Gece ölür hasetler...
Kızgın bir komedyenin, yaptığı sinematografik uzun metraj
şakasından mütevellit; içinde bulunduğu toplumun duygu, akıl ve his seviyesine
çoğu zaman tepeden bakmış bir matbuatın ve günegün ona malzeme olan ünlü
simaların yazdıklarından, söylediklerinden, demeçlerinden biriktirdikleriyle;
‘sabrım sana saygılıyım ama ben de insanım’ nidalanmalarıyla; öfke tükürükleri
ve gülmekten uzak diş göstermelerle verdiği, altında ‘daha neler demek
istiyorum da, ah benliğim, karakterim, seviyem, sevenlerim, aklım’ saklı mesajını
barındıran belagatlarında, art niyet aramak, terbiyesizlik, cüretsizlik,
tahammülsüzlük sezinlemek yahut hadsizlik işaretlemek doğruymuş gibi gelmiyor bendenize...
Komedyenlerde, alev topu gözleri sığdıracak yer bulamasam da
mizah anlayışım içinde; Kel Hasan Efendi’nin kavuğuna fiilen veliaht bir adamın
başına gelenleri film şeridi gibi sarınca tepemde haklılık tesliminde bırak beis
görmeyi, gecikmişlik hissettim kendimde...
Ve kendisine hakaret derecesine varan eleştirilere de kucak
açan matbuata verdiği beyanatlarından ateş alarak bazı hayat gerçeklerini
yinelemek isterim acizane!..
Hezeyansız insan, ölü insandır... Ölü insanların film
seyrettikleri görülmemiştir...
Haset dilin, düşük, edepsiz uçkurdan farkı yoktur...
Bir kulak arkası olarak her dem hatırlamalı ki, mürekkepin
nereye bulaştığı önemlidir insan siluetinde... Kiminin yanak kenarında birikmiş
gizli bir zehir, kiminin dudağından akan kuduz bir tükürük...
Bilgi, dürüstlük, samimiyet boyası, adalet terazisine ağırlık
olduğu ise az görülür...
Hırsızlık yaftası, her zaman dayanıklı kanıtlarla çalınmaz omuzları
geniş göğüslerin üzerine mertçe... Bazen kıçtan alınan bir bokla bulandırılır, bazen
yerden kapılan bir avuç çamura karıştırılır, ispat unsurlarının zayıflığında...
İtibar edip, cevap vermek boka, çamura el sürmek demektir... Ve zinhar parlak
zekalara kaçınması tavsiye edilir...
Hafızanın kuvvetli olması güzeldir... İnsanı
olgunlaştırır... Lakin bellek kinin tetikleyiciliğinden ve yakışmaz
hoyratlığından uzak durmak gerekir...
Ve hiç unutulmamalıdır; argo, kötü söz ve büyük küfür
arşivinden daha fazla şeye ihtiyacı vardır bir şaka erbabının, ince düşünüş
ustasının, zarif çizerin; milyonlarca izleyici toplayabilmesi için... Bunu
becerebilenler hiç mi hiç meyletmemelidir tacizlere, ‘tahrik oldum ama’
yeltenmeleriyle...
Sabır dayanamayıp gitse, terketse de ruhu; zarif çizerler,
pir mizahçılar kendilerine hükümranlıklarını asla kaybetmemelidirler; giden
sabra şaka yollu takılacak kadar büyük bir heybetle...
Gerçekler göz ardı edilip, yeni karalamaların işaret
fişekleri olarak servis edilmemelidir ve; ‘beyin göçü’ gibi lüzumsuz ve
mesenetsiz kelamlar...
Nimetlerin kaynaklarına hakaret sayılır heyhat!..
Kaçınılmalıdır, bu tip yanlış manalardan...
Son sözler olarak...
Hınçlı gulyabaniler gece basar...
Haset, el ayak çekilince insanı yakalar...
Gırtlak yutkunamaz olur çiğ düşünceleri, duyguları...
Hayat başarısızlıkları, birer birer acımasız kurşunlara
dönüşür karanlık vakitlerde...
Ve gece uyumaz kıskananlar, ölürler can çekişerek bir an
evvel sabah olsun diye...
Varın nasıl fırladıklarını yataktan siz düşünün...
Hele bir de yazar, çizer, konuşur sayfasındansa bunlar...
Sana gülmemek ayrıcalık olamaz Cem Yılmaz...
Büyük ahmaklık ve aptallıktır onun adı olsa olsa...
Gafiller ve cahiller ‘RRRrrrr’ lara sığınırlar...
Ve her seferinde başka harflerden terane okurlar,
okuyacaklar...
Bizimse tercihimiz, ‘ALKIŞLARRRrrr’, ‘ALKIŞLARRRrrr’, ‘ALKIŞLARRRrrr’...