1-Yasin(Ey İnsan), 2-Vel Kuran-il hakim( Hikmetle bu Kuran’a andolsun), 3-İnne Keleminel Mürselin(Ki sen, elbette gönderilen elçilerden birisin), 4-Ala sıratin müstakim(Dosdoğru bir yol üzerindesin) 5-“Tenzil elazizirrahim”(Çünkü bu vahiy, her işinde mükemmel olanın, en merhametli olanın katından indirilmiştir.
Güzel süremiz Yasin’in 5.ayetinden ilham aldım bu yazı için. O ayette kim bilir belki Tenzile Erdoğan gibi mümineleri muhatap alınarak indirildi? Kur'an-ı Kerim'in vahiy vasıtası ile Peygamberimize (A.S.M.) tedricen indirilmesi manasına gelen ‘Tenzil’ in Kuran’da nerede geçtiğini anımsamak için birkaç ayeti geçirdim zihnimden ve sonunda Tenzile Hanımın, yeryüzüne indirdiği 'Tayyibi' yol gösterdi bana...
Bir anne için, evladının arşa yükselişinde bile bir endişe vardır. Bu gönül nasıl hissetmesin; onun Başbakanımız için kaç gece uykusuz kaldığını, her telefonda ya da kapı zilinde kötü haber alacağı korkusunu yaşadığı için koltuğundan kalkmaya mecalinin kalmamasını, siyaset arenasını nasıl da savaş meydanı olarak gördüğünü ve oğlunun cihadının kollarında sona ermesinden nasıl da korktuğunu, canını milleti için siper ederken, önüne gerilmekte bir anlık tereddüt yaşamayacağını, Müslümanlık bilincine, evlatlık hasretini nasıl gömdüğünü, oğlunu kalabalığa karşı konuşurken, birinin hain emellerine kurban verecek diye mitinglerinden nasıl kaçtığını, televizyona çıkar çıkmaz, karnının açlığını, uykusunu alamadığını hissedecek diye nasıl kanal değiştirdiğini, kendi ülkesinin saadetinin yanında diğer ülkelerin bekası için koştururken, aslında bütün dünyalara bedel olan oğlunun yorgunluğundan kederlenmemek için ibadete kendini verip nasıl unutmaya çalıştığını, evladının fedakarlığı karşısında pes edip, tam bir gönül rızası içinde değilse de onu Müslüman alemine bağışlayarak, torunlarıyla nasıl teselli bulmaya çalıştığını, kendisini ziyarete geldiğinde o yüzden şaşırdığını, öbür alemden çıkıp gelmişcesine yanıbaşındaki varlığını kabullenmekte zorlandığını, bir anne olarak evladına yaptıklarının çok önüne geçmiş; insanlık adına yaptığı hizmetler karşısında mahcubiyetini ve aşağılanma duygusunu gizleyemediği için yüzünden eksik etmediği buruk ifadeyi…?
"Hiçbir yaş, anne eksikliğini ortadan kaldırmıyor.” diyen Ahmet Taşgetiren gibi Erdoğan’ın gücünden eksilen parçayı görmek istemiyorum.
"Zavallı anneciğimin gözyaşları hiç dinmedi. Siyasete atıldıktan sonra yaşadıklarım onu çok üzdü. Televizyonda benimle ilgili bir haber duyduğunda hep ağlıyor, 'oğlum senden ne istiyorlar' diye. Ben de onu öyle görünce sarılıp, 'anneciğim olur böyle şeyler, üzülme' diyerek teselli ediyorum." derken bile annesinin kaygılarıyla hayatının dinamitlerini nasıl azalttığına, hırslarını nasıl frenlemeye çalıştığına dikkat çekmek istercesine…Çünkü onun canının nöbeti bir tek onda, o nöbeti bırakırsa, canının nöbetlik bir kıymeti kalmayacak.
O artık annesinin koruyucu dualarından, merhametinden, esirgeyişinden mahrum ama burada devreye girecek olan bizleriz…Tıpkı, Erdoğan’ın, Sultangazi'deki konuşması sırasında, dikkatini çeken, hemen sarılıp, kendisine verilmesini istediği şu pankarttaki gibi:” "Evladın bizimle, biz varız yanında. Bayramın kutlu olsun Tenzile Ana"

Sabah hıçkıra hıçkıra ağladığım görüntü ise şu oldu: "Erdoğan annesini taşıyan cenaze arabasındaydı” makam aracında değil…Annesini son yolculuğunda; omuzlarında, yüreğinde, başının üstünde taşıyabilecekken, en kötüsü cenaze arabasına razı olmasına dayanamadım…O an içim parçalandı desem yeridir. Annesi ile birlikte mezara koyacağı gözlerinden mi, yoksa onu dik tutan kasların artık bir işe yaramadığından mı, dünyaya gelişine vesile olan bedenin toprakla yeksan olmasından sonra varlık nedenini tamamen yitirmesinden mi, karşılıksız sevginin, karşılığının kaybolmasından mı, artık sadece taşlara ‘anacım’ diyecek olmasından mı, bundan sonra hiçbir zaman birinin çocuğu olamayacağından mı, artık ellerine sarıldığında; kanını, iyiliğini, sevgisini kendi bedenine aktaran bir transfüzyonun kalmayışından mı bilmiyorum ama kendisini cenaze arabası ile birlikte nereye koyduğunu çok düşündüm…
Sizin algınız yeterse yazın…Bir başka ölüm anı, bu empati için bize yardımcı olur belki diye paylaşıyorum…Hz. Muhammed(5 Yaşlarında) annesi Hz. Amine ölürken annesinin başucunda idi. Âmine annemiz, oğlunun yüzüne bakarak şunları söyledi:
"Ey mübarek çocuk! Ey dünyaya bulaşmadan bir konup, sonra uçup giden güvercin (Abdullah)'ın oğlu! Baban her şeyin sahibi ve her şeyi bilen Allah'ın yardımıyla oklarla kura çekildiği günün sabahı yüz güzel deve karşılığında kurban edilmekten kurtulmuştu. Eğer rüyamda gördüklerim çıkarsa sen bütün insanlığa gönderilecek ve helâlı-haramı öğreteceksin. İnsanları hakikate ve İslam'a ulaştıracaksın. Baban İbrahim'in dininde olacaksın. Allah seni bütün putlardan korusun. Senin davan insanlık durdukça devam edecektir. (Bu sözlerden sonra dedi ki) . Her diri ölecek, her yeni eskiyecek, her yaşlı dünyadan ayrılıp gidecektir. İşte ben de ölüyorum. Fakat adım ebediyyen kalacak. Çünkü arkamda bir hayırlı ve tertemiz bir evlat bırakıyorum."
hulyaokur06@gmail.com