CİPLE GİDERKEN OTOBÜSTEKİLERE AĞLAMAK…
Klasikleşmiş bayram yazıları yazmayı sevmeyiz…
“Bugün bayram” ya da “Eski bayramlar” başlıklı ve içerikli yazıları okumayız… Biliriz ki o tür yazılar çoğu zaman, zorlama ve adet yerini bulsun türü yazılarıdır…
Yaşamımız boyunca bayramlara sempatiyle bakmadık. Toplumun genelini sarıp sarmalamayan sevince, “bayram” coşkusuyla yaklaşmak inandırıcı olmaz…
Klasik açıklama ve söylemlerde bulunmak istemiyoruz ama üzerinde duracağımız konu, ister istemez birkaç klasik tanımlı cümle kurmamızı gerektiriyor…
“Komşusu aç yatarken kendisi tok yatan bizden değildir.” Hz. Muhammed “
“Biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar” Atasözü.
“Zenginin parası züğürdün çenesini yorar” Atasözü
2009 Türkiye’sinde, ülkemizde gelir adaletinin olduğunu ve milli gelir pastasının hakça dağıtıldığını kim söyleyebilir?.. 20 milyon dolayında insanın resmen aç ve yoksul durumda olduğu bir ülkede, geçim derdinden inim inim inleyen insanlardan nasıl bir bayram coşkusu beklenebilir…
Bayrammış!.. Ne bayramı? Kimin bayramı?
Bacası tütmeyen, sofrasında aşı ekmeği olmayan hanelerde bayram mı olur?
Ramazanda gidip görseydiniz, kentlerin büyük meydanlarında ramazan çadırlarının önüne mahkum edilmiş, uzun aç sefil insan kuyruklarını!..
Gidip görseydiniz, Sultanahmet’te yerlere serilmiş örtülerin üzerinde iftar yapan rengi kaçmış, derisi kurumuş, gıdasız ve bakımsız insan yüzlerini!..
Gidip görseydiniz Eyüp’te, Oruç baba türbesinin önünde ölülerden himmet bekleyen, cahil cühela bırakılmış umarsız insanlarımızı!..
Bayrammış. Zavallılık yaşam biçimi olmuş insanlarımızla mı bayram sevinci yaşayacağız?..
Kim ne derse desin. Bu ülkede her bayram derin bir acı ve ızdıraptır…
Yaşama tutunamayanların kaderinin yarattığı “keder günü”dür…
“bir gün arabayla giderken, yanımdaki otobüse baktım, tıkış tıkıştı! Yağmur da yağıyordu, hava çok soğuktu. O an otobüse daha fazla bakamadım ve kafamı çevirdim. Gözyaşlarıma hakim olamadım. Çünkü ben o otobüsteki insanların ne düşündüğünü çok iyi biliyorum. Ben de otobüse biniyordum. Dragos’tan binip, Mecidiyeköy’e geçiyordum ve bir saat sürüyordu. O yüzden obüstekilerin ne hissettiğini iyi biliyorum."(TV Sunucusu Esra Erol)
İşte sorun burada… Ciplerdekiler ve otobüslerdekiler…
Duraklarda saatlerce otobüs bekleyen; kul adaletinden ümidini kesmiş kurtuluşu Yüce Tanrı’nın himmetine bağlamış, umarsız, dışlanmış ve oy deposu haline getirilmiş insanlar…
Öbür yanda, nereden, nasıl kazandıkları belli olmayan servetleriyle tatlı hayat yaşayan ve yaşamları boyunca kimseye hesap vermek gibi bir talihsizliğe uğramamış ve uğramayacak olan mutlu azınlık…
Yatları katları, villaları, gemileri, gemicikleri, altınları, pırlantalarıyla ve büyük olasılıkla daha ortaya çıkmamış servetleriyle “vatan millet aşkından ölüp bitenler(!)”
İstisnalar dışında, son model lüks ciplerde gününü gün edenler, milyon dolarlık villalara, gemilere, gemiciklere sahip olanlar, bir gün gelip “otobüslerdeki umarsız “yaşama tutunamayanlara” hesap vermedikçe, kimse ülkede sosyal adaletin varlığından söz etmesin ve yakın gelecekte de böyle bir olacağından umutlu olmasın!..
X
Sonuç:
Allah’ın huzurunda ki hesap masasına oturmadan önce; bu dünyada kul önünde hesap vermesi gerekenlerin “hesap gününü” görmedikçe; ezilmiş, dışlanmış, kandırılmış, sömürülmüş, çaresizleştirilmiş insanlarımızın ruhu ve bedeni huzura kavuşmayacaktır.
BURHAN ÖZBEY
Burhanozbey41@gmail.com