Çizme...
Karıştırıyorum bazen ne demek istediğimizi... Anlayamıyorum tam kastettiğimizi...
Seçemiyorum meşrebimizi... Kestiremiyorum gerçek niyetimizi... Tanımlayamıyorum ses, yüz ifadelerimizi...
Vurgular da olmasa...
Bazen suçlayacak hiçbir şey yokken, varken ama bulamazken, varken ama bulmam engellenirken; kelimeleri, cümleleri velhasıl dilimi suçluyorum en kısa yoldan; ne geldiyse başımıza hepsinde büyük sorumluluğun var diye...
‘Çok anlamlı deyimlerin mahvetti bizi, herkes vurgusunu hakkıyla veremiyor ki...’ diye bağırıyorum ona...
‘Çizmeyi aştı...’ diyorsun mesela mübarek dilim...
‘Haddini aştın, sözlerinin maksadını sorgula, hizaya gir, secdeye gel gafil secdeye, bre melun destur de kendine, atını geri bağla hele, hadi oradan’ gibi manalar canlanıyor aklımda ilk fasılada...
Bir korku peydahlanıyor içimde o lahza, büyük şimşekler tepemde celalleniyor, ha düştü ha düşecek münasebetsiz bir yere, Allah’ım sana sığındık...
Böğrüme bir darbe yiyecekmişim gibi hissediyorum... Sıkı sıkı yönetilecekmişim gibi acı bir çarpıntı kaplıyor yüreğimi... Seferber olacakmışım gibi geliyor yine vatanın her karış toprağına... Belli belirsiz kahramanlıklara itileceğim sanıyorum...
Gültepe sokaklarında, markasını seçemediğim aniden bastıran mermiler arasında annemin kucağında beni kurtaranlar, şimdi benim kucağımda annemi kurtaracaklarmış zannediyorum...
Sonra; şaka yapıyor dilim kendince bana herhalde deyiveriyorum gülerek ve söyleniyorum...
Öyle demek istemedi bence, yanlış anladın sen cahil!.. Dedi ki o; biz çizmeyi aşmışız artık!.. biz çizmeyi çoktan aşmışız!..’
Açmışız bağcıkları, güzelce yıkamışız memleketin dört bir yanından toplanmış çeri çöpü, çamuru, toprağı, boyayıp, parlatmış ve törenden törene, görevden göreve giyer olmuşuz...
Oh be!.. Öyle mutluluk yayılıyor ki yüzüme...
Ama yine de kızmadan edemiyorum dilime;
Çok anlamlı deyimlerin mahvetti bizi, herkes vurgusunu hakkıyla veremiyor ki!..