Çok yaşasın kekemeler...
Gözümün gördüğü kekemelerle, hatipler arasında bir kıyasa yeltenmek pek akıllıca değildi galiba...
Uçurumlardan yuvarlanmış gibiyim, hatiplerden yana...
Gerçekler; cümlelerden çok uzak bu dünyada...
Kelimeleri; delik paraşütler gibi üstat-ı sözlerin...
Çok yaşasın kekemeler!..
Sonu kocaman bir şelale olan azgın nehir sularında boğuşuyor gibiyim, hatiplerden yana...
Dalgalar; çok daha sert ve büyük söylediklerinden!..
Öğüt kulaçları; faydasız çırpınmalar gibi...
Işıklar aranıyor gibiyim, bir karanlık dehlizde, hatiplerden yana...
Tatlı rüyalar dilekleri kabul edilecek gibi değil, acımasız doğada...
Rüya hikayeleri; gizli kabuslar gibi...
Çok yaşasın kekemeler!..
Sukutu hayal içindeyim, hatiplerden yana... Hatipliğimden yana...
İtiraf-ı aşk; hutbelere, nutuklara benzemiyor kürsüden!..
Hele anlatılanları yorumlamak; yorumlansın diye anlatmaya hiç!..
Çok yaşasın kekemeler!.. Bin bir yolunu bilirler anlatmanın, anlaşmanın!..
Keskindir gözleri, uyanıktır kulakları!.. Kendi seslerine yoktur hayranlıkları...
Ve bilirim, doğuştan değildir hepsi... Bilgelik ve sabır vardır özünde bir çok kekemenin...
Gözümün gördüğü kekemelerle, hatipler arasında bir kıyasa yeltenmek pek akıllıca değildi galiba...
Hayat; elini sallayıp, ses oyunları yapmakla açıklanamıyor salt...
Birsürü insanlı meclislerde şakımakla çözülemiyor, çözdürülemiyor...
Önü alınmaz su gibi akıp duran kekemeleri kıskanıyorum...
Çok yaşasın kekemeler!..