail'e atılan bu "top" anlam kazanıyor. Yahudi devleti aslında yaptıklarıyla Türk lidere çok yardımcı oldu, ama sanki Türkiye'nin kurmak için bu kadar çaba harcadığı köprüleri "yakmak" için özel olarak uğraştı. New York Üniversitesinden Prof. Alon Ben Meir, Capital'e şöyle diyor: "Tahran üzerinden İsrail'i eleştirmek çok büyük bir hata. Türkler bu şekilde dürüst, gerçek ara bulucu imajını kaybetti, İsrail artık onların tarafsızlığına inanmıyor."

Yıllardır Orta Doğu'da barış müzakerelerinde görev yapan Ben Meir, Arap ve İsrail bakış açılarını çok iyi biliyor ve "Erdoğan ilk yıllarda çok etkili oldu, ancak başarı onun başını döndürdü ve şimdi kendini Türkiye'nin ikinci Atatürk'ü gibi görüyor. Erdoğan, ABD'nin sorumluluklarını yerine getirmediğini ve özellikle de Irak'tan çekildikten sonra oluşacak boşluğu Türkiye'nin doldurabileceğini sanıyor. Fakat bu çok büyük bir hayal ve korkunç bir hata. Hiçbir Arap ülke, Türkiye'nin İran konusunda gerekeni yapacağına inanmıyor. İsrail ve ABD'nin Tahran'la mevcut sorunu gerektiği şekilde çözeceğine inanan Arap liderler, İran'ı büyük bir tehdit olarak gördüklerini ve Türkiye'nin barış elçiliğine inanmadıklarını, Tahran'ın da amaçlarına ulaşmak için herkesi kullanmakta olduğunu söylüyorlar." açıklamasını yaptı.

--Bir Adım İleri, Bir Adım Geri---

Erdoğan, her ne kadar deneyimli, olaylardan "sıyrılabilen" bir lider olsa da önüne zorluklar çıkmaya devam edecektir. Daha geçenlerde Türkiye, Brezilya ve İran'ın ortak formülü üzerine anlaşma yapıldı ve İran, uranyum takasının Türkiye'de gerçekleştirilmesini kabul etti. İran ve Batı arasında krize neden olan bu konu için Türkiye'nin anlaşma imzalaması çok "safça" bir davranıştı ve Ankara ABD'den oldukça sesli olan "şamarını” yedi. BM Güvenlik Konseyi, Brezilya-Türkiye anlaşmasını göz önünde bulundurmaksızın İran konusunda yeni ve daha ağır yaptırımlar için oylamaya gitti. Bilindiği gibi Suriye- İsrail anlaşması başarısızlıkla sonuçlandığında Erdoğan çok etkilenmişti. Orta Doğu uzmanı Dimitır Beçev, Mısır ve Suudi Arabistan'da halk arasında yabancı bir siyasetçinin ününün artmasının o ülke yöneticilerinin pek hoşuna gitmeyeceğini söylüyor ve "O, Arap ülkelerini kötülüyor, son filo olayında Mısır'ın da İsrail tarafında olduğu anlaşıldı, yani görüntü hiç de hoş değil." diyor.

Fevri hareketleriyle Erdoğan şimdilik Orta Doğu'nun kalbini fethetmiş durumda. Fakat, bunun amacı Türkiye'nin iki önemli partnerini -ABD ve AB'yi- birbirine karşılıklı kötülemekse Erdoğan gerçekten de tarihte ismini koymak istediği yerde olamayacak.

YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.