Son Haberler
10.02.2012 Cuma 06:37
USD 1,7550 EUR 2,3310 EUR/USD 1,3282 IMKB100   60162/%0,00
ISTANBUL Cuma: -1°C/3°CCumartesi: -1°C/5°CPazar: 1°C/6°C

Havadurumu ayarlari

Lutfen havadurumunu goruntulemek istediginiz sehri listeden seciniz.

CHP LİDERİ BAYKAL(2): NİYE 28 ŞUBAT'IN HESABINI SORMUYORSUNUZ?
16.03.2010 17:57
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 28 Şubat'tan sonra "İyi ki yapıldı, Türkiye rahatladı, Türkiye'nin önü açıldı" diyerek, kendi siyasetlerinin önünün açıldığını gören insanların şimdi bu olayların en büyük ıstırabını yaşamış olanlara demokrasi dersi vermeye kalktığını ifade eti. Baykal, "Siz önce o 28 Şubat süreci içinde hangi ilişkiler içine girdiğinizi, bu 28 Şubat'ın sizin siyasi istikbalinize hangi katkıları yaptığını bir açıkça gündeme getirin, bir değerlendirelim. Niçin acaba herkese bir kulp takıyorsunuz da 7 yıl önce, 10 yıl önce yapıldığını söylediğiniz olayların hesabını soruyorsunuz da daha dün 28 Şubat olaylarının hesabını sorma gereğini niye duymuyorsunuz?" diye konuştu. -Baykal, CHP'nin, bütün askeri müdahalelere karşı somut tavır takındığını belirterek "Böyle fiili müdahalelerin içinden çıkıp gelmiş bir siyasi parti ve siyasi kadro olarak açıkça ifade ediyorum ki askerin siyasete müdahalesinin karşısındaki en büyük güvence CHP'dir. Gene bu askeri müdahalelerin içinden başı dik, alnı ak, onuruyla çıkmış bir siyasi kadro olarak açıkça ifade ediyorum ki TSK'ya karşı yapılacak bütün tertiplerin karşısında da gene CHP vardır" diye konuştu.


ANKARA (ANKA) - CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, 28 Şubat'tan sonra "İyi ki yapıldı, Türkiye rahatladı, Türkiye'nin önü açıldı" diyerek, kendi siyasetlerinin önünün açıldığını gören insanların şimdi bu olayların en büyük ıstırabını yaşamış olanlara demokrasi dersi vermeye kalktığını ifade eti. Baykal, "Siz önce o 28 Şubat süreci içinde hangi ilişkiler içine girdiğinizi, bu 28 Şubat'ın sizin siyasi istikbalinize hangi katkıları yaptığını bir açıkça gündeme getirin, bir değerlendirelim. Niçin acaba herkese bir kulp takıyorsunuz da 7 yıl önce, 10 yıl önce yapıldığını söylediğiniz olayların hesabını soruyorsunuz da daha dün 28 Şubat olaylarının hesabını sorma gereğini niye duymuyorsunuz?" diye konuştu.
Baykal, partisinin Meclis Grup toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye'nin insan haklarının güvence altında olduğu demokratik bir hukuk devleti olabilmesi için asgari bazı ihtiyaçlar olduğunu, bu çerçevede Türkiye'de camiye, kışlaya ve mahkemeye siyasetin sokulmaması gerektiğini belirtti. Siyasetin camiye girmesi durumunda caminin herkesi kavrayan, kucaklayan, siyasetin üstünde, insana insan olarak bakan bir anlayışın dünyası olmaktan çıkacağına işaret eden Baykal, "Siyaset ayrımcılıktır. Adı üstünde "parti' ayrıştırmak demektir. Siyasi partiyle dini karıştırdığınız zaman dine büyük zarar verirsiniz, siyasete de çok büyük zarar verirsiniz" dedi. Siyasetin özünün sorgulama, ikna etme ve değiştirme olduğunu kaydeden Baykal, dinin inanca ve teslimiyete dayandığını, dinde sorgulamanın bulunmadığını söyledi.

-"DİN İLE SİYASETİN KARIŞTIRILMASI DAİMA BÜYÜK SIKINTILAR YARATTI"-

Siyaset ve dinin karıştırılmaması gerektiğini vurgulayan Baykal, şöyle konuştu:
"Bunun karıştırılması bütün toplumları tarih içinde daima çok büyük sıkıntılar yaratmıştır. Biz bu dersi devletimizin kuruluş dönemlerinden itibaren çok doğru bir şekilde aldık, siyaseti dinin ötesinde kendi alanında tutmayı önemli saydık. Dine saygı her şeyin ötesinde ama siyaset de kendi kurallarıyla işleyecek. Laiklik dediğimiz bu, dine saygı, dinin gereğinin dini alanda etkili olması ama siyasetin, hukukun, eğitimin dini dayatmalarla yönlendirilmemesi, ilahiyat olarak, inanç olarak, iman olarak dinin herkesin ruhunu aydınlatması, ışıtması, herkesin onu en güzel şekilde yaşaması, paylaşması, gereğini yerine getirmesi... Ama siyaseti oradan yönlendirmeye kalktığın zaman olmaz. Bütün bunlar hep yaşandı. Ne görüyoruz, bu temel ilke, kutsal bir anlayış bu. Bu anlayış son zamanlarda ihlal edildi. Ben bunu bir siyasetçi olarak söylemiyorum. Anayasa Mahkemesi bir karar verdi. Dedi ki "Sen laikliğe karşı eylemlerin odak noktasındasın.' Bu bir hüküm. Bu benim siyasi suçlamam değil, yargının, mahkemenin hükmü. "Sen bu ayrımı gözetemedin' arkadaş demiş. Birinci noktada bir zafiyet var, bu zafiyeti biliyoruz. Bu zafiyete sürüklenmesin istedik, Türkiye bu zafiyete, partiler, iktidar sürüklenmezse güçlenir, önü açılır. Buraya partiler sürüklenir, hele iktidar sürüklenirse o ülke karmakarışık olmaya başlar. İşte başımıza gelen bu. Oralardan başladı. Birinci ilkede böyle bir şaibe duruyor."

-"SİYASETE GÖRE ORDU YAPMAYA KALKARSAK SIKINTI DOĞAR"-

Baykal, konuşmasında ordu-siyaset ilişkisini de değerlendirirken, "Siyasete göre ordu yapmaya kalkarsak, siyasete göre silahlı kuvvetler yapmaya kalkarsak, siyasi partiye göre silahlı kuvvetleri yönlendirme arayışı içine girersek buradan çok büyük sıkıntılar çıkar. Tarihimiz bunun pek çok örneğiyle doludur. Bu da uzak durulması gereken bir olaydır. Mesafeli, Anayasa'ya, hukuka, sivil yönetime elbette saygı anlayışı içinde ama mesafeli bir ilişki bu alanda mutlak ihtiyaçtır" dedi. Ordu-siyaset ilişkilerinin hukuka, yasalara uygun bir biçimde çalışır hale getirmesi gerektiğini belirten Baykal, "Bu konuda son zamanlarda maalesef sıkıntılı günler yaşıyoruz. Bakınız elbette Türkiye'de siyasetle ordu ilişkisinin engebeli bir geçmişi var. Askeri müdahaleler yaşandı. Buradan kaynaklanan korkuların, tedirginliklerin, sıkıntıların kendisini sürdürüyor olması doğal. Ama bu korkuların, kaygıların Türkiye'yi bu açıdan yeni sorunlarla karşı karşıya bırakmaması en temel ihtiyaçtır" diye konuştu.

-"BÜTÜN ASKERİ MÜDAHALELERE KARŞI SOMUT TAVIR TAKINDIK"-

12 Mart 1971 ve 12 Eylül 1980'de Hükümet'e ve parlamentoya yönelik etkin sonuçları olan askeri müdahaleler olduğunu söyleyen Baykal, şöyle devam etti:
"Bu olaylar şunu hep birlikte kabul etmeliyiz ki Türkiye için çok ciddi dersler çıkarılması gereken bir laboratuar konumunda olmuştur. Ve biz CHP olarak 12 Mart'a da, 12 Eylül'e de bütün askeri müdahalelere de lafta değil, çok net, çok somut bir biçimde karşı tavır takınmışızdır. Bizim askere saygımız vardır. Türkiye'de silahlı kuvvetlerin büyük önem taşıdığına inanıyoruz. Silahlı kuvvetlerin sakınılması, korunması gerektiğine, Türkiye'nin silahlı kuvvetlerini güçlü tutmaya çok büyük ihtiyacı olduğunu en iyi biz biliyoruz ama gene biz diyoruz ki herkes kendi işini yapacaktır. Asker askerliğini yapacaktır, siyasetçi siyasetçiliğini yapacaktır. Bu ilke etrafında daima tavır takındık. 12 Mart'a da net bir şekilde bizim siyasete alet edilmemize, silahlı kuvvetlerin gölgesinde siyaset yapma anlayışına girmemizi kimse sağlayamadı. Türkiye'nin o dönemi mutlaka en kısa zamanda mutlaka aşması gerektiğine hep beraber inandık bütün CHP'liler ve o doğrultuda büyük bir mücadele verdik ve çizgimizi o netlikte oturttuk."

-"ASKERİN SİYASETE MÜDAHALESİNİN KARŞISINDAKİ EN BÜYÜK GÜVENCE CHP'DİR"-

Baykal, 12 Eylül'de de CHP'nin askeri müdahaleye karşı tavır aldığını, askeri müdahalenin bütün acılarını yaşadığını ifade ederek "İnsanlarımızın haksız yere, ciddi bir karar olmadan tutuklandığı, gözaltına alındığı, aylarca yıllarca bu tutuklukların sürdürüldüğü, acıların yaşandığı bir dönemin içinden geçtik, sürgünlere gönderildik. Ve 1 gün bile ne silahlı kuvvetlere karşı, ne de demokrasiye olan inancımıza yönelik bir tereddüt içine girmedik. Ve şimdi Türkiye'de demokratik rejim işliyor. Böyle fiili müdahalelerin içinden çıkıp gelmiş bir siyasi parti ve siyasi kadro olarak açıkça ifade ediyorum ki askerin siyasete müdahalesinin karşısındaki en büyük güvence CHP'dir. Gene bu askeri müdahalelerin içinden başı dik, alnı ak, onuruyla çıkmış bir siyasi kadro olarak açıkça ifade ediyorum ki TSK'ya karşı yapılacak bütün tertiplerin karşısında da gene CHP vardır" diye konuştu.

-"SİZ ÖNCE 28 ŞUBAT'TA HANGİ İLİŞKİLER İÇİNE GİRDİĞİNİZİ AÇIKLAYIN"-

Kimsenin bu askeri müdahaleleri kendi özel hesapları için kullanmaya kalkmaması gerektiğini dile getiren Baykal, şunları söyledi:
"Kimse kendi hesabını görmeye, intikamını almaya, kendi amaçlarına ulaşmaya yönelik bir arayış içinde bu yaşadığımız tarihi kullanmaya kalkmasın. Herkesin hesabı ortada. 28 Şubat, 28 Şubat diyorlar. 28 Şubat'tan sonra "İyi ki yapıldı, Türkiye rahatladı, Türkiye'nin önü açıldı' deyip kendi siyasetlerinin önünün açıldığını gören insanlar şimdi bu olayların en büyük ıstırabını yaşamış olanlara demokrasi dersi vermeye kalkıyorlar. Siz önce o 28 Şubat süreci içinde hangi ilişkiler içine girdiğinizi, bu 28 Şubat'ın sizin siyasi istikbalinize hangi katkıları yaptığını bir açıkça gündeme getirin, bir değerlendirelim. Niçin acaba herkese bir kulp takıyorsunuz da 7 yıl önce, 10 yıl önce yapıldığını söylediğiniz olayların hesabını soruyorsunuz da daha dün 28 Şubat olaylarının hesabını sorma gereğini niye duymuyorsunuz? Birilerinin 10 yıl önce, 7 yıl önce aklından darbe yapmayı geçirmiş olabileceği iddiasıyla en büyük suçlamaları yapıyorsunuz da resmen darbeyi yapmış, suçsuz insanları asmış, binlerce insana ıstırap çektirmiş olanlardan niye hesap sormuyorsun?"

-"MASUM İNSANLARA HAKSIZ SUÇLAMALAR YAPAN ANLAYIŞI REDDEDİYORUZ"-

Baykal, hiçbir siyasetçinin, yaşanılan olayları şimdi kendi siyasetinin dayanağı haline dönüştüremeyeceğini ifade ederek, "Hepimiz bu ülkede demokrasi istiyoruz. Hepimiz bu ülkede silahlı kuvvetler, saygın, bütünleşmiş, görevini yapan, güçlü bir kurum olarak varlığını sürdürsün istiyoruz. Ama kenarından köşesinden müdahale edip oraya buraya çekmeye çalışan, masum insanlara haksız suçlamalar yapan, büyük acılar yaşatan, insanların intiharlarını kaçınılmaz kılan, haksız yere aylarca insanları gözaltına alıp tutuklayan 3 yıldır süren bir davanın içinde hala bir türlü doğrudürüst bir sonuç alamamış olan bir zihniyeti, bir anlayışı da reddediyoruz. Silahlı kuvvet ilişkisi önemli, elinizi çekiniz silahlı kuvvetlerden, uydurma gerekçelerle, yapay bahanelerle Türkiye'nin kurumlarını tehlikeli, sıkıntılı bir sürecin içine sokmayınız" diye konuştu.

-"TÜRKİYE CUMHURİYETİ'NDE EMEVİ HUKUKU İŞLEMEYECEKTİR"-

Yargı-siyaset ilişkisine de değinen Baykal, "Mahkemede siyasetin ne işi var? Hakimle politikacının ne işi var? Mahkemeye siyasi partinin müdahalesinin ne gereği, ne yararı var" diye sordu. Anayasa değişikliği maddeleri arasında olduğu söylenen Meclis'in HSYK ve Anayasa Mahkemesi'ne üye ataması önerisini eleştiren Baykal, "Sen daha mahkemede hesabını verememiş bir insansın. Sen kimsin? Mahkemelerin kapattığı partilersiniz. Mahkemenin hakkında hüküm verdiği partiler elele vereceksiniz, Türkiye'de yargıyı yeniden siz tayin edeceksiniz. Bunlara seyirci kalmak hiçbir şekilde mümkün değildir. Adalet siyasetin üzerinde olacaktır. Siyasetçi adalete karışmayacaktır, mahkemeye, hakim seçmeye karışmayacaktır. Türkiye'nin şartları bunu böyle gerektiriyor" diye konuştu.

-"TÜRKİYE'DE HÜKÜMSÜZ İNFAZ VAR"-

Türkiye'de "gizli tanık skandalı" yaşandığını ifade eden Baykal, Türkiye'nin en önemli mevkilerindeki insanların yalnızca gizli tanık ifadelerine dayanılarak suçlandığına dikkat çekti. İddianamelerin "acı, ıstırap verici" olduğunu söyleyen Baykal, "Türkiye Cumhuriyeti'nde cumhuriyetin hukuku işleyecektir. Türkiye Cumhuriyeti'nde Emevi hukuku, Muaviye hukuku işlemeyecektir" dedi. Baykal, tutuklamaların infaza dönüştüğünü dile getirerek "Yargısız infaz diyorlardı ya, yargılı infaz var şimdi. Ama hükümsüz infaz. Yargı var, ama hüküm yok, karar yok. İddianame var. İddianame ve infaz. İddianamenin bizatihi kendisi çünkü bir infaz aleti" diye konuştu. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç'ın uzun tutukluluk süresini eleştirdiğini anımsatan Baykal, "Aklıbaşında AKP'li ve ona yandaş medya ve aydınlar hariç Türkiye'de yaşanmakta olan bu yargılama uygulamalarını, yargılama tatbikatının adaletsiz, haksız, kabul edilemez olduğunu görmeyen kimse kalmamıştır. Bütün millet gördü bunu. Elin yabancıları da gördü, Türkiye'de dağdaki çoban da gördü. Bütün millet gördü biliyor ki adaletsizlik yapılıyor, haksızlık yapılıyor, yanlışlık yapılıyor. "Canım, olabilir, biz amacımıza ulaşalım da o arada kurunun yanında yaş da yanıversin.' Olur mu böyle bir şey? Bunda adalet var mı? "Kurunun yanında yaş yanıversin' sözünü vicdanına sindiren insanda adalet vardır demek mümkün mü?" diye konuştu. Baykal, yargının Hükümet'in de, Meclis'in de dışında, bağımsız olması gerektiğini söyledi.

-"TÜRKİYE'Yİ KİMSE NEMRUT MUSTAFA PAŞA MAHKEMELERİNE MAHKUM EDEMEZ"-

İstanbul işgal altındayken işgal kuvvetlerinin talimatı ve Damat Ferit Hükümeti'nin işbirliğiyle adalet facialarının yaşandığını anlatan Baykal, Boğazlıyan kaymakamı Mehmet Kemal Bey, Diyarbakır Valisi Mehmet Reşit Bey ve Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey'in Ermeni tehcirindeki ihmalleri nedeniyle yargılandığını belirtti. Urfa Mutasarrıfı Nusret Bey'in suçsuz bulunmasına rağmen İngiltere, Fransa ve Ermeni patriğinin talebi üzerine Damat Ferit Hükümeti'nin emriyle askeri mahkemede yeniden yargılandığını ve idam cezasına çarptırıldığını, 8 Şubat 1919'da idama mahkum edilmiş olan Diyarbakır valisinin intihar ettiğini kaydederek "Onur intiharları oluyor, biliyorsunuz, her dönemde demek oluyormuş" dedi. Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey'in 10 Nisan 1919'da Beyazıt meydanında asılarak idam edildiğini, Nusret Bey'in de 5 Ağustos 1920'de idam edildiğini, daha sonra yönetime gelen Tevfik Paşa Hükümeti'nin, askeri mahkemelerin kararını inceleme altına aldığını ve Nusret Bey'in suçsuz yere idam edildiğini karara bağladığını, bunun üzerine askeri mahkeme başkanının tutuklanıp yargılandığını ifade eden Baykal, "Bu mahkeme Nemrut Mustafa Paşa mahkemesidir. Türkiye bu günlere Nemrut Mustafa Paşa mahkemelerinden geçerek geldi. Türkiye'yi tekrar Nemrut Mustafa Paşa mahkemelerine kimsenin mahkum etmesi mümkün değildir" dedi.(ANKA/SON)
(HH/ÖMR)
YORUMLARINIZ
Henüz bir yorum yapılmamış.
Bu sayfaya yorum yazarak tarihe not düşün.

Share on Facebook