CARACAS’TA KUŞLAR ARTIK ÖTMÜYOR
Millet olarak, son yıllarda çok önemli şeylerimizi yitirdik…
Her şeyden önce, Sayın Başbakan’ın “onlar” diye nitelediği “bizler”, bizleri “biz” yapan değerleri yitirdik. Çok değil 35 – 40 sene öncesine kadar millet ve ülke olarak böyle miydik?
Birlik beraberlik ruhu gitti, karşılıklı güven gitti, kardeşlik ve dayanışma ruhu gitti, sevgi saygı, dostluk ve arkadaşlıklar gitti. milli ve manevi değerlerimize bağlılık gitti, Ulu Önder Atatürk’e verdiğimiz sözler ve yeminler, geleceğe umutla bakabilme duygu ve beklentisi gitti.
Yerine;
Karşılıklı kin ve nefret, düşmanlık, etnik ayrışma, çıkarcılık, bana necilik, vurdumduymazlık, kısa zamanda köşe dönmecilik, vurgunculuk, yobazlık, Cumhuriyet ve laiklik düşmanlığı geldi oturdu kara talih gibi içimize.
Ülke göz göre göre elimizden kayıp gidiyor, biz hâlâ uçuruma gittiğimizin ayrımında değiliz. Hâlâ büyük devletiz bize bir şey olmaz martavalı ile kendimizi kandırmayı sürdürüyoruz…
Küresel sermaye, işbirlikçi mütareke medyasını yanına alarak bütün acımasızlığıyla filin zücaciye dükkânına girmesi gibi her şeyi kırıp dökerek ülkenin adeta bağrına geldi oturdu!
Yabancı sermaye diye diye ülkede milli sermaye ve mili ruh bırakmadık. Üretim ve istihdam, ülkelerin var oluşlarının ana kaynağı ve dayanağıdır. Soruyoruz size son beş yıldır hangi üretim ve istihdamdan söz edebiliriz. Yaptığımız sadece küresel sermayenin bekçiliği. Hayata yeni atılan gençlerimiz de onların şirketlerinin kapılarında sadece güvenlik görevlisi.
Gençlik için iş, aş, ev bark, huzurlu ve güvenceli yaşam artık kelimenin tam anlamıyla bir ütopya!
Kültürel ve ekonomik alt yapıları olmayan insanlar, akın akın büyük kentlere hücum edip yaşama tutunmanın yolunu seçtiler. Bugün hepsi açlar. Kent merkezlerinde ki görkemli yaşamlara dış bileyen potansiyel düşmanlar durumundalar. Teknolojinin yarattığı kolaylıklara sahip olma arzularına bütçeleri yanıt vermeyince her türlü saldırganlığın içine girip, kırdılar, döktüler, çaldılar çırptılar.
Chavez’in Venezüalla’sında zengin ve mutlu azınlık, artık halkla iç içe yaşamaktan korktukları için, ileri teknoloji ile korumalı binalarda kalabiliyorlar. Caracas’ın zengin mahallelerinde kuş artık ötmüyor. Çünkü zenginler yüksek duvarlarla çevirdikleri evlerini korumak için çevre duvarlarının üzerini ayrıca elektrikli tellerle çevirdiler.
Tellere konan kuşlar bir bir öldüler.
Türkiye’de de gidiş o yönedir.
Bir bir ölmeye mahkum, bir yanda kuru ekmek bulamaz duruma gelen milyonlar, öbür yanda halka masal okuyarak sülale boyu zenginleşen çocuklarına gemiler alan, fabrikalar kuran siyasi erkler ve çevresindekiler. Halk kıçına don alamaz duruma gelmişken, daha üç beş yıl öncesine değin ayda bir elbise değiştiren dini bütün zevat eşleri, bugün günde üç elbise değiştirir duruma geldiler.
Bütün bunların yanında ekonomik açıdan dar ve sınırlı yaşamlara mahkûm edilenler; kaçınılmaz olarak açlık, yoksulluk ve çaresizliğin pençesine düştüler. Bu insanları kömür ve gıda çuvallarıyla uyutarak oylarını kapan siyasi erkler ise, ömürleri boyu görmediği ve göremeyecekleri bir ihtişam içindeler!
Peki bu düzeni kim yarattı?
Halkı “bizler” ve “onlar” diye ikiye ayıranlar ve tabi ki bildiğimiz siyasetçiler, sonra da her türlü kötü gidişatı çıkarları uğruna yıllardır görmemeye çalışan “çıkarcı holding medyası!”
Son beş yıldır, ülkeyi yönetenlerden öncekiler gibi, sürekli tatlı masalar dinledik. Bugünü değil hep yarını umut olarak önümüze sürdüler. Günleri aç ve yoksul geçiren insanlara önümüzde ki 10 – 15 yılın ne denli güzellikler getireceğini pompalayıp, sanal alemde ülkemizi dünyanın en güçlü on ülkesi konumuna getirdiler.
Oysa kendileri, aileleri, sülaleleri, yakınları, yandaşları zenginlik merdivenlerinde hızla tırmanırken, onları başa getiren halkı tam anlamıyla açlık, yoksulluk ve sefalet çukuruna ittiler. Kömür ve gıda paketleriyle uyutulup ayakta tutulan halk kitleleri, içinde bulundukları fecaatin durumunu ne yazık ki ancak yeni yeni anlamaya başladılar…
Sonuç:
Öyle bir toplum durumuna getirildik ki;
Başı örtülü kıçı açık, midesi boş, umudu tükenmiş, beyni din sömürüsü ile uyuşturulmuş, kömür ve kuru bakliyatla ayakta tutulmaya çalışılan, çaresiz ve tükenmiş bir toplum!
Hâlâ Sayın Başbakan, elinde mikrofon, ülkede yüz güldürecek tek bir somut ekonomik gelişmeden, üretim ve istihdamdan söz etmeden daha doğrusu e d e m e d e n, tutturmuş sürekli “biz” ve “onlar” dayatmasında!
Kimmiş bu Sayın Başbakan; “biz”, “bizler” ve “onlar” diye tutturduklarınız?
Ortada “biz” diye bir şey mi kaldı ki, “siz” ve “sizlerden” den başka!
BURHAN ÖZBEY